Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Müjde ey dil ki dem-i ‘ayş u meserret geldi
Ḫaber-i feyż-res-i va‘d-ı ‘ināyet geldi
Nice müjde es̱er-i feyż-i ṣafā-baḫş ile
Cismüñe cān ten-i bīmārıña ṣıḥḥat geldi
Saña iḥsān-ı veliyyü’n-ni‘amı olduġuna
Nāme-i ẕevḳ-res-i ḥüsn-i beşāret geldi
O kerem-kānuñ aḥvāl-i perīşānı içün
Dil-i nāzik-terine meyl-i ‘imāret geldi
Oldı ‘araḳ kerem ü cūd-ı ‘aṭāsı nābıż
Ḫāṭır-ı ‘āṭırına luṭf u mürüvvet geldi
Sāḥil-i ḫāhişüñi itmek içün pür-gevher
Cūşiş-i himmete ol ḳulzüm-i ref‘et geldi
Müncelī oldı ruḫ-ı āyīne-i ümmīdüñ
Çehre-i baḫtuña iḳbāl ü beşāşet geldi
İntiẓāruñ soñı elbette olur vaṣla ḳarīn
İntiẓāra daḫı el-ḳıṣṣa nihāyet geldi
9-18. beyitlerin bulunduğu s. 64, tezin açık erişimdeki dijital kopyasında yer almıyor.
Liḳ anuñ gibi ne bir merd-i hüner itdi be-rūz
Ne mu‘ādil aña bir ehl-i şecā‘at geldi
Aña mānend olamaz cūd u ‘aṭāda kimse
Gerçi kim dehre nice merd-i mürüvvet geldi
Sebeb-i emn ü niẓām oldı vücūdı ḫalḳa
Yümn-i iḳbāli ile mülke metānet geldi
Tīġ-i düşmen-şiken-i ṣā‘iḳa te’s̱īri ile
Dürlü dürlü ser-i a‘dāya felāket geldi
Her kim olduysa muḳābil aña nā-dānlıḳ idüp
‘Āḳıbet cān u serin virdi ferāġat geldi
Ḳaṣd-ı a‘dā ile her ne ṭarafa gitdi ise
‘Avn-i Rabbānī ile maẓhar-ı nuṣret geldi
‘Āṣafā leẕẕet-i şīrīni-i evṣāfuñ ile
Ney-şekerveş dehen-i ḫāmeye leẕẕet geldi
Cūy-bār-ı keremüñ yazdıġı sā‘atde ḳalem
Dehen-i ḫuşkine der-ḥāl ṭarāvet geldi
Devḥa-i naẓma füyūżāt-ı gül-i medḥüñ ile
Gülşen-i ḫuld-i berīn gibi leṭāfet geldi
Yeter ey Ṣāḥib-i bī-çāre du‘āya başla
Tengī-i ḳāfiye ile söze ḳıllet geldi
İde her demde selāmetle anı Ḥaḳḳ maḥfūz
Nitekim ḫalḳa vücūdıyla selāmet geldi
Sāyesin itmeye Mevlā serimüzden eksik
Du‘ā eyle kelāma daḫı temmet geldi
Günümüz Türkçesiyle
1. Müjde ey gönül, eğlence ve sevinç zamanı geldi; feyiz ulaştıran lütuf vaadinin haberi geldi.
2. Safa bağışlayan feyzin etkisiyle nice müjde geldi; cismine can, hasta bedenine sağlık geldi.
3. Nimetlerin sahibinin (vezirin) iyiliğine ereceğine dair sana zevk veren güzel bir müjde mektubu geldi.
4. O cömertlik madeninin pek nazik gönlüne, senin perişan hâlini onarma isteği geldi.
5. Kereminin ve bağışının teri (bolluğu) taşar oldu; güzel kokulu gönlüne lütuf ve mürüvvet geldi. (İlk mısraın anlamı tam açık değildir.)
6. İsteğinin kıyısını incilerle doldurmak için o yücelik denizi himmetle coşmaya geldi.
7. Umudunun ayna yüzü parladı; bahtının çehresine ikbal ve güler yüz geldi.
8. Beklemenin sonu elbette kavuşmaya bitişir; sözün kısası, beklemeye de son geldi.
19. Ama ne onun gibi hünerli bir yiğit ortaya çıktı, ne de ona denk bir yiğitlik sahibi geldi.
20. Cömertlikte ve bağışta kimse ona benzeyemez, gerçi dünyaya nice mürüvvet sahibi geldi.
21. Varlığı halka güven ve düzen sebebi oldu; ikbalinin uğuruyla ülkeye sağlamlık geldi.
22. Düşman kıran kılıcının yıldırım gibi etkisiyle düşmanların başına türlü türlü felaket geldi.
23. Kim cahillik edip ona karşı durduysa, sonunda canını ve başını verdi, (dünyadan) vazgeçmesi geldi.
24. Düşmana yönelip hangi tarafa gittiyse, Rabbin yardımıyla zafere mazhar olarak geldi.
25. Ey Âsaf (gibi vezir), vasıflarının tatlılığıyla kalemin ağzına şeker kamışı gibi lezzet geldi.
26. Kalem senin kereminin ırmağını yazdığı anda kuru ağzına hemen tazelik geldi.
27. Övgünün gülünün feyizleriyle şiir ağacına yüce cennet bahçesi gibi bir incelik geldi.
28. Ey çaresiz Sâhib, yeter, duaya başla; kafiye darlığından söze kıtlık geldi.
29. Hak onu her an esenlikle korusun, nitekim onun varlığıyla halka esenlik geldi.
30. Mevlâ onun gölgesini başımızdan eksik etmesin; dua et, söze de "tamam oldu" geldi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Yirmi sekizinci beyitte şair kendi şiirine dışarıdan bakar: "Kafiye darlığından söze kıtlık geldi." Her beyti "-et geldi" ile bitirmeyi üstlenen bu manzumede (meserret, ‘ināyet, ṣıḥḥat, beşāret…), otuz beyte varıldığında "-et" ile biten uygun kelimeler gerçekten azalmıştır. Son beyit bu oyunu "temmet" kelimesiyle bitirir: kitapların ve risalelerin sonuna yazılan "tamam oldu" sözü, aynı zamanda son kafiye olur. Topal bu son mısraın vezninin bozuk olduğunu not eder.
Başlıktaki "Der-Ḥaḳḳ-ı Vezīr-i Müşārün-ileyh" (adı geçen vezir hakkında) ifadesi, manzumeyi önceki tarihe ve Sencar fethiyle övülen Hasan Paşa'ya bağlar. Ancak bu kez konu bir zafer değil, şairin kendisine gelen bir müjdedir: "dil"e, yani gönle seslenen ilk sekiz beyit, vezirden bir lütuf vaadi geldiğini, beklemenin sona erdiğini anlatır. Önceki tarihte paşanın keremünden yıllardır mahrum kaldığından yakınan Sâhib'in, burada bu mahrumiyetin bittiğini müjdelemesi iki manzumeyi bir sıraya koyar; neşir bu bağlantı hakkında bir şey söylemez. Vaadin ne olduğu metnin okunabilen kısmında açıklanmaz. Dokuzuncu beyitten on sekizinciye kadarki kısmı okuyamadık: tezin 64. sayfası, internette erişilebilen taranmış kopyada yer almıyor. Okunabilen beyitlerde tarih düşürülen bir mısra yoktur; tarih beyti varsa bu eksik kısımda olmalıdır.
On dokuzuncu beyitten sonra övgü, kahramanlık ve cömertlik arasında gidip gelir; yirmi beşinci ve yirmi altıncı beyitlerde ise övgünün kendisi tatlı bir lokmaya dönüşür. Vezirin vasıflarını yazan kalem, içi boş bir kamış olduğu için şeker kamışına (ney-şeker) benzetilir; kerem ırmağını yazınca kalemin kuru ağzı tazelenir. Kalemin bir kamıştan yontulduğu bilgisi bu benzetmeyi taşır. Remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılan bu tarih, İstanbul Üniversitesi'ndeki iki nüshada yoktur.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 63-66, tarih 2 "Der-Ḥaḳḳ-ı Vezīr-i Müşārün-ileyh" (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 6b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






