Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Yine dil-ḫāh üzre devr itdi sipihr-i āferīn
Şükrili’llāh eyledi erbāb-ı ṭab‘ı kām-bīn
Sābıḳa itdikleri āzāra nādim oldı çarḫ
Ḳalmadı āyīne-i ṭab‘ında reng-i keyd ü kīn
Eyledi eyyām-ı māfāta telāfī rūzgār
Ba‘d-ez-īn şaḫs-ı emel göstermesün çīn-i cebīn
Kevkeb-i ümmīd ḳalmışken vebāl-i ye’sde
Menzil-i sa‘du’l-s‘uūda eyledi şimdi ḳarīn
Egleniş budur ki bī-dār oldı baḫtı ‘ālemüñ
Ḫāṭır-ı nā-şāda söyleñ olmasun endūhgīn
Oldı birkaç vech ile ḫalḳa meserret rū-nümā
Nice ṣūretle göründi luṭf-ı Rabbü’l-ālemīn
Ḥāmilinüñ itdi tecdīdi teṣādüf sāl ile
Şer‘ ile ḳānūn ile bünyān-ı ḥükm oldı raṣīn
Ġayrı dursun cümleden şimdi budur māfi’z-zamīr
K’oldı şāyān ehline seccāde-i şer‘-i mübīn
Ya‘nī bir ẕāt-ı fażīlet-perver-i dāniş-nihād
Müsta‘idd-i müsta‘iddīn-i a‘ref her ‘ārifīn
Ḥażret-i Nā’ib Efendi ḥākim-i şer‘-i şerīf
Faḫr-i nüvvāb u fażā‘il-güster-i ‘irfān-güzīn
Eyledi ni‘me’l-bedel maẓmūnını icrā ile
Ḳāḍī-ı şehr-i Ruhā anı yerine cā-nişīn
Bir Süleymān-ı selīmü’ṭ-ṭab‘ efendidür o kim
Bī-tereddüd oldı ḥükmiyle ḳavī aḥkām-ı dīn
Nāfīẕü’l-ḥükm-i maḳām-ı şer‘-i pāk-i Aḥmedī
Ḥākim-i ḥükm-i ḳavīm-i cāy-ı faḫrü’l-mürselīn
‘Ālim ü fāżıl süḫan-dān-ı edīb ü pür-kemāl
Nükte-perdāz u hüner-senc ü lebīb-i ḫurde-bīn

15. beyit yazmada silik olduğu için neşirde okunamamış ve yerine üç nokta konmuştur.

Ṣoḥbeti bir cāmi‘e beñzer ki anda ṣaf-be-ṣaf
Ṣan cemā‘atdür süṭūr-ı imżā imāmu’l-müslimīn
Mührini mühr-i Süleymān-ı ṭılısmāsā ṣukūk
Götürür başında tā kim ḫaṣmdan ola emīn
Maḥkeme bünyād olaldan olmamışdur ḥaḳḳ bu kim
Böyle ne bir ḳāḍī ne nā’ib bilā-şübhe mekīn
Kendü olduḳça bu ‘ālemde mu‘īn-i ehl-i şer‘
Ḥażret-i Ḥaḳḳda ola her emrde aña mu‘īn
İstimā‘ itdikde Ṣāḥib müjde-i teşrīfini
Didi tārīḫ-i güzīnin ḥāmī şer‘-i metīn

Günümüz Türkçesiyle

1. Aferin feleğe, yine gönlün dilediği gibi döndü; Allah'a şükür, yaratılış sahiplerini (şairleri) muratlarına erdirdi.

2. Felek daha önce verdiği eziyetlerden pişman oldu; tabiatının aynasında hile ve kin rengi kalmadı.

3. Zaman geçmiş günleri telafi etti; bundan sonra emel (bize) kaşlarını çatmasın.

4. Umut yıldızı ümitsizliğin uğursuzluğunda kalmışken, şimdi onu en uğurlu yıldızın konağına yaklaştırdı.

5. Sevinç şudur ki dünyanın bahtı uyandı; neşesiz gönle söyleyin, kederli olmasın.

6. Halka birkaç bakımdan sevinç göründü; âlemlerin Rabbinin lütfu nice suretle ortaya çıktı.

7. (Makamın) sahibinin yenilenmesi yıl (başı) ile çakıştı; şeriat ve kanunla hüküm binası sağlamlaştı.

8. Hepsi bir yana, şimdi gönüldeki şudur: apaçık şeriatın seccadesi ehline layık oldu.

9. Yani faziletli, bilgili yaratılışlı bir zat; yetenekli olanların en yeteneklisi, bilenlerin en bileni.

10. Şerefli şeriatın hâkimi Nâib Efendi hazretleri; naiplerin övüncü, seçkin irfanla faziletleri yayan.

11. Ruha şehrinin kadısı, "ne güzel bir bedel" sözünün anlamını yerine getirerek onu kendi yerine vekil yaptı.

12. O, Süleyman adlı, temiz tabiatlı bir efendidir ki, din hükümleri şüphesiz onun hükmüyle güçlendi.

13. Ahmed'in (Peygamber'in) temiz şeriatının makamında hükmü geçen, peygamberlerin övüncünün yurdunun doğru hükümlü hâkimi.

14. Bilgin ve faziletli, söz bilir, edip ve kemal sahibi; nükteler düzen, hüner tartan, ince gören akıllı biri.

16. Sohbeti bir camiye benzer ki orada sıra sıra imza satırları sanki cemaattir, (kendisi de) Müslümanların imamıdır.

17. Hüccetler, onun mührünü tılsım gibi Süleyman'ın mührü (bilip) başlarında taşır ki hasımdan emin olsunlar.

18. Mahkeme kurulalı beri gerçek şu ki, böyle ne bir kadı ne bir naip şüphesiz yerleşik olmamıştır.

19. Kendisi bu dünyada şeriat ehlinin yardımcısı oldukça, Hak hazretleri de her işinde ona yardımcı olsun.

20. Sâhib gelişinin müjdesini duyunca seçkin tarihini söyledi: "Sağlam şeriatın koruyucusu."

Edebî ve Tarihî Yorum

Urfa tarihleri bu kez bir yargı görevlisine uzanır: başlığa göre manzume Ruha naibi Süleyman Efendi için yazılmıştır. On birinci beyit atamanın nasıl olduğunu anlatır: Ruha kadısı, "ni‘me'l-bedel" (ne güzel bir bedel) sözünü yerine getirerek Süleyman Efendi'yi kendi yerine vekil, yani naip yapmıştır. Hüsameddin'in kaydına göre Sâhib de bir dönem Sivas naibi olmuştu; naiplik makamını içeriden bilen bir şairin kaleminden çıkan bu övgü, mahkemenin gündelik dünyasından ayrıntılar taşır.

Bu ayrıntılar en çok on altıncı ve on yedinci beyitlerdedir. Naibin sohbeti bir camiye benzetilir: hüccetlerin altına sıra sıra atılan imzalar cemaat saflarıdır, imza ise "imāmu'l-müslimīn"dir. On yedinci beyitte ad üzerine kurulmuş bir oyun vardır: Süleyman Efendi'nin mührü, efsanelerde cinlere ve devlere hükmeden Hz. Süleyman'ın mührüne benzetilir ve şer'î belgeler (ṣukūk) bu mührü bir tılsım gibi başlarında taşıyarak hasma karşı korunur. On ikinci beyitteki "Süleymān-ı selīmü'ṭ-ṭab‘" (temiz tabiatlı Süleyman) ifadesinde Süleyman ile Selim adlarının yan yana gelmesi, iki büyük padişahı hatırlatıyor olabilir; bu ima metinde açıkça kurulmaz.

On beşinci beyit yazmada silik olduğu için Topal tarafından okunamamış, neşirde yerine üç nokta konmuştur. Manzumenin ilk sekiz beyti, felek ile barışma diliyle konuşur: felek eski eziyetlerinden pişmandır, umut yıldızı en uğurlu burca yaklaşmıştır. Yedinci beyit, makam sahibinin yenilenmesinin yıl başıyla çakıştığını söyler; tarih mısraı ise "ḥāmī şer‘-i metīn" (sağlam şeriatın koruyucusu) ibaresidir. Bu ibare ebced hesabıyla 1129 (1716-1717) değerini verir; hesap bizimdir ve hangi kelimelerin sayıya girdiği metinde belirtilmez. Ali Emîrî yazmasının 10b yaprağı dışında manzumenin bir tanığı yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar