Şânî Süleyman Çelebi, XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış Amasyalı bir yeniçeri yazıcısı, mûsikişinas ve destancı bir halk şairidir. Hem mûsikide hem çalgı çalmakta usta olduğu için "Şanlı Çelebi" ya da "Şanlı Ağa" diye ün kazanmış, "Şânî" mahlası da bu lakaptan gelmiştir. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ne göre 1121 yılındaki Rus savaşında gösterdiği yiğitlik için hil'atle ödüllendirilmiş ve 1135 (1722-23) yılında ölmüştür. Hüsameddin onun bir destanını ele geçirdiğini, ama bunun da kendi evrakıyla birlikte yandığını yazar. Bugün şairin hiçbir şiirine ulaşılamamaktadır.

Hüsameddin'in Kaydı

Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin on birinci cildinde, adı "şın" harfiyle başlayan Amasyalıları verdiği bölümde şairi şöyle tanıtır:

Şânî Süleyman Çelebi-Şânlı. Amasyalıdır. Amasya yeniçerilerinin yazıcısı olup gerek mûsikîde ve gerekse âlât-ı mûsikî isti'mâlinde mâhir, destâncı bir şâir olduğundan "Şanlı Çelebi", "Şanlı Ağa" diye iştihâr etmekle "Şânî" kendisine mahlas oldu. Şeyh Alizâde es-Seyyid Ahmed Rüşdi Efendi'nin "Tezkere-i Şu'arâ Zeyli"nde muhtasar tercemesi yazılan bu şâir, oldukça erbâb-ı maârifden olup 1121 Rus muhârebesinde merdâne hizmetlerine mükâfâten hil'âtle taltîf edilmiş 1135'de vefât etmişdir. Gâyet şecî', cesûr, kâtib, bir halk şâiri idi. Bir destânını elde etdim oda yandı. Rindâne ve hamâsetkârâne sözlerdi.

Günümüz Türkçesiyle kayıt şunu söyler: Şânî Süleyman Çelebi Amasyalıdır. Amasya yeniçerilerinin yazıcısıydı. Hem mûsikide hem de çalgı çalmakta usta, destan söyleyen bir şair olduğu için "Şanlı Çelebi", "Şanlı Ağa" diye tanındı ve "Şânî" onun mahlası oldu. Şeyh Alizâde Seyyid Ahmed Rüşdî Efendi'nin Tezkire-i Şu'arâ Zeyli'nde kısa hayat hikâyesi yazılan bu şair epeyce bilgili biriydi. 1121'deki Rus savaşında gösterdiği yiğitçe hizmetlere karşılık hil'at giydirilerek ödüllendirildi ve 1135'te öldü. Çok yiğit, cesur, kâtip bir halk şairiydi. Bir destanını ele geçirmiştim, o da yandı. Rindçe ve kahramanca sözlerdi.

Maddenin sitedeki aktarımı ve açıklamaları Hüsameddin ansiklopedisinde okunabilir.

Hayatı

Şânî'nin doğum tarihi ve ailesi Hüsameddin'in maddesinde yazılı değildir. Maddeye düşülen dipnotta ise bir tahmin vardır: 1112 (1700-01) yılında Amasya yeniçerilerinin serdar vekili olan Süleyman Ağa bin Ahmed Ağa'nın "bu olsa gerek" denir; onun oğlu Mehmed Ağa da 1145 (1732-33) yılında serdar olmuştur. Notun "olsa gerek" diye kurulması, özdeşliğin bir belgeye dayanmadığını, Hüsameddin'in kanaati olduğunu gösterir. Bu tahmin doğruysa Şânî, yazıcılığın yanında ocağın komuta kademesinde de görev almış, oğlu da onun izinden yürümüş olur.

Yeniçeri yazıcısı, ocağın bir birliğinde kayıtları ve yazışmaları tutan kâtiptir. Hüsameddin'in Şânî'yi "kâtib" ve "oldukça erbâb-ı maârifden", yani bilgili ve okumuş biri diye anması bu görevle uyuşur. Yazı bilen bir yeniçerinin aynı zamanda saz çalıp destan söylemesi, Amasya'da yeniçeri ocağı ile saz şiiri arasındaki yakın bağın bir örneğidir. Hüsameddin onun mûsikide de, çalgı kullanmakta da usta olduğunu ayrıca belirtir; hangi sazı çaldığını ise yazmaz.

Hüsameddin'in andığı 1121 yılındaki Rus savaşı, şairin hayatındaki tek tarihli olaydır. Hicrî 1121 yılı Mart 1709 ile Şubat 1710 arasına düşer. Osmanlı Devleti'nin Rusya'ya savaş açması ise 1122 Ramazanının sonlarına (Kasım 1710) rastlar ve savaş 1711'deki Prut seferiyle sonuçlanır. Hüsameddin'in kastettiği muhtemelen bu seferdir; tarih farkı, kaynağındaki bir yuvarlamadan ya da hil'atin verildiği yılın sefer yılıyla karıştırılmasından doğmuş olabilir. Bu bir çıkarımdır. Şânî'nin seferdeki "merdâne", yani yiğitçe hizmetleri karşılığında hil'atle, yani bir onur kaftanıyla ödüllendirilmesi, onun saz meclislerinin yanında cephede de bulunduğunu gösterir. Şair 1135 (Ekim 1722-Eylül 1723) yılında ölmüştür.

Amasya ile Bağı

Şânî Amasyalıdır ve hayatını Amasya yeniçerileri arasında geçirmiştir. Hakkındaki ilk kayıt da Amasya'nın kendi şair tezkiresi zincirine aittir. Hüsameddin'in andığı Şeyh Alizâde Ahmed Rüşdü Efendi, Amasya şairlerinin tezkiresini yazan Abdî Efendi'nin torunudur; 18 Safer 1159 (Mart 1746) tarihinde ölmüş, dedesinin tezkiresini kendi devrinin şairleri ve olaylarıyla sürdürmüştür. Bu zeyil onun ölümünden sonra evrakı arasında bulunmuş, Hüsameddin de ondan yararlanmıştır. Şânî'nin bu zeyle girmesi, saz şairi olmasına rağmen Amasya'nın okumuş çevresince şair olarak tanındığını gösterir. Tezkire ve zeyilleri hakkında ayrıntılı bilgi Abdî Efendi tezkiresi yazısında verilmiştir. Amasya'nın yeniçeri destancıları arasındaki yeri ise sitedeki Amasya'da Âşıklık Geleneği ve Amasya Türküleri ve Uzun Havalar yazılarında anlatılmıştır.

Şiiri

Şânî Süleyman Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin onun bir destanını eline geçirdiğini, ama bunun da yandığını söyler ve şiirini iki kelimeyle niteler: "rindâne ve hamâsetkârâne", yani rindçe, kayıtsız bir söyleyişle kahramanlık havası taşıyan sözler. Bu niteleme, Şânî'nin destanlarında savaş ve yiğitlik konularını işlediğini düşündürür; cephedeki hizmetiyle de uyuşur. Hüsameddin'in öbür maddelerinden, Abdî Efendi tezkiresinin ve ondan aldığı pek çok metnin kendi evrakını yakan bir yangında kaybolduğu anlaşılır; Şânî'nin destanı da aynı kayba uğramış görünür. Şeyh Alizâde Ahmed Rüşdü Efendi'nin zeylinin de bugün bilinen bir nüshası yoktur. Cavit Güzel'in Amasya'daki âşık tarzı destan geleneği üzerine çalışması da bu âşıkların herhangi bir eserine başka kaynaklarda ulaşılamadığını belirtir.

Kaynakların Durumu

Şânî hakkındaki bütün bilgi Hüsameddin'in maddesine dayanır; onun kaynağı da bugün elde olmayan Şeyh Alizâde zeylidir. Şairin yaşadığı dönem konusunda kaynaklar arasında bir ayrılık vardır. Güzel'in makalesi ve onu izleyen sitedeki âşıklık geleneği yazısı Şânî'nin ölüm yılını 1820 olarak verir ve onu XIX. yüzyılın destancıları arasında sayar. Oysa Hüsameddin'e göre şair 1135 yılında ölmüştür; bu tarih miladi 1722-23'e karşılık gelir. Hüsameddin'in verdiği öbür tarihler de, 1121'deki Rus savaşı, dipnottaki 1112 ve 1145 yılları, aynı döneme işaret eder. Kendisinden söz eden zeylin yazarı Ahmed Rüşdü Efendi'nin 1746'da ölmüş olması da şairi XIX. yüzyıla yerleştirmeye imkân vermez. 1820 tarihi bu yüzden hatalı görünür; nasıl ortaya çıktığı anlaşılamamıştır.

Aynı mahlası taşıyan bir başka Amasyalı ile de karıştırılmamalıdır. Hüsameddin'in hemen önceki maddesinde anlattığı Şânî Hüseyin Çelebi, Şeyh Hamîdzâde ailesinden, Kemalpaşazâde'nin öğrencisi bir kâtip ve şairdir; 941 (1535) yılında Bağdat'ta defterdar İskender Çelebi'ye isnat edilen suça ortak gösterilerek öldürülmüştür. İki şair arasında iki yüzyıla yakın bir zaman farkı vardır.

Kronoloji

1112 (1700-01): Hüsameddin'in Şânî ile aynı kişi olabileceğini düşündüğü Süleyman Ağa bin Ahmed Ağa, Amasya yeniçerilerinin serdar vekilidir.

1121 (1709-10): Hüsameddin'in andığı Rus savaşında gösterdiği hizmetler için Şânî hil'atle ödüllendirilir.

1135 (1722-23): Şânî Süleyman Çelebi ölür.

1145 (1732-33): Dipnottaki Süleyman Ağa'nın oğlu Mehmed Ağa Amasya serdarı olur.

18 Safer 1159 (Mart 1746): Şânî'nin kısa hayat hikâyesini zeylinde yazan Şeyh Alizâde Ahmed Rüşdü Efendi ölür.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar