Özgün Metin
Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
Binā-yı dehr olaldan naḳş-yāb-ı ṣūret-i inşā
Daḫı ṭarḥ olmamışdur böyle bir ḳaṣr-ı feraḥ-efzā
Nice cāy-ı feraḥ-efzā ki bu ḥüsn(ü) bu revnaḳla
Olur ḥasret-keşi saṭḥ-ı zemīnüñ ṭārem-i mīnā
Nice ṭarḥ-ı dil-āşūb-ı ṣafā-baḫşā-yı ḫāṭır kim
Naẓīrin düşde daḫı görmemişdür dīde-i dünyā
Te‘ala’llāh feraḥ-ābāda bu aḥsen binā ile
Olur bāġ-ı irem teşbīhi bir ta‘bīr-i kec-ma‘nā
Ṣafā-yı ṣūreti hem-reng-i ḫūbān-ı perī-çehre
Hevā-yı dil-keşi hem-neş’e-i keyfiyyet-i ṣahbā
Ġubārın sürmeāsā ger götürseydi ṣabā ḫūra
Yaḳup bād-ı ṣabāya virdi rıḍvān āferīn-bādā
Güşāde çeşm-i ehl-i dil gibi nūrānī revzenler
İderler her ṭaraf baḥr ile berk-i revnaḳın icrā
Bu ḥüsn-i dil-pesend ile firāz-ı ḥavż-ı ṣāf üzre
Kenār-ı baḥrde bir ḫūb sāḥil-ḫānedür gūyā
Sezādur dinse bu deryāçeveş ḥavża nezāretle
Leb-i deryāda durmış seyri der bir dil-ber-i ra‘nā
Te‘āla’llāh bu pākīze-binā kim oldı bünyādı
Ḳarīn-i iḫtirā‘-ı Ḫazret-i destūr-ı bī-hem-tā
O destūr-ı hümāyūn-baḫt-ı devlet kim bi-ḥamdi’llāh
Vücūdı oldı bu ıḳlīme rāḥat māye-i ‘uẓmā
Vezīr-i mekremet-perver ‘Ali Paşa-yı nīk-aḫter
Ferīdūn-şān u Dārā-fer-i felek-ḳadr melek-sīmā
Sa‘ādetle mekīn idüp Ḫudā bu cāy-ı vālāda
Binā-yı devlet ü iḳbālin ide ḥaşre dek ber-cā
Görüp ṭarḥuñ didi taḥsīn ile tārīḫini Ṣāḥib
Zihī pākīze-kāşāne sezāvār-ı ‘Ali Paşa
Günümüz Türkçesiyle
1. Dünya binası yapılıp kuruluşun suretine nakış işlendiğinden beri böyle ferahlık veren bir köşk daha planlanmamıştır.
2. Nice ferahlık veren yer vardır ki, bu güzellik ve bu parlaklıkla mavi gök kubbesi yeryüzünü özler olur.
3. Nice gönül coşturan, gönle safa bağışlayan plan vardır ki dünyanın gözü onun benzerini rüyada bile görmemiştir.
4. Allah ne yücedir; bu en güzel binayla Ferahâbâd'ı İrem bağına benzetmek, anlamı eğri bir söz olur.
5. Görünüşünün safası peri yüzlü güzellerle aynı renktedir; gönül çeken havası şarabın verdiği keyifle aynı neşededir.
6. Saba rüzgârı onun tozunu sürme gibi hurilere götürseydi, Rıdvan (cennet bekçisi) saba rüzgârını yakalayıp "aferin" derdi. (Anlamı tam açık olmayan bir beyittir.)
7. Gönül ehlinin açık gözü gibi nurlu pencereler, her yanda deniz ile birlikte parlaklığın şimşeğini çaktırır.
8. Bu gönül beğenen güzellikle, duru havuzun üstünde sanki deniz kıyısında güzel bir yalıdır.
9. Bu deniz gibi havuza bakarak deniz kıyısında durmuş seyreden alımlı bir sevgili dense yakışır.
10. Allah ne yücedir; bu temiz bina ki yapılışı eşsiz vezir hazretlerinin buluşuyla birlikte olmuştur.
11. O devletin kutlu bahtlı veziri ki, Allah'a hamdolsun, varlığı bu iklime en büyük huzur mayası oldu.
12. Cömertliği besleyen, iyi yıldızlı vezir Ali Paşa; Ferîdun şanlı, Dârâ parlaklığında, felek kadirli, melek yüzlü.
13. Allah onu bu yüce yerde mutlulukla yerleşik kılıp devletinin ve ikbalinin binasını mahşere dek ayakta tutsun.
14. Sâhib planını görünce beğeniyle tarihini söyledi: "Ne güzel, temiz bir köşk; Ali Paşa'ya layık."
Edebî ve Tarihî Yorum
Dördüncü beyitte Sâhib, divan şiirinin en hazır benzetmesini reddeder: Ferahâbâd'ı İrem bağına benzetmek "kec-ma‘nā", yani anlamı eğri bir söz olur. Övgü böylece benzetmenin yetersizliği üzerinden kurulur. Önceki tarihte adı geçen Ferahâbâd burada yeniden anılır ve vezir yine yapının mimarı olarak öne çıkar: onuncu beyitte binanın "eşsiz vezirin buluşu" (iḫtirā‘) ile kurulduğu söylenir. Başlıkta yalnız "adı geçen vezir" denir; on ikinci beyit adı açıkça verir: Ali Paşa.
Manzumenin merkezinde su vardır. Köşk duru bir havuzun üstünde yükselir ve sekizinci beyitte deniz kıyısındaki bir yalıya benzetilir; dokuzuncu beyitte havuzu seyreden köşk, deniz kıyısında durup suya bakan alımlı bir sevgilidir. Yedinci beyitte açık pencereler gönül ehlinin uyanık gözlerine benzetilir ve suyun yansımasıyla şimşek gibi parlar. Ömrünün büyük kısmını İstanbul'da geçiren bir şairin Urfa'daki bir havuz köşkünü yalıya benzetmesi, manzumeye kendi dünyasından bir renk katar.
Son mısra tarihtir: "Zihī pākīze-kāşāne sezāvār-ı ‘Ali Paşa." Yaygın imlâyla ebced hesabına vurduğumuzda bu mısra 1133 (1720-1721) değerini verir; aynı sayı Ferahâbâd Sarayı tarihinin ikinci mısraından da çıkar. Topal hesabı vermemiştir ve sonuç yazmanın imlâsına bağlıdır, ama iki tarihin aynı yılı göstermesi, köşkün Ferahâbâd yapılarının bir parçası olduğunu düşündürür. Vezin, hezecin dört "mefā‘īlün"lü kalıbıdır; metin Ali Emîrî yazmasının 9a yaprağındadır ve öteki iki nüshada yer almaz.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 72-73, tarih 5 "Tārīḫ-i Vezīr-i Müşārün-ileyh" (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 9a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






