Özgün Metin

Mîr Hamza Nigârî'nin ölümüne tarih; metnin sonunda "Sene 1303" kaydı bulunur. Çeviriyazı, Nagehan Koç'un tezinden aktaran Metin Hakverdioğlu'nunkidir. Vezin bilgisi neşirde yoktur.

İrtiḥâl itdi diriġâ ‘ârif-i bi-llahımız
Ey göñül min ba‘d çıksun göklere dek âhımız
Ey diriġâ ḥasretâ vü ifriḳat kim nâgehân
Gitdi emr-i irci‘ ile mürşid-i âgâhımız
Şems-i burc-ı evliyâ vü şem‘-i bezm-i ‘âşıḳân
Vaḳıf-ı esrâr-ı Ḥaḳḳ ol pîr Ḥamza şâhımız
Aẖter-i baẖtım n’ola düşse zemîne ba‘de-zîn
Âsümân-ı ‘aşḳdan çün kim ṭoldı mâhımız
Ser-nigûn ẖalḳ olmuşuñ ey sırça-saḳf-ı vâzgün
Kim yazılsun cevfüñe her dem bizim eyvâhımız
Ba‘de haẕâ ey Ŝebâti âyet-i ṣabrı oḳu
Tâ hidâyetler ḳılub tevfîḳ vire Allahımız
Hâtif-i ġaybî götürdi söyledim târiẖini
Gitdi ẖayfâ dil cihândan mürşîd-i âgâhımız

Günümüz Türkçesiyle

1. Ne yazık, Allah'ı bilen ârifimiz bu dünyadan göçtü; ey gönül, bundan sonra ahımız göklere kadar yükselsin.

2. Yazıklar olsun, ne hasret, ne ayrılık: her şeyden haberdar mürşidimiz ansızın "dön" emriyle gitti. ("İrci‘", Kur'an'da Fecr suresinde huzura kavuşmuş nefse söylenen "Rabbine dön" hitabını hatırlatır.)

3. O, evliya burcunun güneşi, âşıklar meclisinin mumu, Hakk'ın sırlarını bilen pirimiz Hamza şahımızdı.

4. Bundan sonra talihimin yıldızı yere düşse buna şaşılır mı? Çünkü aşk göğünden ayımız "ṭoldı". (Kelime "doldu" diye okunursa ayın dolunaya erip yolunu tamamlaması, yani şeyhin ömrünün sona ermesi anlaşılır; neşirdeki biçimin bir okuma ya da baskı hatası olması da mümkündür.)

5. Ey ters dönmüş cam tavan, ey gökyüzü, baş aşağı yaratılmışsın; öyle ki her an bizim "eyvah"larımız senin içine yazılsın.

6. Bundan sonra ey Sebâtî, sabır ayetini oku; ta ki Allah'ımız yol gösterip başarı versin.

7. Gaybdan seslenen ses haberi getirdi, ben de tarihini söyledim: "Ne yazık, uyanık gönüllü mürşidimiz dünyadan gitti." ("Götürdi" kelimesi "getürdi" anlamında okunmuştur; "dil cihândan" sözü "gönül dünyasından" diye de anlaşılabilir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Mürşide Yazılmış Bir Tarih

Manzume, Sebâtî'nin otuz yıllık hayatını içinde geçirdiği Şirvânî çevresinin büyük şeyhine, Mîr Hamza Nigârî'ye yazılmıştır ve bir müridin ağzından konuşur: ölen kişi "ârif-i bi-llâh", "mürşid-i âgâh", "pîr" ve "şâh" diye anılır, adı da üçüncü beyitte açıkça "Ḥamza" olarak geçer. Üçüncü beyit bir övgü dizisidir; evliya burcunun güneşi ve âşıklar meclisinin mumu imgeleri, şeyhi hem gökte en parlak ışık hem de sohbet meclisinin merkezi olarak gösterir. Dördüncü ve beşinci beyitler bu ışık sözlüğünü göğe taşır: talih yıldızı yere düşer, aşk göğünün ayı yolunu tamamlar, gökyüzü ise ters çevrilmiş bir cam tavana benzetilir. Divan şiirinde göğün ters dönmüş bir kâse ya da kubbe gibi düşünülmesi bilinen bir imgedir; Sebâtî bu kubbeyi müritlerin "eyvah"larının yazıldığı bir yüzeye çevirir.

"-ımız" redifinin önünde hep "-âh" sesi durur (âhımız, âgâhımız, şâhımız, mâhımız, eyvâhımız, Allahımız); düzen gazelinkidir ve ilk beyitte iki mısra birbirine uyar. Mahlas altıncı beyitte geçer ve şair kendine sabrı öğütler; son beyit, tarih manzumelerinde sık görüldüğü gibi, tarihin gaybdan gelen bir sesle söylendiğini bildirir.

Tarih Mısraı

Hakverdioğlu'na göre son beytin ikinci mısraının, "Gitdi ẖayfâ dil cihândan mürşîd-i âgâhımız" sözlerinin bütün harfleri ebced hesabıyla toplandığında 1303 eder; bu da Nigârî'nin ölüm yılıdır. Mısraı yaygın imlalarla Arap harflerine çevirip toplamayı denediğimizde, "gitdi" ve "âgâhımız" kelimelerinin yazılışına göre 1303'e yakın ama ondan birkaç sayı farklı toplamlar çıktı. Hesabın tam tutması, şairin bu kelimeleri hangi imla ile yazdığına bağlıdır; basma divan görülmeden kesin bir sonuç söylenemez.

Hakverdioğlu, Sebâtî'nin tarih yazmaya yönelmesinde şeyhinin kendi ölüm tarihini önceden haber verdiğine inanılan bir beytinin etkili olmuş olabileceğini düşünür. Nigârî divanındaki "Ey büt yüzüňe baḳdım ġamzeň gözüme degdi / Bildim ki şehîd olam ẖoş geldi baňa fâlum" beytinde "şehîd olam ẖoş" sözlerinin ebced toplamının 1303 ettiği Köprülü Yahya Efendi'nin tahmini olarak aktarılır. Sebâtî'nin mersiyesi de aynı yılı verir; şeyhin "şehit olacağım" diye tarih düşürdüğü yıl, müridin "mürşidimiz gitti" diye düşürdüğü yılla buluşur.

Tarihî Bağlam

Mîr Hamza Nigârî, Karabağlı bir Nakşibendî şeyhi ve şairdir; İsmail Sirâceddin Şirvânî'ye intisap etmiş, 1839'da şeyhiyle birlikte Amasya'ya gitmiş, sonraki yıllarda Erzurum, İstanbul ve Merzifon arasında yaşamıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre çok sayıda müridiyle isyan edebileceği ileri sürülerek hakkında Bâbıâli'ye şikâyette bulunulmuş, 28 Şubat 1885'te ailesiyle Merzifon'dan ayrılmak zorunda kalmış ve 30 Mayıs 1885'te sürgün yeri Harput'a ulaşmıştır. Bir buçuk yıl orada yaşadıktan sonra 1886 Eylülünde ölmüş, naaşı vasiyeti üzerine Amasya'ya getirilip gömülmüştür. Hicrî 1303 yılı, miladi Ekim 1885'ten Eylül 1886'ya uzanır; Sebâtî'nin "Sene 1303" kaydı bu ölüm tarihine uyar.

Manzumede sürgünden ya da ölümün Harput'ta gerçekleşmesinden söz edilmez; "nâgehân", yani ansızın sözü, haberin Amasya'daki müritlere birdenbire ulaştığını düşündürür. Sebâtî, Nigârî'nin oğlu Sirâceddin'in on iki yıl önceki ölümüne de bir mersiye-tarih yazmıştı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Metin Hakverdioğlu, "Mir Hamza Nigârî ve Süfyânîler", Alevilik Araştırmaları Dergisi, yıl 6, sayı 12, 2016, s. 115-137 (şiir: s. 130; Nagehan Koç, Hâfız Mehmed Sebâtî Dîvânı'nın Transkripsiyonlu Metni ve İncelenmesi, Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi, 2006, s. 229'dan aktarım; Nigârî'nin tarih beyti: s. 131).
  • A. Azmi Bilgin, "Nigârî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 33, İstanbul 2007, s. 85-87. https://islamansiklopedisi.org.tr/nigari

Çevrimiçi kaynaklar