Özgün Metin
Nigârî'nin oğlu Sirâceddin'in ölümüne tarih. Metin, Nagehan Koç'un tezinden aktaran Metin Hakverdioğlu'nun çeviriyazısıyla verilmiştir; neşir vezin bilgisi vermez.
Âh kim söndi sirâc-ı bezm-i irfân ey dirîġ
Ḳaldılar ehl-i muḥabbet sîne sûzân ey dirîġ
Geldi emr-i irca‘ çün gitdi ol peyk-i vefâ
Tâbi‘-i hikmet-i meşiyyet emr ü fermân ey dirîġ
Ḫâne-i ‘işret ẖarâb oldı ḳırıldı şîşeler
Sâḳi-i gül-çehre ḳaldı mest ü ḥayrân ey dirîġ
Düşdi muṭribler elinden târ ü çeng ü ûd ü nây
Mecmâ‘ı yârâna düşdi âh-ı efgân ey dirîġ
Ol żiyâ-ı çeşm kim cân u dil-i ‘uşşâḳ idi
Gitdi ḥayfâ ḳaldı bunlar bî-dil ü cân ey dirîġ
Görmemişken kimseler rûyında âŝâr-ı melâl
Ḥażret-i Seyyid Nigârî ḳıldı efgân ey dirîġ
Ey dil-i mâtem-serâ bir âh çek kim derd-nâk
Düşsüñ iḳlim-i vücûda nâr-ı ḥarmân ey dirîġ
Arzû-yı mevt ider göñlüm ḳanı câm-ı ecel
Kim bu derde yoḳdur andan ġayri dermân ey dirîġ
Râhat-ı cân ü dilüñ gitdi Ŝebâtî ba‘de-zin
Cây-ı âsâyiş saña olmaz mı nîrân ey dirîġ
İstedim ṭab‘ı Ŝebâtî’den ânuñ târiẖini
Âh-ı ḥasret çekdi ol ân didi bî-cân ey dirîġ
Günümüz Türkçesiyle
1. Ah, irfan meclisinin kandili söndü, yazık; muhabbet ehli bağrı yanık kaldı, yazık.
2. "Dön" emri gelince o vefa ulağı gitti; emir de ferman da Allah'ın dilemesindeki hikmete tabidir, yazık.
3. Sohbet evi yıkıldı, şişeler kırıldı; gül yüzlü saki sarhoş ve şaşkın kaldı, yazık.
4. Çalgıcıların elinden tar, çeng, ud ve ney düştü; dostların toplantısına ah ve figan düştü, yazık.
5. Âşıkların canı ve gönlü olan o göz nuru gitti, ne yazık; bunlar gönülsüz ve cansız kaldı, yazık.
6. Kimse onun yüzünde bir keder izi görmemişken Hazret-i Seyyid Nigârî feryat etti, yazık.
7. Ey matem yurdu gönül, öyle dertli bir ah çek ki varlık ülkesine harman yakan ateş düşsün, yazık.
8. Gönlüm ölmek istiyor; hani ecel kadehi? Çünkü bu derde ondan başka derman yok, yazık.
9. Ey Sebâtî, bundan sonra canının ve gönlünün rahatı gitti; artık sana dinlenecek yer ateşler olmaz mı, yazık. (Beyit, ölümden sonra şaire huzur yeri olarak yalnız acının ateşinin kaldığını söyler; "nîrân" kelimesi cehennem ateşlerini de çağrıştırır.)
10. Sebâtî'nin şiir gücünden onun ölüm tarihini istedim; o an hasretle ah çekip "bî-cân ey dirîġ" (cansız kaldı, yazık) dedi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Kandil ve Sirâceddin
İlk mısraın ilk sözü olan "sirâc", Arapçada kandil demektir ve ölen gencin adı Sirâceddin'dir. "Sirâc-ı bezm-i irfân", yani irfan meclisinin kandili söndü derken Sebâtî hem bir ışığın sönüşünü hem de ölenin adını söylemiş olur; söz sanatları arasında tevriye denen bu çift anlamlılık, şiirin bütününe bir anahtar verir. Sirâceddin'in kendi mahlası da aynı kökten gelen "Sirâcî" idi. Meclis, kandil, şişe, saki ve çalgılar zinciri ikinci beyitten dördüncüye kadar sürer: sohbet evi yıkılır, şişeler kırılır, sakinin başı döner, çalgıcıların elinden sazlar düşer. Bu sahnenin hangi meclisi anlattığı açıkça söylenmez. Hüsameddin'in Sirâceddin maddesinde gencin "Sâkî-nâme"siyle ünlendiği ve "bâdesinin çay olduğu" kaydedilir; şarap sözlüğüyle çizilmiş bu meclis, belki de Sirâcî'nin kendi sakinamesinin dünyasına ve Nigârî çevresinin çaylı sohbetlerine bir göndermedir. Bu okuma bir ihtimal olarak kalmalıdır.
Altıncı beyit, şiirin içinde tarihî bir tanıklık taşır: kimsenin yüzünde keder görmediği şeyh, oğlunun ölümünde feryat etmiştir. Mersiye, ölenden çok geride kalan babanın yasını anlatmaya burada döner. Yedinci ve sekizinci beyitlerde şair kendi gönlüne seslenir, harman ateşi ve ecel kadehi gibi divan şiirinin bilinen yas imgeleriyle ölüm isteğini dile getirir.
On beyit gazel düzeninde kafiyelenmiştir: bütün beyitlerin ikinci mısraları "ey dirîġ" redifiyle ve "-ân" sesiyle biter; ilk beyitte iki mısra birlikte kafiyelenir. "Efgân" kelimesi dördüncü ve altıncı beyitlerde iki kez kafiye olarak kullanılmıştır. Mahlas, alışılmışın aksine iki beyitte, dokuzuncu ve onuncu beyitlerde geçer: birinde şair kendine teselli arar, öbüründe kendi şiir gücüne tarih sorar.
Ebced Hesabı
Son mısradaki "didi" sözünden sonra gelen "bî-cân ey dirîġ" ifadesi tarihtir. Arap harfleriyle "بی جان ای دریغ" diye yazıldığında harflerin ebced değerleri şöyle toplanır: be 2, ye 10; cim 3, elif 1, nun 50; elif 1, ye 10; dal 4, ra 200, ye 10, gayın 1000. Toplam 1291'dir ve Hakverdioğlu'nun verdiği yılla örtüşür. Hesap, kelimelerin bu yaygın imla ile yazıldığı varsayımına dayanır; Koç'un tezi ve basma divan görülmemiştir. Şair tarihi "cansız" sözüne yerleştirerek ölüm haberini sayıya, sayıyı da yas sözüne çevirmiştir.
Tarihî Bağlam
Hüsameddin'e göre Sirâceddin İsmâil Efendi, Karabağ'ın Berküşâd kasabasında 1271'de (1854-55) doğmuş, 1281'de (1864-65) babası Mîr Hamza Nigârî ile Amasya'ya gelmiş, rüştiyede okuduktan sonra babasının yanında öğrenimini sürdürmüştür. Amasya muhasebecisinin oğlu Fahrî Bey'e tutulmuş, aşkını şiirle yatıştırmaya çalışmış, ağır hastalanmış ve 1291 Saferinin başlarında (Mart 1874) "Fahrî, Fahrî" diyerek ölmüştür. Hüsameddin onu zeki, hafızası güçlü, Fuzûlî divanını ezbere bilen, müritler arasında çok sevilen esmer gözlü bir genç olarak anar ve ölüm gününün Şirvânîler için bir matem günü olduğunu, herkesi ağlattığını yazar. Önce Şamlılar Mezarlığı'na gömülmüş, 1314'te (1896-97) kemikleri babasının türbesine taşınmıştır. Şiirin altıncı beytindeki yas, Hüsameddin'in anlattığı bu genel matemle aynı günü anlatır.
Hakverdioğlu, Sebâtî'nin gazel ve kasideden çok tarih manzumelerine yöneldiğini yazar; on beyitlik bu mersiyede yas şiiri ile tarih düşürme tek bir manzumede birleşir ve tarih, şiirin son sözü olarak gelir. Sebâtî 1291'de yirmi yedi yaşlarındaydı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 214-215 (e-kitap s. 255), "Sirâceddîn İsmâ'îl Efendi-Mîr Sirâcî" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page255.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 8, s. 76-77 (e-kitap s. 500), "Sebâtî Mehmed Efendi-Türbeli Hâfız" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page500.html
Akademik çalışmalar
- Metin Hakverdioğlu, "Mir Hamza Nigârî ve Süfyânîler", Alevilik Araştırmaları Dergisi, yıl 6, sayı 12, 2016, s. 115-137 (şiir: s. 130-131; Nagehan Koç, Hâfız Mehmed Sebâtî Dîvânı'nın Transkripsiyonlu Metni ve İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi, 2006, s. 231'den aktarım).
Çevrimiçi kaynaklar


