Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Gül-bün-i gülzār-ı dāniş Ḫaṭṭī-i ḫoş-ṭab‘ kim
Ḫoş-nüvisān içre s̱ebt-i ḥükm-i erḳām eyledi
Ġayrılar çīl sāle taḥṣīl itdigi resm-i ḫaṭṭı
Az zamānda ol idüp taḥṣīl-i itmām eyledi
Buldı çün iḳdām ile cümle ḫuṭūṭ-ı dest-res
Ba‘d-ez-in taḥsīl-i ḫaṭṭ-ı rūya iḳdām eyledi
Virdi ruḫṣat ḫaṭṭ-ı sebz-i müşg-bū-yı rūyına
Ka‘be-i ruḫsārı ya‘nī ‘anberīn-fām eyledi
Gūş idince remz ile Ṣāḥib didi tārīḫini
Geçdi Şehbādan Ḥasan menzilgehin Şām eyldi
Günümüz Türkçesiyle
1. Bilgi gül bahçesinin gül fidanı, hoş tabiatlı Hattî ki güzel yazı yazanlar arasında rakamların (yazının) hükmünü sağlamlaştırdı.
2. Başkalarının kırk yılda öğrendiği yazı sanatını o az zamanda öğrenip tamamladı.
3. Gayretiyle bütün yazı türlerine erişince, bundan sonra yüzdeki hattı (ayva tüyünü) edinmeye girişti.
4. Misk kokulu yüzüne yeşil ayva tüyünün çıkmasına izin verdi; yani yanağının Kâbe'sini amber renkli (örtülü) yaptı.
5. Sâhib bunu duyunca remizle tarihini söyledi: "Hasan Şehbâ'dan geçti, konağını Şam yaptı."
Edebî ve Tarihî Yorum
"Tārīḫ-i Diger" (başka bir tarih) başlığı, Ali Emîrî yazmasında bu beş beyitlik manzumenin hemen önünde duran Hattî Mustafa Çelebi tarihine işaret eder: iki manzume yazmada art arda (vr. 11a-11b) gelir, neşirde ise aralarına başka tarihler girmiştir. Konu aynıdır, Hattî'nin yüzünde ilk tüylerin belirmesi; ama bu kez şair "hatt" kelimesinin iki anlamını sonuna kadar kullanır. Hattî önce yazı sanatında, yani "hatt"ta ustalaşır; başkalarının kırk yılda öğrendiğini kısa sürede öğrenir, bütün yazı türlerine erişir. Ardından öğrenecek tek bir "hatt" kalır: yüzün hattı, ayva tüyü.
İlk beyit Hattî'yi güzel yazı yazanlar (ḫoş-nüvisān) arasında anar; manzume bu yüzden onun mahlasının bir hattatlık mahlası olduğunu düşündürür, ancak neşir bu konuda bilgi vermez. Dördüncü beyit, önceki tarihteki Kâbe benzetmesini tekrarlar: yanak bir Kâbe'dir ve tüyler onu amber renkli bir örtüyle kaplar.
Son mısra bir remizli, yani bilmeceli tarihtir: "Geçdi Şehbādan Ḥasan menzilgehin Şām eyledi." Yüzeyde mısra, "Hasan" adlı birinin Halep'in eski adı Şehbâ'dan geçip Şam'a konakladığını anlatır. Ama "hasen" güzel, "şehbâ" ak, "şâm" akşam demektir; güzel yüz, beyazlığından geçip akşamın, yani siyah tüylerin konağına yerleşmiştir. Topal'ın inceleme bölümünde andığı bir gazel beytinde de sevgilinin zülfü Şehbâ ile Şam arasında yol alan bir kervana benzetilir. Remizli tarihlerde sayı, mısradaki bazı kelimelerin değerlerinin toplanması ya da çıkarılmasıyla bulunur; bu mısraın nasıl çözüleceğini Topal açıklamaz, biz de kesin bir çözüme ulaşamadık. Tarih mısraının son kelimesi, remel kalıbına uyması için "eyledi" yerine "eyldi" diye kısaltılmıştır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 89, tarih 13 "Tārīḫ-i Diger" (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 11b); ayrıca s. 26 (gazel 112, 3. beyit). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






