Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Aldıġın maḥbereden levḥa virir ḫāme hemān
Eli kiriyle yüzi ḳarasıdur aña ḳalan
Günümüz Türkçesiyle
1. Kalem hokkadan ne alırsa hemen levhaya (kâğıda) verir; ona kalan, elinin kiri ile yüzünün karasıdır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Kamış kalem bu beyitte eli açık ama talihsiz bir aracıya dönüşür. Mürekkebi hokkadan alır ve hiçbir şey saklamadan hemen kâğıda verir; kendisine kalan yalnızca ucundaki mürekkep lekesidir. Şair bu lekeyi iki Türkçe deyimle adlandırır: "eli kiri" ve "yüzü karası". İkincisi utanç, ayıp anlamına gelir. Başkalarının işini gören, kazandığını dağıtan kişinin elinde de böyle yalnızca kir ve yüz karası kalır.
Beytin bir hiciv tarafı da olabilir. Osmanlı bürokrasisinde kalem, kâtiplerin ve devlet dairelerinin de adıdır; başkaları adına yazan, başkalarının malını kaydeden kâtiplerin "eli kirli" sayıldığı durumlar şairin gözünden kaçmamış olabilir. Ancak beytin bu yöne çekilmesi metnin söylediğinden fazlasını iddia etmek olur; açık olan, kalemin cömertliği ile yazgısı arasındaki karşıtlıktır. Bu matla iki nüshada, T. 738 ve Ali Emîrî nüshalarında yer alır. Sâhib'in divanında kalem, kara köle olarak anlatıldığı ilk rubaide olduğu gibi, çoğu zaman kendi işinin bedelini ödeyen bir varlıktır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 223, matla‘ 3 (İÜ Ktp. T. 738, vr. 3b; Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 37b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






