Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Āṣaf-ı ẕī-şān ‘Ali Paşa-yı ‘ālī-menzilet
Dāver-i devr-i zamān-ı ḳıble-i ehl-i recā
İsminüñ esrār-ı pāki münderic ẕātında hep
Sırr-ı Ḥaḳdur aña bu ism-i sa‘ādet iḥtivā
Fikr-i pāk ü ṭab‘-ı mi‘mārīsine ṣad-āferīn
Her işi maḥż-ı iṣābetdür bu sözde yoḳ riyā
Bāreka‘llah himmetiyle bu ḳaża-yı köhnede
Oldı yoḳdan sāḥa-pīrā böyle bir cennet-serā
Nev-be-nev-i ḳasr-ı dil-ārā ki olmış her biri
Mevzi‘inde başḳa ḥüsn-i ṭarḥ ile revnaḳ-fezā
Cümleden bu ḳaṣr-ı vālā kim naẓīrin görmemiş
Bunca yıldur seyr iderken ‘ālemi bād-ı ṣabā
Ḥüsn-i ṭarḥ-ı zīr ü bālāsına nisbetle anuñ
Cennet altında ya üstünde dimek olur sezā
Ṭāḳ-ı eyvānı niṭāḳ-ı āsumāna ṭa‘na-zen
Şemse-i tāvānı meh-tāb-ı ‘aṭā-baḫş-ı żiyā
Seyyimā (?) germ-ābe-i maṭbū‘ vālā ṭarḥı kim
Bu nümāyişle aña dinse sezādur sīmiyā
Ḳubbesi sūz-efgen-i ḫamām nüh-ṭāḳ-ı felek
Ṣuffesi āteş-zen-i germ-ābe-i ‘ibret-nümā
Rūşenī-i Ḫalvetī hem-ḥāl-i şeyḫ-i Ḫalvetī
Ṣafvet-i emvāc-ı ferş-i ṣuffesi ṣūfī ḳabā
Ḥaḳ Te‘ālā nice yıllar Ṣāḥibin ide mekīn
Sāyesin bu merzbūma maḥż-ı luṭf ide Ḫudā
İki tārīḫ-i dil-ārāya muvāfıḳ düşdi kim
Her biri bir mıṣra‘-ı ber-ceste-i ḥüsn-i edā
Zīb ü fer virdi feraḥ-ābāda ḥālā bu ḥarem
Ḳaldı çün cennet feraḥ-ābādı ḥaḳḳā bu binā
Günümüz Türkçesiyle
1. Şanlı Âsaf (gibi vezir), makamı yüce Ali Paşa; devrin ve zamanın hâkimi, umut bağlayanların kıblesi.
2. Adının temiz sırları hep zatında saklıdır; bu mutluluk adını (Ali'yi) taşıması Hakk'ın bir sırrıdır.
3. Temiz düşüncesine ve mimarlık yeteneğine yüz aferin; her işi tam isabettir, bu sözde gösteriş yok.
4. Maşallah, onun himmetiyle bu eski kazada yoktan böyle meydanı süsleyen bir cennet sarayı oldu.
5. Gönül alan yepyeni köşkler ki her biri kendi yerinde ayrı bir plan güzelliğiyle parlaklık katmış.
6. Hepsinden öte bu yüce köşk ki, saba yeli bunca yıldır dünyayı dolaşırken benzerini görmemiş.
7. Altının ve üstünün planının güzelliğine bakınca, ona "cennet altında mı, yoksa üstünde mi" demek yakışır.
8. Eyvanının kemeri göğün kuşağına taş atar; tavanının şemsesi, ışık bağışlayan bir ay ışığıdır.
9. Hele planı yüksek, hoşa giden hamamı ki, bu görünüşüyle ona sihir (sîmiyâ) dense yakışır. (Mısraın ilk kelimesini neşir soru işaretiyle okumuştur.)
10. Hamamının kubbesi dokuz katlı feleği yakar; sekisi, ibret gösteren sıcaklığın ateşini yakar.
11. (Hamamın) halveti, Halvetî şeyhi gibi hâl sahibi bir Rûşenî'dir; sekisinin döşemesindeki dalgaların saflığı sofu kaftanıdır. (Kesin çözülemeyen bir beyittir; aktarım tahminîdir.)
12. Hak Teâlâ sahibini nice yıllar burada yerleşik kılsın; Allah, saf lütfuyla onun gölgesini bu diyara eksik etmesin.
13. Gönül süsleyen iki tarih uygun düştü ki, her biri güzel söyleyişli, yerine oturmuş birer mısradır:
14. "Bu harem şimdi Ferahâbâd'a süs ve parlaklık verdi." "Bu bina gerçekten cennet Ferahâbâd'ı gibi kaldı."
Edebî ve Tarihî Yorum
Bu tarih, bir önceki manzumede yalnız ima edilen yeri adıyla verir: başlığa göre manzume, Maktûlzâde Ali Paşa'nın Ruha'da, yani Urfa'da yaptırdığı Ferahâbâd Sarayı için yazılmıştır. Böylece önceki tarihte vezirin ayağının bastığı "İbrahim'in doğduğu yer"in Urfa olduğu anlaşılır. Sâhib, Ali Paşa'yı bu kez bir mimar olarak över; üçüncü beyitte "ṭab‘-ı mi‘mārī", yani mimarlık yeteneği anılır ve dördüncü beyitte sarayın bu "köhne kaza"da yoktan var edildiği söylenir. Saray tek bir yapı değildir; her biri kendi yerinde ayrı bir planla kurulmuş köşklerden oluşur.
Manzumenin en canlı kısmı hamamın tasviridir. Kubbe dokuz kat göğü yakacak kadar sıcak, seki ateş saçan bir sıcaklıktadır. On birinci beyit, hamam diliyle tarikat dilini üst üste koyar: hamamın en sıcak ve kapalı bölümü "halvet" diye anılır, "Ḫalvetī" ise tarikat adıdır; "Rūşenī" hem "aydınlık" demektir hem de Halvetiyye'nin bir kolu olan Rûşeniyye'nin kurucusu Dede Ömer Rûşenî'nin adıdır. Topal bu beyti, Sâhib'in tarikatlara ve onların kıyafetlerine değinen beyitleri arasında anar ve Rûşenî hakkında bu bilgiyi verir. Beytin ikinci mısraında sekinin döşemesindeki dalgalı mermer desen, sofuların giydiği kaftana benzetilmiş görünür.
On ikinci beyitte "Ṣāḥib" kelimesi bir kez daha iki yönlüdür: dua, sarayın "sahibi" Ali Paşa için yapılır, ama aynı kelime şairin mahlasıdır. On üçüncü beyitte şair iki ayrı tarih bulduğunu söyler ve son beytin her iki mısraı birer tarih olur. Yaygın imlâyla yaptığımız hesapta ikinci mısra 1133 (1720-1721), birinci mısra imlâya bağlı olarak 1132 ya da 1133 civarında bir sayı verir; Topal bu değerleri hesaplamamıştır ve sonuçlar yazmanın imlâsı görülmeden kesin sayılamaz. Bu yıllar, vezirin gelişi için düşürülen 1130 tarihinden birkaç yıl sonrasına denk gelir. Önceki tarihlerin çoğu gibi bu manzume de İstanbul Üniversitesi nüshalarında bulunmaz; Topal metni Ali Emîrî yazmasından vermiştir. Vezni "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün"dür.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 70-71, tarih 4 "Tārīḫ-i Serāy-ı Feraḥ-ābād Der-Ruha vü Sitāyiş-i Maḳtūl-zāde ‘Ali Paşa" (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 8b); ayrıca s. 23 (11. beyit). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






