Amasya, Yeşilırmak'ın iki yakasına yaslanmış, Harşena'nın ve Ferhat Dağı'nın gölgesinde uzanan bir şehir olarak taşı ve suyu kadar söylenegelen ezgileriyle de tanınır. Yörenin sevinci de acısı da yüzyıllar boyunca en çok türkülerde saklanmış, bağlamanın teline dökülerek kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Müzikbilim çalışmalarında Amasya türküleri, Orta Asya'ya kadar uzanan köklü bir saz ve söz geleneğinin Yeşilırmak vadisindeki devamı olarak anlatılır. Anadolu'nun pek çok kentinde olduğu gibi burada da türkü, bağlama (saz) eşliğinde çalınıp söylenir ve yöre insanının duygu dünyasını, bulunduğu coğrafyanın adlarını ve nesnelerini içinde taşır.

Amasya yöresine ait türküler, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu'nun (TRT) Türk halk müziği repertuvarında kayıtlıdır. Bu repertuvarda yöre adıyla anılan türkü sayısı Amasya için 48 olarak verilir; karşılaştırma için Tokat yöresinin repertuvardaki türkü sayısı 105, Samsun yöresinin ise 36'dır. Rakam, yörenin müzik mirasının yalnızca notaya alınıp resmî repertuvara girmiş kısmını gösterir. Sözlü gelenekte yaşayan ve hiçbir zaman kayda geçmemiş ezgilerin sayısı bilinmez. Bu sözlü birikimin geçmişine dair en eski ipuçları ise şehrin biyografi ve tarih kayıtlarında, saz çalan, destan söyleyen ve mani yakan kişilerin adlarıyla birlikte durur.

Saz ve Sözün Eski İzleri

Şehzade Sarayında Musiki

Amasya'nın musiki hayatı, Osmanlı şehzadelerinin sancakbeyi olarak oturduğu yüzyıllarda saray çevresinde canlı bir görünüm kazanmıştı. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Şehzade Ahmed'in oğulları için yapılan sünnet düğününü anlatırken şairlerin kasidelerinin yanında Amasya sâzende ve hânendelerinin en meşhurlarını da sayar: Baba Mehmed Çelebi bin İlyas'ın udu, Sofioğlu Abdî Çavuş'un tanburu, Beylioğlu Sünbül Ahmed Bey'in sazı, Merâgî soyundan Hâce Kutbeddîn Mahmud'un nağmeleri ve Süleyman Dede'nin "dâvûdî" sesi, onun deyişiyle Amasya'yı çınlatıyordu. Bu meclisler daha çok makam musikisinin, ud ve tanburun dünyasıdır ve halk türküsüyle doğrudan özdeşleştirilemez. Yine de şehirde sazın ve sesin saygın bir meslek, hatta bir geçim yolu olduğunu gösterirler.

Bu çevrenin en ilgi çekici kişisi, halk arasında "Baba Tanburî" diye anılan Baba Mehmed Çelebi'dir. Hüsameddin'e göre Lâdikli İsrâfilzâde Mehmed Çelebi'nin yanında "ilm-i edvâr" denen musiki nazariyatını öğrenmiş, çok güzel tanbur çalan, sesi yanık bir hânende olduğu için Şehzade Ahmed'in nedimleri arasına girmişti. Kaynağın kaydettiği bir ayrıntı, musikinin şehirdeki toplumsal işlevini de gösterir: Baba Tanburî, halkın dertlerini ve şikâyetlerini şehzadenin kulağına ulaştıracak gazeller besteler, bunları huzurda okuyarak halkın işlerine de yarardı. 918 (1513) yılında şehzadenin ölümü onu derinden sarsmıştı. Saz ile söz arasındaki bu yakınlık, sonraki yüzyıllarda saray yerine kahvehaneye taşınacak olan halk şairliğinin de habercisi sayılabilir.

Halk Şairleri ve Yanık Maniler

Hüsameddin, Köprülüler devrine ayırdığı bölümde Amasya'nın yetiştirdiği şairleri iki kümeye ayırır. Kalem şairleri arasında Kelâmî, Türâbî, Abdî, Remzî, Câmî, Zühdî, Şevkî, Hıfzî ve Dâniş'i, halk şairleri arasında ise Cihâdî, Hüznî, Seyfî ve Izzî'yi sayar ve şöyle der: "Amasya'nın halk şâirleri pek âşık, yaptıkları mânilerle ezgiler pek yanıktı." Aynı satırlarda bu yanık manilerin kendi zamanına kadar ağızdan ağıza aktarılarak korunduğunu, bunları en iyi bilenin de "güzel bağlama şâiri" Abdal Ağasızâde İsmâil Hakkı Efendi olduğunu ekler. Bu kayıt, yörede mani ile ezginin birlikte yaşadığını ve bağlamanın yirminci yüzyıl başına kadar bu birikimin taşıyıcısı olduğunu gösteren en açık tanıklıklardan biridir. Hüsameddin'in bu adların hiçbirinden şiir örneği vermemesi ve bugüne kadar bu şairlere ait bir metne ulaşılamamış olması, sözlü geleneğin ne kadar kolay yitebildiğini de hatırlatır.

Cavit Güzel'in Amasya'daki âşık tarzı destan geleneği üzerine yaptığı araştırma, Hüsameddin'in dağınık kayıtlarını bir araya getirerek şehrin destancı âşıklarını yüzyıllara göre sıralar. Araştırmacıya göre bu geleneği besleyen iki kaynak vardır: şehzadeleri korumakla görevli yeniçeri ocağı ve şehrin önemli bir parçası olan Alevi-Bektaşi kültürü. Yeniçeri ocakları âşıkları askerin moralini yükselten birer söz ustası olarak koruyor, kahvehaneler de âşık şiirinin sahnesi hâline geliyordu.

Yeniçeri Saz Şairleri ve Kahvehaneler

Bu sıranın ilk belirgin adı Celâlî Mehmed Ağa'dır. Tokatlı Türedi Hüseyin Ağa'nın oğlu olan Celâlî, sipahi olarak yetişmiş, Abaza Hasan Paşa'nın maiyetine girmiş ve Köprülü Mehmed Paşa'nın sadaretine karşı çıkan paşanın yanında yer aldığı için 1069 (1659) yılında yakalanıp idam edilmiştir. Hüsameddin onu "gâyet gürbüz, cesûr bir sipâhî ve sâz şâiri" diye tanıtır; sesinin gür ve etkileyici olduğunu, Meydan Köprü semtinde "Yüksek Kahve" diye bilinen kahvehanede saz ve bağlama çalarak destanlar okuduğunu, şiirler söylediğini ve bütün halkı başına topladığını anlatır. Osman Fevzi Olcay'ın hatıralarında da Mustafa Bey Hamamı yakınında ve Selağzı'nda "yüksek kahve" diye anılan yerlerden söz edilir; ancak bunların Celâlî'nin kahvesiyle aynı yer olduğunu gösteren bir kayıt yoktur.

Celâlî'den sonra ün kazanan saz şairi, yeniçeri Hasan'ın oğlu Cihâdî Ahmed Ağa'dır. Odabaşılığa kadar yükselen Cihâdî, Kandiye kuşatmasında yeniçerileri destanlarıyla savaşa yüreklendirdiği için terfi etmiş ve Sadrazam Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa'nın iltifatını kazanmıştır. 1086'da (1675) emekliye ayrılmış, 1093 (1682) dolaylarında ölmüştür. Hüsameddin onun için kısa ama anlamlı bir hüküm verir: "Destânları, mânîleri, ezgileri çokdur." Aynı dönemde Kocacık Mescidi imamı İbrahim Efendi'nin oğlu Âşık Ahmed Çelebi de 1070 (1659-60) sıralarında şair olarak tanınmış, saza ve söze merakı ile anılmış, 1086'dan (1675) sonra ölmüştür.

On sekizinci yüzyılda iz bırakan destancı Çırçırlıoğlu Âsafî Ahmed Bey, eşraftan bir ailenin çocuğudur. Zeâmet sahibi ve alaybeyi iken 1184 (1770-71) Rus seferinden kaçtığı için görevinden uzaklaştırılmış, ardından dervişliğe yönelmiştir. Hüsameddin onun güzel bağlama çaldığını, atalarından kalan serveti eğlenceye harcadığını, Şehzadeler Türbesi yakınındaki Fethullah Ağa'nın kahvehanesinde bir "kahve şairi" olarak 1210 (1795-96) yılına kadar yaşadığını ve yeniçeriler ile Bekrîler arasında ün kazandığı için kendisine "Destancı" da dendiğini yazar. Güzel'in araştırmasında Âsafî'nin ölüm yılı 1770 olarak verilir; bu tarih, Hüsameddin'in metnindeki 1184 Rus seferiyle karışmış görünmektedir.

Yüzyılın sonunda Odabaşı Halil Ağa'nın torunu Âşık Mehmed Ağa, yeniçeri çavuşu olarak çöğür çalıp destan söylerdi. Hüsameddin'in kaydına göre "mükemmel bir halk şâiri" olduğu için savaşlarda çok işe yaramış, Selağzı'ndaki Garibler Mescidi yakınında bulunan kahvehanede dostlarını toplamıştır. Sesi ve nağmesi güzel, saz çalmada usta bir destancıydı; İçerişehir'de Kırkbedel yakınında evi vardı ve soyuna "Âşıkoğulları" dendi. 1220 (1805) sıralarında öldüğü yazılıdır. Yeniçeri yazıcısı Şânî Süleyman Çelebi de hem musikide hem çalgı kullanmakta usta, destancı bir şair olduğu için "Şanlı Çelebi" ya da "Şanlı Ağa" diye ün yapmış, bu lakaptan "Şânî" mahlasını almıştır. Hüsameddin, onun bir destanını ele geçirdiğini fakat bunun da yangında kaybolduğunu not eder.

Bu kayıtların çizdiği tablo dikkat çekicidir: Amasya'da saz şairliği yeniçeri ocağıyla, kahvehaneyle ve savaş meydanıyla iç içe gelişmiş, çöğür ile bağlama bu geleneğin başlıca çalgıları olmuştur. Destanlar, maniler ve ezgiler aynı kişilerin dilinde birlikte anılır. Ne var ki bu âşıkların söylediği türkülerden ya da destanlardan bugüne ulaşan bir metin yoktur; TRT repertuvarındaki Amasya türküleriyle bu eski saz şairleri arasında belgeye dayanan bir bağ da kurulamamaktadır.

Derleme ve Araştırma Geçmişi

Bir yöre türküsünün ülke çapında tanınması, çoğu kez o ezgiyi köyde ya da odada dinleyip notaya alan derleyicilerin emeğine bağlıdır. Merzifon türküleri üzerine yapılan bir incelemeye göre bu türkülerin yöre dışında bilinir hâle gelmesinde Nida Tüfekçi ile Muzaffer Sarısözen'in derlemeleri belirleyici olmuş, birçok Merzifon türküsü hem TRT hem de Ankara Devlet Konservatuvarı tarafından repertuvara kazandırılmıştır. Tüfekçi'nin 10 Kasım 1969'da derleyip repertuvara 1804 numarayla geçirdiği "Eşimden Ayrıldım Yamandır Halim", bu kayıtların bilinen örneklerinden biridir. Repertuvar kayıtlarında Yücel Paşmakçı'nın adı da derleyen ve notaya alan olarak geçer; "Halay Çekin Düzülsün" ve "Evlerine Vardım Kapı Sürgülü" gibi türkülerin kaydında bu isim görülür.

Şehrin içinden yetişen derleyicilerin başında Burhan Özbakır gelir. 1935'te Amasya'da doğan Özbakır, 1954'te yeniden canlandırılan Amasya Musiki Cemiyeti'ne katılmış, pek çok öğrenci yetiştirmiş, Ramazan aylarında ve çeşitli meclislerde okunan Amasya ilahilerini de derlemiştir. Ailesinin şehrin musiki hayatındaki yerini inceleyen 2019 tarihli bir yüksek lisans tezi, Özbakır'ın besteleri ile birlikte geçmişte Amasya'da okunan pek çok eserin derlemesini de ele alır. Kırsaldaki âşıklar üzerinde de etkisi olmuştur: Sarıyar (Morami) köyünden Âşık Rıza Çulha, köylerine gelen Burhan Özbakır'dan etkilenerek âşıklığa başladığını anlatmıştır.

Yöre türkülerinin kitap hâline getirilmesinin tarihi kaynaklarda farklı verilir. Fatih Koca, Burhan Özbakır'ın "Amasya Türküleri" adlı kitabının 1988'de Amasya Belediyesi Kültür Yayınları arasında çıktığını yazar. Başka kaynaklar ise Amasya Belediyesi'nin 2010'da B. Özbakır ile S. T. Sünbül'ün hazırladığı "Amasya Türküleri" kitabını yayımladığını, TRT Müzik Dairesi'nin de aynı adı taşıyan bir CD hazırladığını belirtir; iki tarihin aynı eserin farklı baskılarına mı yoksa ayrı çalışmalara mı ait olduğu açık değildir. Bu yayınlar ile TRT'nin Türk halk müziği arşivi, sonraki akademik çalışmaların temel kaynağını oluşturmuştur. Haluk Yücel, Amasya türkülerini 2018'de söz ve müzik unsurları bakımından, 2021'de coğrafi kimlik açısından ve 2023'te Alevi-Bektaşi unsurları yönünden incelemiş, Merzifon yöresinin 94 türküsünü de 2016'da ayrıca değerlendirmiştir. Makamsal ve ritmik çözümlemeler ise daha sonra gelmiştir: Nail Demircioğlu 2022'de Amasya ve Samsun yöresi uşşak karakterli türkülerini karşılaştırmış, Yasemin Acaray 2024'te Amasya ile Tokat yörelerinin hüseynî karakterli türkülerini incelemiştir.

Bağlama ve Eşlik Geleneği

Yörede türkülere eşlik eden başlıca çalgı bağlamadır. Düğün meydanlarında, oda sohbetlerinde, harman yerlerinde ve bağ bozumu şenliklerinde sazın hayatın hemen her anına eşlik ettiği anlatılır. Osman Fevzi Olcay da Şeyhcûi'nin kiraz mevsimini anlatırken halkın bu mesiredeki köşklerine taşındığını, komşuların birbirini kiraz ağaçlarının altına davet ettiğini ve bir yanda sazlar çalınıp şarkılar söylenirken bülbüllerin de bu sese karıştığını yazar. Merzifon türkülerinin sözlerinde de bağlama üç kez, telli cura ile cümbüş birer kez anılır; aynı çalışma, özellikle Alevi köylerindeki evlerde bağlamanın yaygın bir çalgı olduğunu not eder.

Merzifon, coğrafi olarak Orta Karadeniz'in iç kesiminde yer aldığı için türküleri hem Karadeniz hem de İç Anadolu müzik kültürlerinin kıyısında durur. Aynı araştırmaya göre Amasya, Merzifon ve Çorum türküleri arasında hem müzikal hem de konu bakımından benzerlikler vardır; yakın komşu olmalarına rağmen Samsun ve Ordu gibi kıyı kentlerinin türküleriyle arada belirgin farklar görülür. Bağlamanın köylerdeki yaygınlığı, cemlerde zâkirlik yapan âşıkların varlığıyla da ilgilidir. Güzel'in görüştüğü kaynak kişilere göre Gümüşhacıköylü Halil İbrahim Alkaç, gençliğinde bölgedeki zâkirlerin yanına gönderilmiş ve bağlama çalmayı, makamlı türkü okumayı onlardan öğrenmiştir.

Türkülerin işlevi de çalgı kadar çeşitlidir. Kırık hava denen ölçülü ezgiler halayların, oyunların ve şenliklerin havasını taşır; Merzifon'dan kayda geçen "Babayiğit" gibi oyun havaları da bu kümeye girer. Yöreden notaya alınan ezgilerin bir kısmı ise ağıt ve semah karakterindedir. Aynı repertuvar, düğün halayından yas törenine kadar toplumsal hayatın farklı evrelerine karşılık gelen parçalar içerir.

Konular ve Temalar

Amasya türkülerini tematik olarak inceleyen çalışmalarda ayrılık, aşk ve sevda konulu parçalar ilk sırada yer alır. Bunları ağıt temalı türküler ve semah karakterli ezgiler izler. Haluk Yücel'in yaklaşık kırk türkü üzerinde yürüttüğü araştırma, Alevi-Bektaşi söyleminin ve tasavvufi temaların da yörenin türkülerinde kendine yer bulduğunu gösterir. Dinî içerik burada inançla sınırlı kalmaz, toplumsal hayatı biçimlendiren bir unsur olarak türkülerin diline işler.

Bu dağılımın sayısal bir örneği, Merzifon yöresinin 94 türküsü üzerinde yapılan sayımdan görülebilir. Bu türkülerin 28'i mani karakterlidir ve toplamın yaklaşık yüzde 30'unu oluşturur. Mani tarzındaki türkülerde konu bütünlüğünden çok kafiye ve ezgi uyumu gözetilir; Hüsameddin'in "yanık mâniler" diye andığı eski geleneğin bugünkü repertuvarda da güçlü bir yer tutması bu bakımdan anlamlıdır. Bunları 19 türkü ile dinî içerikli parçalar (yüzde 20,2), 16 türkü ile aşk (yüzde 17) ve 13 türkü ile ayrılık ve ölüm konulu parçalar (yüzde 13,8) izler. Bir olay ya da kişiyi anlatan türkü ile derdini ve sıkıntısını dile getiren türkü beşer tane, ağıt dört, kavga ve çatışma konulu türkü iki, askerlik ve beddua temalı türküler ise birer tanedir. Araştırmacı, bir türkünün ilk dörtlüğü ile ikinci dörtlüğünün farklı konulara geçebildiğini, bu yüzden sınıflandırmanın ağır basan konuya göre yapılabildiğini de belirtir.

Ayrılık temasının tipik bir örneği, Tüfekçi'nin derlediği "Eşimden Ayrıldım Yamandır Halim"dir. Türkünün her dörtlüğü "böyl'olur" redifiyle biter ve "Adettir aşığın hali böyl'olur" dizesiyle âşığın kaderinin ayrılık olduğunu söyler. Mecnun, bülbül ve gül gibi sözcükler, bu ezginin halk şiiriyle divan edebiyatının ortak imgelerinden beslendiğini gösterir.

Sözlerin Dünyası

Türkü sözleri, yörenin fiziki ve beşerî özelliklerini anlatan bir belge gibi de okunabilir. Yücel'in Merzifon türküleri üzerindeki sayımları bunu somutlaştırır. En sık geçen renk kara ya da siyahtır ve çoğunlukla kaş ile göz için kullanılır; al ve kırmızı yanak ile dudağı, beyaz ten, el ve yüzü, yeşil ise baharı ve tazeliği anlatır. Çiçekler arasında gül, hayvanlar arasında bülbül başı çeker; bülbül, edebiyattaki geleneğe uygun olarak gülün âşığını simgeler. Hayvan adlarında bülbülü at, koyun ve kuzu izler. Ağaçlar arasında en çok anılan elmadır ve bu, yöre ekonomisiyle uyumludur: Merzifon iklimi elma ve kiraz yetiştirmeye elverişlidir, bu meyveler birçok ailenin ve köyün geçim kaynağıdır.

Yiyecek adları arasında bulgur ile bal beşer kez geçer. Mekân adlarında dağ, ova, yayla, pınar ve tarla öne çıkar; insan adlarında Ali, Hüseyin, Leyla ve Mecnun gibi hem dinî hem edebî isimlerin yanında Ferhat ile Şirin de anılır. Bu iki adın Amasya yöresinin türkülerinde yer bulması, Ferhat ile Şirin anlatısının şehirle kurduğu bağ düşünüldüğünde beklenen bir durumdur. Hüsameddin de Ferhat Kayası'na bağlanan halk inanışını aktarır: halk arasında Şirin'e âşık Ferhat'ın sevgilisine kavuşmak için o uzun su yolunu açarken önüne çıkan kayayı aşk ile deldiği anlatılırdı. Tarihçi bu rivayeti "hurâfât" sayıp eleştirse de, anlatının halkın dilinde ne kadar canlı olduğunu kaydetmiş olur.

Kelime sıklığı da aynı tabloyu doğrular: incelenen türkülerde "aşk" 21, "dost" 20, "Hakk" 13, "yar" 12, "ayrılık" ile "gönül" 11'er kez geçer. Aynı çalışma, Merzifon türkülerinde il, ilçe ve köy adlarının az geçtiğini, buna karşılık Amasya türkülerinde "Amasya" ve "Merzifon" adlarının sık görüldüğünü ayrıca not eder. Nota arşivlerinde yöreden kayda geçmiş türküler arasında Merzifon, Hayrettin, Alpaslan, Uygur ve Sarıköy gibi yerleşim adlarıyla anılanlar bulunur; bu da ezgilerin belirli köylere bağlanabildiğini gösterir.

Makam ve Ritim Özellikleri

Amasya türkülerinin makamsal yapısı, TRT repertuvarındaki notalar üzerinden çözümlenmiştir. Demircioğlu'nun 2022 tarihli çalışması, repertuvardaki 48 Amasya türküsü ile 36 Samsun türküsünün makam ve ritim değerlerini karşılaştırır ve her iki yörenin uşşak karakterli türkülerini ayrıca ele alır. Acaray'ın 2024 tarihli çalışması ise Amasya'nın 48 türküsünden 14'ünün hüseynî karakterde olduğunu saptar; Tokat için bu oran 105 türküden 26'dır. Aynı çalışma, iki yörenin hüseynî türkülerinin müzik nazariyesi kaynaklarında anlatılan hüseynî dizisiyle hem benzer hem farklı yönleri olduğunu ortaya koyar. Hüseynî ve uşşak, yörenin dinî ezgilerinde de sık başvurulan makamlardır; Amasyalı bir mevlithandan derlenen on bir ilahiden yedisinin bu iki makamda olması, türkü ile ilahinin aynı kulak alışkanlığını paylaştığını düşündürür.

Notalaştırılmış örneklerden biri "Halay Çekin Düzülsün"dür. Repertuvarda 52 numarayla geçen türkünün kaynak kişisi Hanife Karabıyık, derleyen ve notaya alan Yücel Paşmakçı'dır. Toplu olarak icra edilen parça karcığar dizisindedir, 2/4'lük usulle çalınır, karar ve bitiş sesi la'dır ve yedi sesli bir genişliğe sahiptir; konusu aşk ve sevda olarak kaydedilmiştir. Söz, "Halay çekin düzülsün, sürmeli gözler süzülsün" diye başlar. "Düzülsün" burada sıralansın, dizilsin demektir. İlk dörtlüğün devamı halaya girmeyene takılır, sonraki dörtlükler ise nane biçmeye inip su içmeye eğilen birinin yarini yaklaşırken görmesini ve yarin ayrı olmanın yalnızlığını anlatır. Böylece bir halay çağrısı ile bir sevda türküsü aynı parçada buluşur. Her dörtlüğe "uf aman ey" ünlemiyle girilmesi, ezginin serbest bir söyleyiş payı taşıdığını da düşündürür.

Ağıt, Mersiye ve İlahi

Yöre repertuvarının yas ve inanç tarafı, notaya alınmış türkülerden daha geniş bir alana yayılır. TRT repertuvarında Amasya yöresine kayıtlı ağıtlar bulunur; Merzifon türkülerinin sayımında da dört ağıt yer alır. Ağıt ile dinî ezgi arasındaki sınır ise mersiyede incelir. Amasyalı mevlithan Asiye Akbaş'tan derlenen eserler arasında hüseynî makamında "Kerbelâ" adlı bir mersiye bulunur; Kerbelâ yasını anlatan bu tür, Alevi-Bektaşi çevrelerinde söylenen ağıt karakterli ezgilerle aynı duygu alanını paylaşır.

Fatih Koca'nın 2015'te yayımladığı çalışma, Asiye Akbaş'ın hayatı üzerinden şehirde ezginin evlerde nasıl yaşadığını da gösterir. 1951'de Gediksaray'a bağlı Çiviköy'de doğan Asiye Hanım, Amasya'da mevlit ve mukabele okuyuculuğuyla tanınmış, mevlit meclisleri meşk usulüyle yürüdüğü için yaşlı hanımlardan pek çok eseri kulaktan öğrenmiştir. Okuduğu ilahileri meclisin türüne göre seçtiğini anlatır: doğum, ölüm, asker mevlidi, gelin mevlidi, hacı uğurlama ve hacı karşılama meclislerinin her birinin kendine uygun güfteleri vardı. İlahilerin çoğunu yazmadan hafızasında tuttuğunu, yaşı ilerledikçe bir kısmını unuttuğunu söylemesi, türkülerde olduğu gibi dinî ezgilerde de sözlü aktarımın kırılganlığını gösterir.

Ondan derlenen on bir eserin listesi, yörenin makam tercihine dair de bir fikir verir: beşi hüseynî, ikisi uşşak, ikisi hicaz, biri rast ve biri gerdaniye makamındadır. Bunlar arasında hicaz makamında bir ninni de vardır. Kadınların çocuklarına söylediği ninnilerin yörenin ezgi dağarcığının içinde olduğu anlatılır; ancak bu ezgilerin kapsamlı bir dökümüne ulaşılamamıştır ve bu ninni, kayda geçmiş az sayıdaki örnekten biridir. Amasya ilahilerinin ilk derlemelerini yapan Burhan Özbakır'ın çalışmaları, 2012'de Amasya Belediyesi tarafından yayımlanan "Amasya İlâhileri" albümünde yeniden düzenlenerek okunmuştur.

Uzun Hava

Türk halk müziğinde uzun hava, genel olarak usulsüz, yani serbest ritimle söylenen ezgi türüdür. Başlıca formları bozlak, gurbet havası, hoyrat, divan, yol havası, arguvan ağzı, çamşıhı ağzı, maya, barak ağzı ve müstezat olarak sayılır. Bu havalar belirli bir usule bağlı çalınmaz; her sanatçı ezgiyi kendi soluğuna ve arzusuna göre serbestçe uzatır. Konuları çoğunlukla aşk, hasret, ayrılık ve özlemdir, icra ise genellikle halk ozanları tarafından saz eşliğinde yapılır. Sözler uzun ve duygusaldır, bu yüzden bir uzun havanın söylenmesi zaman alır.

Türün bir kolu olan bozlak üzerine yapılan akademik çalışmalar, uzun havanın tarihî derinliğine ışık tutar. Bozlak sözcüğü Divanü Lügati't-Türk'te "bozladı" biçiminde, bağırmak ve feryat etmek anlamında geçer; Dede Korkut'ta da aynı kök kullanılmıştır. Bozlaklar daha çok Yörük, Türkmen ve Avşar oymaklarının, yaylak-kışlak hayatı yaşayan toplulukların ürünüdür ve ölüm, ayrılık, acı ile ağıt gibi konuları işler. Orta Anadolu ve Çukurova başta olmak üzere ülkenin çeşitli bölgelerinde söylenen bu geleneğin günümüze ulaşmasında, her Türkmen oymağının davul ve zurna çalan abdallarının önemli bir rol oynadığı belirtilir.

Bu bilgilerin hiçbiri Amasya'ya özgü bir uzun hava repertuvarını kanıtlamaz. Yöre için ayrıca yayımlanmış bir uzun hava dökümüne ulaşılamamıştır; Amasya'da ağıt ve gurbet havalarının serbest ritimle söylenmesi mümkündür, fakat bunu belgeleyen bir kayıt gösterilmedikçe yöreye ayrı bir uzun hava okulu atfetmek doğru olmaz. Uzun hava bu yüzden burada Türk halk müziğinin genel çerçevesiyle anlatılmıştır. Serbest söyleyişin yöredeki en yakın akrabası, belki de destancı âşıkların hikâye ve destan anlatırken saz eşliğinde okudukları manzum bölümlerdir.

Destancı Âşıklar ve Köroğlu

Sözlü kültürün destancılığı yirminci yüzyılda yeni bir biçime büründü. Anadolu'da 1940'lardan sonra yaygınlaşan, olayları destan hâline getirip tek yaprak hâlinde bastıran ve pazar yerlerinde ezgisiyle okuyarak satan gezgin destancılığın Amasya'da da temsilcileri çıktı. Güzel'in tespit ettiği dört destancıdan Gümüşhacıköylü Halil İbrahim Alkaç (1934-1994), 1959'dan itibaren Bafra'ya düşen uçağın şehitlerinden Kıbrıs olaylarına kadar pek çok konuda destan bastırdı. 1959 tarihli uçak destanının dörtlükleri "Ana ağlar vatan ağlar kan ağlar" nakaratıyla biter. Alkaç'ın bütün destanları on bir heceli dörtlüklerle kuruludur ve çoğunda ölüm teması öne çıkar.

Amasya merkeze bağlı Sarıyar (Morami) köyünden Âşık Ahmet Abacı (doğ. 1934), gezgin destancılığın işleyişini anlatan değerli bir tanıktır. Abacı'nın aktardığına göre bir olay duyulunca matbaanın kapısına gidilip hemen destan "bestelenir", basılan yapraklar çantaya konur ve kalabalığın ortasında hem okunup hem dağıtılırdı. Önceleri ellerinde bağlama olduğunu, sonra teyp çıkınca müziği onunla verdiklerini söyler. Güzel, satışın topluluğa hitap, kendini tanıtma, destanın konusunu bildirme, satıldığı yerleri sayma ve destanı ezgisiyle okuma sırasıyla yürüdüğünü belirtir. Aynı köyden Âşık Rıza Çulha (doğ. 1939), 1959'da Merzifon'u vuran yağmur, dolu ve sel felaketini on üç dörtlükle destanlaştırmış; Gümüşhacıköylü İsa Gedik de 1969'da Keşli köyündeki bir cinayeti işlemiştir. Bu destanların basım yeri olarak en çok Merzifon'daki Nurlar Matbaası görülür. Alkaç, Abacı ve Çulha'nın Alevi-Bektaşi gelenekten yetiştiği, cemlerde zâkirlik yaptıkları bilinir; Güzel bu durumu, yeniçeri âşıklarından yirminci yüzyıl destancılarına uzanan kültürel sürekliliğin bir göstergesi olarak yorumlar.

Saz eşliğinde anlatılan hikâyelerin bir örneği de bant kaydı sayesinde korunmuştur. Serdar Uğurlu'nun 2017'de yayımladığı çalışmaya göre 1960'ta Aydınca nahiyesine bağlı Yeşilöz köyünde, Âşık Veysel ile çırağı Âşık İbrahim'in de bulunduğu bir mecliste Âşık Mehmet bir Köroğlu hikâyesi anlatmış ve bu anlatım altmış dakikalık bir kasete kaydedilmiştir. Hikâye, kaynak eserlerde adı geçtiği hâlde metni bulunamayan Halep Kolu'nun bir varyantıdır ve Amasya ağzının özelliklerini taşıdığı için "Halep Kolu'nun Amasya Varyantı" diye adlandırılmıştır. Manzum bölümlerin saz eşliğinde nasıl seslendirildiği de bu kayıttan izlenebilmektedir. Kaynak kişilerin anlattığına göre Âşık Veysel, üç gün misafir kaldığı Âşık Mehmet'in sanatını o kadar beğenmiştir ki ayrılırken sazlarını değiştirmişler; Veysel'in sazı hâlâ aynı ailenin elindedir.

Yöre Repertuvarından Örnekler

Repertuvar kayıtlarında Amasya yöresi altında yer alan türküler arasında "Amasya'nın Dağları", "Bulguru Kaynatırlar", "Dedem Beni Bir Bahçıya Gönderdi", "Eşimden Ayrıldım Yamandır Halim", "Evlerine Vardım Kapı Sürgülü", "Felek Şad Olacak Günün Görmedim", "Halay Çekin Düzülsün", "Karşıdadır Evleri", "Kilo Kilo Elmalar", "Pencerede Perde Ben", "Tek Kapıdan Çıktım" sayılabilir. Halk arasında "Zilha Gelin" diye bilinen türkü ise repertuvarda "Allah Allah Dedik Ata Bindirdik" adıyla kayıtlıdır; son dizesi "N'ettin Kızılırmak Zilha gelini" diye biter. Bunların bir kısmı kayıtlarda adı bilinen kaynak kişilerle anılır; örneğin "Kilo Kilo Elmalar" için Necmettin Kuba, "Evlerine Vardım Kapı Sürgülü" için Saadettin Sümbül, "Halay Çekin Düzülsün" için Hanife Karabıyık yazılıdır. Kimi türküler ise anonim olarak kaydedilmiş ya da yöre ekibi adıyla geçirilmiştir. Bu adlar, yörenin mutfağını ve doğasını, aşk ile gurbeti ve toplumsal hayatın başlıca olaylarını aynı listede toplar.

Bugünkü Durum

Türkülerin bugünkü varlığı, resmî derleme kayıtlarına olduğu kadar yörede onları söyleyen ve çalanlara da bağlıdır. Yücel'in 2023 tarihli makalesine atıf yapan bir çalışma, Amasya'da Alevi-Bektaşi müziğinin aktarımcılarından biri olan Özgür Akkız'ı konu edinmiştir. Gezgin destancılık ise 1980'lerden sonra halkın ilgisinin azalmasıyla sönmüş; Alkaç'ın bu yıllarda destancılığı bırakıp yalnızca dost meclislerinde türkü ve destan okuduğu anlatılır. Türkünün kâğıda geçmeden yalnızca kulaktan kulağa yayılan kısmı repertuvarın en kırılgan bölümüdür. Bir ezginin nakaratına topluca katılmak ve halay çekerken sazın etrafında toplanmak, yöre kültüründe ortak yaşantıyı pekiştiren biçimler olarak sürmektedir.

Kronoloji

918 (1513): Şehzade Ahmed'in ölümü; nedimi Baba Tanburî'nin hayatında bir kırılma olarak kaydedilir.

1069 (1659): Saz şairi Celâlî Mehmed Ağa, Abaza Hasan Paşa'ya katıldığı için idam edilir.

1669: Kandiye kuşatması; Cihâdî Ahmed Ağa'nın destanlarıyla yeniçerileri savaşa yüreklendirdiği aktarılır.

1093 (1682): Cihâdî Ahmed Ağa'nın ölümü (yaklaşık).

1210 (1795-96): Destancı Âsafî Ahmed Bey'in bu yıla kadar yaşadığı kaydedilir.

1220 (1805): Çöğür çalan destancı Âşık Mehmed Ağa'nın ölümü (yaklaşık).

1954: Burhan Özbakır, yeniden açılan Amasya Musiki Cemiyeti'ne katılır.

1959: Halil İbrahim Alkaç, Ahmet Abacı ve Rıza Çulha'nın basılı destanları çıkar.

1960: Yeşilöz köyünde Âşık Mehmet'in anlattığı Köroğlu hikâyesi, Âşık Veysel'in de bulunduğu bir mecliste banda kaydedilir.

10 Kasım 1969: Nida Tüfekçi, Merzifon yöresinden "Eşimden Ayrıldım Yamandır Halim" türküsünü derler; ezgi TRT repertuvarına 1804 numarayla geçer.

1988: Fatih Koca'ya göre Burhan Özbakır'ın "Amasya Türküleri" kitabı Amasya Belediyesi Kültür Yayınları arasında çıkar.

2010: Amasya Belediyesi, B. Özbakır ile S. T. Sünbül'ün hazırladığı "Amasya Türküleri" kitabını yayımlar.

2012: Burhan Özbakır derlemelerine dayanan "Amasya İlâhileri" albümü Amasya Belediyesi tarafından yayımlanır.

2015: Fatih Koca, Asiye Akbaş'tan derlenen Amasya ilahilerini yayımlar.

2016: Haluk Yücel, Merzifon yöresinin 94 türküsünü konu, motif ve sembol bakımından inceler.

2018: Yücel'in Amasya türkülerinin söz ve müzik unsurlarını ele alan makalesi yayımlanır.

2020: Cavit Güzel, Amasya'daki âşık tarzı destan geleneğini inceler.

2021: Yücel, Amasya türkülerini coğrafi kimlik başlığıyla bir bilimsel toplantıda sunar.

2022: Nail Demircioğlu, Amasya ve Samsun yöresi uşşak türkülerini makam ve ritim bakımından karşılaştırır.

2023: Yücel, Amasya türkülerindeki Alevi-Bektaşi unsurlarını ve müzikal çözümlemeleri yayımlar.

2024: Yasemin Acaray, Amasya ve Tokat yörelerinin hüseynî karakterli türkülerini inceler.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Kitaplar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar