Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün
Āṣaf-ı pür-himem ‘Ali Paşa
Maẓhar-ı luṭf-ı Kird-gār-ı raḥīm
O vezīr-i sütūde-rā ki Ḫudā
Ẕātın itmiş vücūhla tekrīm
O müşīr-i bülend-mertebe kim
Mis̱li nā-yābdur naẓīri ‘adīm
O cihān dāver-i güzīn ki itdi
Ḫalḳı āzād pençe-i ġam u bīm
Ol ki vaṣf-ı niẓām-ı ‘ālem ile
Şānı şāyāndur olmaġa ta‘ẓīm
Aña oldı vezāret irs̱-i peder
Ya‘ni oldur kerīm İbn-i Kerīm
Budur ümmīd kim vücūdı ola
Bu kühen mülke māye-i na‘īm
Ḥamduli’llah ki cānib-i Ḥaḳḳdan
Oldı teşrīfi ḫalḳa luṭf-ı ‘aẓīm
Ya‘ni oldı ḳudūm-ı pāki
Masḳaṭ-ı re’s-i pāk-i İbrāhīm
Feyż-i bāb-ı ṣafā-yı berd ü selām
Muntafī-sāz-ı sūz-ı nār-ı ḥamīm
Maraż-ı bī-devā-yı derd ü ġama
Ḳadem-i feyż-baḫşı oldı ḥakīm
Nice şād olmasun ḫavāṭır kim
Olam şiken esīr-i renc-i elīm
Şükr kim şimdi menzil-i ġamda
Kārvān-ı meserret oldı muḳīm
Ḳıldı gerdūn telāfī-i māfat
Terk-i cevr eyledi sipihr-i le‘īm
Geldi ümmīd açıldı oldı bahār
Memleket buldı ḥüsn-i bāġ-ı na‘īm
‘Iṭırnāk eyledi cihānı ṣabā
Rūzgār itdi dehre neşr-i şemīm
Ola Mevlā mu‘īni her işde
İde ‘ömrin füzūn Ḫudā-yı ḳadīm
Ṣāḥib-i bende-sāl-i teşrīfin
İdicek kilk-i fikr ile terḳīm
Ḥāvī olmaġla nām-ı behbūdın
İsm-i vālā-ter-i ‘aliyy-i ‘aẓīm
Düşdi tārīh sāline evfaḳ
İsm-i ẕāt-ı Ḫudā-yı ‘aliyy ‘azīm
Günümüz Türkçesiyle
1. Himmeti bol Âsaf (gibi vezir) Ali Paşa, merhametli Yaratıcının lütfuna mazhar olmuştur.
2. O övülmeye layık vezirdir ki Allah onun zatını her yönden ağırlamıştır.
3. O yüksek mertebeli müşirdir ki benzeri bulunmaz, eşi yoktur.
4. O seçkin dünya hâkimidir ki halkı gamın ve korkunun pençesinden kurtardı.
5. O ki şanı, dünyanın düzenini sağlamakla övülerek saygı görmeye layıktır.
6. Vezirlik ona babasından miras kaldı; yani o, kerem sahibi oğlu kerem sahibidir.
7. Umut budur ki varlığı bu eski ülkeye bolluk mayası olsun.
8. Allah'a hamdolsun ki Hak tarafından gelişi halka büyük bir lütuf oldu.
9. Yani temiz ayakları, temiz İbrahim'in doğduğu yere vardı.
10. "Serinlik ve esenlik" safası kapısının feyzi, kızgın ateşin yakıcılığını söndürür oldu.
11. Feyiz bağışlayan ayağı, dert ve gamın devasız hastalığına hekim oldu.
12. Gönüller nasıl şad olmasın ki, (artık) acıklı sıkıntının esiri kırılır. (İkinci mısraın okunuşu belirsizdir; anlam tahminîdir.)
13. Şükür ki şimdi gam konağında sevinç kervanı konakladı.
14. Felek kaybedileni telafi etti; alçak gök zulmü bıraktı.
15. Umut geldi, açıldı, bahar oldu; memleket nimet bahçesinin güzelliğini buldu.
16. Seher yeli dünyayı güzel kokulu yaptı; rüzgâr zamana güzel koku yaydı.
17. Mevlâ her işte ona yardımcı olsun; ezelî Allah ömrünü uzun eylesin.
18. Bende Sâhib, onun geldiği yılı düşünce kalemiyle yazacağı zaman,
19. Hayırlı adını içinde taşıdığı için, "‘aliyy-i ‘aẓīm" yüce adı,
20. Allah'ın zatının adı olan "‘Aliyy ‘Aẓīm", yılına en uygun tarih olarak düştü.
Edebî ve Tarihî Yorum
Tarihin anahtarı son iki beyittedir. Allah'ın isimlerinden "el-‘Aliyy" ve "el-‘Aẓīm", Kur'an'da birlikte anılan ve "yüce ve büyük" anlamına gelen iki sıfattır; Sâhib bunları tarih mısraı olarak seçer, çünkü "‘Aliyy" kelimesi övülen vezirin adı olan "Ali"yi içinde taşır. On dokuzuncu beyit bunu açıkça söyler: tarih ibaresi, vezirin "hayırlı adını" kapsadığı için seçilmiştir. "‘Aliyy ‘aẓīm" ibaresinin harfleri ebced hesabıyla toplandığında 1130 (1717-1718) sayısı elde edilir. Topal bu değeri vermez; hesap bizimdir ve yazmadaki imlâya bağlıdır.
Başlıkta vezir "Maḳtūl-zāde", yani "öldürülmüş birinin oğlu" diye anılır; altıncı beyit de vezirliğin ona babasından miras kaldığını söyler. Babanın kim olduğunu neşir açıklamaz, biz de doğrulayabileceğimiz bir kaynakta bu kişiye ulaşamadık. Manzumenin vesilesi dokuzuncu beyitte gizlidir: vezirin ayağı "İbrahim'in mübarek başının düştüğü yere", yani Hz. İbrahim'in doğduğu yere varmıştır. Bu ifadenin, gelenekte Hz. İbrahim'in doğum yeri sayılan Urfa'yı (Ruhâ) kastettiği ve tarihin vezirin oraya vali olarak gelişi için yazıldığı anlaşılıyor; şehrin adı bu manzumede geçmez, ama divanda hemen ardından gelen tarih, aynı vezirin Ruha'da (Urfa) yaptırdığı Ferahâbâd Sarayı için yazılmıştır.
Onuncu beyit, aynı İbrahim çağrışımını sürdürür. Kur'an'da Hz. İbrahim'i yakmak için yakılan ateşe "serin ve esenlikli ol" (berden ve selâmen) denir; Sâhib bu ifadeyi vezirin kapısından gelen feyze bağlar ve halkı yakan kızgın ateşin onunla söndüğünü söyler. Böylece İbrahim'in şehri, vezirin gelişiyle bir kez daha ateşten kurtulmuş olur. Gelişin ardından gelen beyitler mevsim diliyle konuşur: gam konağına sevinç kervanı iner, umut açılıp bahara döner, saba rüzgârı dünyayı kokuya boğar. Topal'a göre dokuzuncu beytin ilk mısraında vezin aksar. Ölçü, Sencar tarihinde de kullanılan "fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün" kalıbıdır; metnin tek tanığı Ali Emîrî yazmasıdır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 67-69, tarih 3 "Tārīḫ Der-Vaṣf-ı Vezīr-i Mükerrem ‘Ali Paşa Maḳtūl-zāde" (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 7b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






