Özgün Metin

Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Cenāb-ı Cem-ḫadem Sulṭān Maḥmūd Ḫān Ġāzikim
Musaḫḫardur yed-i iclāline dünyā vü mā-fīhā
Kerem-ver şāh-ı İskender ẓafer şāhenşeh-i ‘ālem
‘Adīl olmaz en ednā bendesine Ḫātem ü Dārā
Müsellemdür aña ṭab‘-ı selīmi ‘adl-ı Fārūḳı
Zamānında olan fetḥi ne mümkin eylemek imlā
Süleymān bār ki bir pādişāh-ı heft-i kişverdür
Ki lāyıḳdur kühende olsa çārūbı per-i ‘anḳā
Biniş taḳrībi ile seyr-i gül-geşt eyledikçe gāh
Sezādur sāyebān-dār olsa mihr-i asumān-pīrā
Yine ḳasr-ı bāhariyye olunca lāne-i şevket
Ḥamel burcına gūyākim gelür ḫūrşīd-i tāb-efzā
Ser-i düşmen gibi perrān olurdı dā’imā şaydı
Tüfeng-i zer-nişānından çıḳan bir dāneden ammā
Tüfengin destine şāhīn-mis̱āl fāl eyleyüp aldı
Yine cevv-i hevāda gördi bir murġ-ı hevā peymā
Ṭabanca çaḳdıġı sā‘at o şeh-bāz-ı kerāmet-sāz
Yuvarlandı mis̱āl-i beftere ṣaḥn-ı zemīne tā
Selāmet yoḳ ‘adū-yı kīne-cūyāne zamānında
Yere girmek degül isterse ḳılsun gökleri me’vā
Ḳuş olsa ḳurtuluş yoḳdur tüfeng-i bī-amānından
Uçan ḳuşa daḫı ḥükmin revān eyler o bī-pervā
Bu dīn düşmānları hep ḳuşca cānın itsün istiḫlāṣ
‘Adūya sen ne ḳuş olduñ dimekdür bu es̱er zīrā
Hemīşe Rüstemāne tīr-i ḳahrı dīde-dūz olsun
İde İsfendiyār-ı düşmenin Ḥaḳḳ vālih ü şeydā
Biri birinden a‘lā iki tārīh-i dil-ārādur
Yazıldı yek ḳalemden Ṣāḥibā bu beyt-i müstes̱nā
Yine birden urup Sulṭān Maḥmūd ṭayr-ı eflāki
Ṣadā-yı yek tüfengi ile uçurdı beñzini a‘dā

Günümüz Türkçesiyle

1. Cem gibi hizmetkârları olan Gazi Sultan Mahmud Han hazretleri ki, dünya ve içindekiler onun ululuk eline boyun eğmiştir.

2. Kerem sahibi, İskender gibi muzaffer padişah, dünyanın şehinşahı; Hâtem ile Dârâ onun en aşağı bendesine denk olamaz.

3. Temiz tabiatlı oluşu ve Ömer'inki gibi adaleti ona teslim edilmiştir; zamanındaki fetihleri yazıya dökmek ne mümkün.

4. Süleyman gibi yedi iklimin padişahıdır ki, eski evinde Anka'nın kanadı süpürge olsa layıktır.

5. Binişe çıkıp ara sıra gül seyrine gittikçe, göğü süsleyen güneş ona gölgelik tutsa yeridir.

6. Bahâriye Köşkü yine şevketinin yuvası olunca, sanki ışık saçan güneş Koç burcuna gelir.

7. Altın işlemeli tüfeğinden çıkan tek bir taneyle avı, düşmanın başı gibi daima uçup giderdi.

8. Tüfeği şahin gibi eline uğur sayıp aldı; yine havanın boşluğunda havada süzülen bir kuş gördü.

9. O keramet sahibi şahbaz tabancayı çaktığı anda (kuş) bir yumak gibi yerin yüzüne kadar yuvarlandı. (İkinci mısraın bir kelimesinin anlamı kesin değildir.)

10. Onun zamanında kin güden düşmana esenlik yoktur; yere girmek bir yana, isterse gökleri yurt edinsin.

11. Kuş olsa da amansız tüfeğinden kurtuluş yoktur; o pervasız (padişah) uçan kuşa bile hükmünü geçirir.

12. Bu din düşmanları hep kuş gibi canlarını kurtarmaya baksın; çünkü bu eser düşmana "sen ne kuşsun" demektir.

13. Rüstem'inki gibi kahır oku daima göz diken olsun; Hak, düşmanın İsfendiyar'ını şaşkın ve divane etsin.

14. Ey Sâhib, biri ötekinden üstün iki gönül süsleyen tarihtir; bu eşsiz beyit tek bir kalemden yazıldı:

15. "Sultan Mahmud yine birden vurup feleğin kuşunu (düşürdü)." "Tek tüfeğinin sesiyle düşmanların benzini uçurdu."

Edebî ve Tarihî Yorum

Sultan I. Mahmud'un nişancılığını anlatan ikinci manzume, bu kez bir köşk bahçesinde değil açık havada, uçan bir kuşa yapılan atışı kutlar. Padişah Bahâriye Köşkü'ndedir; eline şahin gibi uğur saydığı tüfeği alır, havada süzülen bir kuşu görür ve "tabanca çaktığı" anda kuş yere yuvarlanır. Bir önceki manzumede kuş bir dalın ucundaydı; burada hedefin uçarken vurulması, övgünün asıl dayanağıdır. On birinci beyit bunu açıkça söyler: padişahın hükmü uçan kuşa bile geçer.

Atış yine bir savaş dileğine bağlanır. On ikinci beyitte şair, halk dilindeki "sen ne kuşsun" deyimini kullanır: padişahın bu eseri düşmana "sen ne kuşsun" demektir, din düşmanları da canlarını kuş gibi kurtarmaya baksın. On üçüncü beyitte Şehnâme'den bir sahne çağrılır: Rüstem'in kahır oku "dîde-dûz", yani göz delici olsun ve düşmanın İsfendiyar'ını şaşkına çevirsin. Rüstem'in yenilmez İsfendiyar'ı okla gözünden vurduğu hikâye, avda kuşun gözüne isabet eden önceki atışla da örtüşür.

Övgü kısmındaki padişah unvanları divan geleneğinin hazır kalıplarından gelir; üçüncü beyitte I. Mahmud'un adaleti Hz. Ömer'in adaletine benzetilir ve Topal bu beyti İslâm'ın ikinci halifesinin adaletinin hatırlatıldığı yer olarak anar. On dördüncü beyit, son beytin iki mısraının ayrı ayrı birer tarih olduğunu bildirir. Bu mısraların değerini ebced hesabıyla bulmaya çalıştığımızda imlâya bağlı belirsizlikler yüzünden güvenilir bir sonuca varamadık; Topal da hesap vermez. Önceki atış manzumesiyle aynı hezec kalıbını kullanan metin, Ali Emîrî yazmasında bir önceki atış manzumesinin hemen ardından (vr. 39a) gelir.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 87-88, tarih 12 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 39a); ayrıca s. 22 (3. beyit). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar