Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Fikr it ol vaḳt ki ruḫ bī-tef ü tāb olsa gerek
Ḫāller zā’il olup naḳş-ı ḥabāb olsa gerek
‘Araḳ-ı şerm ile rū-beste niḳāb olsa gerek
‘Āḳıbet ḫaṭṭ meh-i ruḫsāra seḥāb olsa gerek
Taḫt-ı gül pā-zede-i ḫayl-i ġurāb olsa gerek
Reng-i ḥasretle gül-i ‘ārızuñ ey ġonca ṣolup
Gülşen-i ḥüsn ü bahā bād-ı ḫazān ile ṭolup
Ka‘be-i rūyuñı i‘rāb-ı ḫaṭ-ālūde ḳılup
Bozılup ḳıble-i ḥüsnüñ ṣaff-ı ‘işve ṭaġılup
Ṭāḳ-ı ebrū ise miḥrāb-ı ḫarāb olsa gerek
Güle bir dem ki ruḫuñdan gide bu reng-i şarāb
Seni gördükde yüzün döndire bir bir aḥbāb
Ẓulmet-i ḫaṭda ḳala mihr-i ruḫ-ı ‘ālem-tāb
Reng-i ruḫsāruñ ola teb-zede-i nār-ı ḥicāb
Āb-ı tābuñ giderek mevc-i serāb olsa gerek
Böyledür ḳā‘idesi bu felek-i nā-sāzuñ
Bir ḳarār üzre degül naġmesi her bir sāzuñ
Telḫ olur āḫiri her kār meserret-sāzuñ
Bir ḫumārı olur elbet bu şarāb-ı nāzuñ
Neş‘e-i ḥüsn ü bahā pā-be-rikāb olsa gerek
Köhne taḳvīme müşābih ola bu çīn-i cebīn
Bu şeker-ḫande ile ḳalmaya bu la‘l-i şīrīn
Gide güftār-ı leẕīzinden edā-yı rengīn
Şerbet-i lā‘lüñ olup telḫī-i eyyāma ḳarīn
Ṣoñı bu neş‘enüñ āḫir şeker-āb olsa gerek
Ḥüsne maġrūr olup ey pādişeh-i bī-pervā
Görme üftāderüñ olmaġı pā-māl-i revā
İtdigüñ zulmün olur cümle mecāzātı saña
Ehl-i ‘aşḳa ne ḳadar eyler iseñ cevr ü cefā
Hep saña bā‘is-i ṣad-şerm ü ḥicāb olsa gerek
Bu mıdur lāzıme-i ḥüsn-i leṭāfet ey māh
Ṣāḥibüñ eylesin ömrini ḥasretle tebāh
Öyle ṣanma es̱er itmez saña bu nāvek-i āh
‘Āşıḳa eyledigüñ cevr ü cefālar bi’llah
Saña bir bir ṣarılur rūz-ı ḥesāb olsa gerek

Günümüz Türkçesiyle

1. O zamanı düşün ki yanak ateşsiz ve parıltısız kalacak; benler silinip su kabarcığı izi gibi olacak; utanç teriyle yüz peçeye bürünecek; sonunda ayva tüyü ay yanağa bulut olacak; gül tahtı karga sürüsünün ayağı altında çiğnenecek.

2. Ey gonca, yanağının gülü hasret rengiyle solunca, güzellik ve değer bahçesi güz rüzgârıyla dolunca, yüzünün Kâbe'si tüy bulaşmış harekelerle (kaplanınca), güzelliğinin kıblesi bozulup naz safları dağılınca, kaşının kemeri harap bir mihrap olacak.

3. Yüzündeki bu şarap rengi bir anda gülden gidince, dostlar seni görünce birer birer yüz çevirince, dünyayı aydınlatan yanağının güneşi tüyün karanlığında kalınca, yanağının rengi utanç ateşinin sıtmasına tutulunca, parıltının suyu gidip serap dalgası olacak.

4. Bu uyumsuz feleğin kuralı böyledir: her sazın nağmesi tek bir perdede kalmaz; sevinç veren her işin sonu acı olur; bu naz şarabının elbette bir mahmurluğu olur; güzellik ve değer neşesi ayağı üzengide, gitmeye hazır olacak.

5. Bu kaş çatışı eski bir takvime benzeyecek; bu tatlı dudak bu şeker gülüşle kalmayacak; lezzetli sözünden renkli eda gidecek; dudağının şerbeti günlerin acılığına karışacak; bu neşenin sonu da sonunda şekerab (dargınlık) olacak.

6. Ey güzelliğine mağrur, pervasız padişah, düşkününün ayaklar altında kalmasını reva görme; ettiğin zulmün bütün cezası sana döner; aşk ehline ne kadar cevir ve cefa edersen, hepsi sana yüz kat utanç ve mahcubiyet sebebi olacak.

7. Ey ay (yüzlü), güzelliğin ve inceliğin gereği bu mudur: sahibin (âşığın, Sâhib) ömrünü hasretle harap etsin? Bu âh okunun sana etki etmeyeceğini öyle sanma; vallahi âşığa ettiğin cevir ve cefalar hesap günü gelince birer birer sana sarılacak.

Edebî ve Tarihî Yorum

Divandaki tek muhammes, sevgiliye güzelliğinin geçiciliğini hatırlatan bir uyarı şiiridir. Her bendin son mısraı "olsa gerek" (-acak, olsa gerektir) diye biter ve geleceği bir kehanet gibi anlatır: yanak parlaklığını yitirecek, benler silinecek, ayva tüyü ay yüzü bulut gibi kaplayacak, gül tahtını karga sürüsü çiğneyecek. Gazel geleneğinde güzelliği artıran bir süs olarak da övülen "ḫaṭṭ", burada güzelliğin sonunu getiren bir istila olarak görülür; Sâhib'in Hattî için yazdığı tarihlerde kutlanan şey, bu şiirde bir tehdide dönüşür.

İkinci bent, yüzü bir mabet olarak kurar: yüz Kâbe'dir, güzellik kıbledir, nazlı bakışlar namaz safları, kaş ise mihraptır. Tüyler Kâbe'yi kaplayınca kıble bozulur, saflar dağılır ve kaşın kemeri harap bir mihraba döner. Dördüncü bent kehanetin gerekçesini verir: uyumsuz felek hiçbir sazı tek bir perdede bırakmaz, her şarabın bir mahmurluğu vardır. Beşinci bendin son kelimesi "şeker-āb" iki yönlüdür: "şekerli su" anlamıyla bir önceki mısradaki dudak şerbetini sürdürür, dostlar arasındaki dargınlık ve soğukluk anlamıyla da neşenin sonunu söyler.

Son iki bent tonu değiştirir ve sevgiliyi uyarmaktan suçlamaya geçer: güzelliğine mağrur padişah, âşığa yaptığı her zulmün karşılığını görecek, cefaları hesap gününde birer birer kendisine sarılacaktır. Yedinci bentteki "Ṣāḥibüñ" sözü hem "senin sahibin, sana bağlı olan" hem de şairin mahlası olarak okunur. Beş mısralık bentler remelin dört ölçülü kalıbıyla yazılmıştır; her bendin ilk dört mısraı kendi içinde kafiyelenir, beşinci mısralar "-āb olsa gerek" ile bütün şiiri bağlar. Muhammes yalnız Ali Emîrî yazmasında (vr. 36b) bulunur.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 90-91, muhammes 1 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 36b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar