Bir yörenin konuşması, o yerin tarihinden ve geçim biçiminden süzülüp gelen bir birikimdir. Amasya ağzı üzerine yapılan ilk sistemli çalışmalar yakın zamanda yayımlanmıştır ve bu çalışmalar, şehrin dilinin uzun süre ağız araştırmacılarının dışında kaldığını da gösterir. Ebru Silahşör'ün 2010'da yayımlanan makalesi, Amasya'yı derlenmeyi bekleyen illerden biri olarak tanımlayarak işe başlar. Aynı araştırmacının Mehmet Dursun Erdem ile birlikte hazırladığı ve 2023'te yayımlanan "Amasya ve Yöresi Ağızları" adlı eser ise 2008-2010 yılları arasında sahadan toplanan kayıtlara dayanır. Bu yazı, Amasya'da gündelik konuşmada duyulan sesleri, deyimleri ve kelimeleri anlatırken yalnızca bu derlemelerde ve akademik incelemelerde yer alan örneklere dayanır.

Ağzın Konumu ve Araştırma Tarihi

Türkiye Türkçesi ağızları üzerine çalışmalar 1867 dolaylarında yabancı Türkologlarla başlamış, 1940'lı yıllardan itibaren yerli araştırmacıların sahaya girmesiyle hız kazanmıştır. Anadolu'daki sözlerin derlenmesi ise daha erken bir girişimle, 12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tedkik Cemiyeti'nin hazırladığı "Söz Derleme Talimatnamesi" ile örgütlenmiştir. Her ilde bir derleme heyeti kurulmuş, toplanan sözler 1962-1979 arasında on iki ciltlik Derleme Sözlüğü'nde yayımlanmıştır. Yaklaşık altı yüz bin fişe dayanan bu sözlük, Türkiye Türkçesi ağızlarının söz varlığı bakımından hâlâ en kapsamlı yayın olarak kabul edilir.

Kürşat Efe'nin Derleme Sözlüğü'nden yaptığı taramaya göre sözlükte Amasya'ya ait 2533 kelime vardır. Bunların 1047'si Merzifon'a bağlanır; geri kalanlar Amasya merkezinden, köylerden, Göynücek'ten, Gümüşhacıköy'den ve o yıllarda Tokat'a bağlı olmasına rağmen fişlemeye dâhil edilen Taşova'dan gelir. Sözlükte bugünkü adlarından farklı yer adlarına da rastlanır. Zana ve Varay (bugünkü Gediksaray) bunlardandır ve Varay'dan toplanan kelimeler Göynücek ilçesinin kendisinden gelenlerden daha fazla yer tutar. Efe, Gümüşhacıköy ve Göynücek gibi önemli yerleşim merkezlerinden az sayıda kelime derlenmiş olmasını şaşırtıcı bulur. Sözlüğün yapım ilkeleri bakımından birçok eksiği olduğu da araştırmacılar arasında kabul edilen bir görüştür; Efe de Derleme Sözlüğü'nün güncellenmesi gerektiğini belirtir.

Silahşör ve Erdem'in saha çalışması ise farklı bir yöntemle yürütülmüştür. Amasya'nın 373 yerleşim biriminden ses kaydı alınabilen yerlerde 262 ayrı kayıt yapılmış, bunların tümü çeviri yazı işaretleriyle çözülerek incelenmiştir. Konuşmacı seçiminde iki ölçüt öne çıkar. Ağzın en iyi kadınların konuşmasında yaşayacağı düşünüldüğü için kadınlara ağırlık verilmiş, bölgeden az ayrılmış ve okuma yazma bilmeyen yaşlılar özellikle tercih edilmiştir. Kayıtların konuları düğün, bayram, Hıdırellez, yağmur duası, kış hazırlıkları, harman, nazar, kurşun dökme, lakaplar, ninni, masal ve efsane gibi başlıklardan oluşur. Böylece ağzın sesleri kadar, o seslerin taşıdığı gündelik yaşam da kayda geçmiştir. Bu çalışmada Amasya, Çorum, Ankara ve kısmen Yozgat ağızlarının oluşturduğu bölge içinde değerlendirilir.

Seslerin Özellikleri

Bir ağzı yazı dilinden ayıran en belirgin şey, çoğu zaman kelimelerin söylenişidir. Efe'nin Derleme Sözlüğü'ndeki örneklerden ve kendi gözleminden çıkardığı özete göre Amasya ağzında en sık görülen olay, k sesinin kelimenin başında, ortasında ve sonunda değişmesidir. Kelime başındaki k çoğu örnekte arka damakta söylenen yumuşak bir ġ'ye döner. Derlemede ġadar, ġabaġ, ġardaş (kardeş), ġız, ġonak ve ġıyámet gibi örnekler bu değişimi gösterir. Kelime sonundaki k ise iki ayrı yöne gidebilir. Kimi kelimelerde yumuşayarak ġ olur (çocuġ, bacaġ, yaşamaġ), kimi kelimelerde de h'ye dönüşür (yoh, bah, tavuh, olacah). Çıhar-, çohluh ve dohuz gibi kelimelerde aynı sızıcılaşma kelimenin ortasında görülür. Bazı kelimelerde ise k yerine g duyulur. Gişi (kişi, ayrıca koca ya da eş anlamında), gendü (kendi), böreg ve asgerlig bu gruptandır.

Ötümlü ve ötümsüz ünsüzler arasındaki geçişler de ağzın tanınmasını sağlayan işaretlerdendir. Türkçede yazıda p ile yazılan sesin b olarak söylendiği örneklerde (bahalı, barmak, bencere, dib, kitab) ve t sesinin d'ye döndüğü örneklerde (daban, datlı, daşlık, dutmah, dene) bu eğilim görülür. Bunun tersi de vardır. Kimi kelimelerde b, p'ye çevrilir (paçak, sohpet), kimi kelimelerde z, s'ye dönüşür (bilmes, biras, kiras). Hırtlak (gırtlak) ve cırnak (tırnak) gibi kelimeler ise bir başka kümeyi, kelime başındaki sesin değiştiği örnekleri oluşturur.

Komşu seslerin birbirine benzemesi, Amasya ağzında sık rastlanan bir özelliktir. Çokluk eki bu benzeşmeye en çok uğrayan ektir ve bunnar, ġadınnar, gėlinner, torunnar, yėller gibi söyleyişler günlük konuşmada duyulan örneklerdir. Günlük yerine günnük, olsun yerine ossun, kızcağız yerine kúccúġ, acıcık yerine accıġ denmesi de aynı eğilimin sonucudur. Alın ekiyle birleşen annım örneğinde de ln sesleri nn'ye dönüşür. Derleme Sözlüğü'ndeki dıngıldak, dingil dingil gibi örneklerde görülen ñ sesi ise, yazı dilinde kaybolmuş bir eski Türkçe sesin bu ağızlarda korunduğunu gösterir. Eski Oğuz Türkçesindeki yuvarlak ünlü biçimlerinin de bu ağızda korunduğu, düzlük-yuvarlaklık uyumunun ise bozulduğu belirtilir.

Sözün gidişi içinde ünlüler de değişir. Efe, Amasya ağzında y, c, ç ve ş ünsüzlerinin yanındaki ünlülerin inceldiğini, dudak ünsüzlerinin yanında bulunan ünlülerin ise yuvarlaklaştığını belirtir. r ve l ile başlayan alıntı kelimelerde başa ünlü gelmesi, hece düşmesi ve hece kaynaşması sonucunda uzun ünlülerin ortaya çıkması da çalışmanın gözlemleri arasındadır. Silahşör'ün yalnızca merkez ağzındaki beş metne dayanan makalesinin içindekiler bölümünde ünlüler ve ünsüzler ayrıntılı başlıklarla ele alınmıştır. Bu başlıkların uzunluğu ağzın ses bakımından ne kadar çeşitli olduğunu da gösterir.

Derleme Sözlüğü'nden Kelimeler

Efe, sözlükteki Amasya kelimelerini anlam alanlarına göre yirmi bir başlıkta toplamıştır. En kalabalık gruplar araç gereç adları (344 kelime), sıfatlar (365 kelime) ve genel adlandırmalardır (207 kelime). Bitki adları 122, hayvan adları 126, yiyecek ve içecek adları 96, giysi adları 65, hastalıkla ilgili sözcükler 70, hava olaylarıyla ilgili sözcükler ise 32 kelimeden oluşur. Renk adları sadece yedi, mantar adları dört kelimedir. Bu dağılım, derlemenin ağırlıklı olarak köy yaşamının araçlarına ve nesnelerine yöneldiğini gösterir.

Hava olayları için kullanılan kelimeler, yöre insanının gökyüzüne ne kadar yakından baktığını anlatır. İnce yağmura çise denir, çise yağan havayı bildiren çilemek fiili de aynı kökten gelir. Küçük dolu için düğülce, mürdümük ve zırzumuk gibi birbirinden ayrı kelimeler vardır. Bulgur iriliğinde yağan kara ebebulguru, gökkuşağına ebemkuşağı (Zana'da eneğimsağma) denir. Kuvvetli ve soğuk esen yel sazak, güneydoğudan esen yel ağyel, lodos ise tersyel olarak geçer. Güneşin altında yağan yağmura gün yağmuru, ince ve aralıksız yağan yağmura keçeçürüten denmesi, bu gözleme dayalı adlandırmanın ne kadar yaratıcı olabileceğini gösterir.

Giysi adları arasında bugün müzelerde görülebilecek parçalar da bulunur. Çoban ve devecilerin giydiği yakasız uzun üstlük aba, kadın elbisesi olarak kullanılan aynalı işlik (yüzü ile astarı arasına pamuk döşenmiştir), gelinlere takılan süslü fes ise dingil olarak kayıtlıdır. Başörtüsü için tek bir kelime yoktur. Taşova'da bürük, Merzifon'da çatma, cember ya da çember denir. Yiyecek adları de derlemenin en renkli bölümlerinden biridir. Yağda kızartılan pideye dönderme, kesilmiş makarnaya erüşte, bulgur pilavına düğü, sütün yağı alınmış hâlinden yapılan peynire çeçil, yeni doğuran hayvandan sağılan koyu süte ağuz denir. Patlıcan ya da kabakla yapılan kır yemeğinin adı bastı, kızartılmış yumurtaya sarımsaklı yoğurt dökülerek yapılan yemeğin adı borani, saçta pişirilen ekmeğin adı bazlamadır. Bunların arasında "burun çayı", demlikten bardağa ilk konulan çayı anlatan ve Merzifon merkezinden kaydedilmiş bir deyiştir.

Akrabalık adlarında da yöreden yöreye bir çeşitlilik görülür. Abla için abca, abu, ava, ece ya da eci; ağabey için ava, dadaş ya da kağa; süt kardeş için Zana'da elmişek, Taşova'da emişlik; kaynana için analık, kayınbaba için babalık söylenir. Çocuk için çağ, çağa, gede ve encek gibi birbirinden farklı kelimeler kullanılır. Bu çeşitliliğin bir kısmı, tek bir kasaba ya da köy içinde kalmış söyleyişlerdir. Derleme Sözlüğü'nde her kelimenin yanına derlendiği yerin eklenmiş olması da buna dayanır.

Yöreden Derlenmiş Bir Kelime Dağarcığı

Amasya Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün yayımladığı "Amasya ağzı" listesi, yaklaşık elli kelimeden oluşur ve yörenin gündelik söz varlığından seçilmiş bir örneklem verir. Listede ahıra afur, salatalığa avar, şalvara bandik, merdivene bedel, ipek böceği kozasına barama, küçük sineğe cimin, çocuğa çağ, fakire dıldıbız, salyangoza ebe kulağı denir. Işinin ehli olana ellek, ihtiyarlamaya fağrimek, somun ekmeğe fodula, kardeşe gadaşım, bilyeye gındak, bir yudumluk içeceğe hörpüm, avuç dolusuna hapaz karşılığı bulunur. Süzgeçli kap ilistir, yufka ekmek işgefedir. Kekitmek atlamak ya da aldanmak anlamına gelir, küflek hareketsiz ve tembel kimseyi bildirir, mamir iyi olmak, mangaş cımbız demektir. Önlüğe öncek, ucu çivili uzun sopaya öğendere, patlıcan yemeğine pehli, semizotuna pirpirim, yapış yapış olan şeye şilepe denir. Şibermek şımarmak, şallak çıplak ve yoksul, tavatır ise listeye göre çok iyi anlamındadır. Ağzı geniş su küpüne tağar, açık gözlü, zeki ve yaramaz kız çocuğuna teccal, içinden pazarlıklı kişiye topuklu, ekmek, pekmez ve cevizle yapılan tatlıya unutma beni denir. Omuz ya da sırt için yağarnı, tezcanlı için yeğnicek, kısır hayvan için yüğürtmeç, yumruk için zımzık, inlemek ve yalvarmak için zarilemek, alaylı taklit etmek için zeklenmek kullanılır.

Aynı kelimeler başka kaynaklarda farklı anlamlarla da görünebilir. Tavatır, Derleme Sözlüğü'nde Merzifon merkezinden "yaygın söylenti" olarak kayda geçmiştir. Delme, listede cepken anlamında yer alırken sözlükte kadınların pamuklu iç çamaşırı ve işlik olarak açıklanır. Çağ ise iki kaynakta da çocuk anlamını korur. Bu fark, yöresel kelimelerin tek bir anlamda sabitlenmediğini, derlendiği köye, kaydeden kişiye ve döneme göre farklı yönlerini gösterdiğini hatırlatır. Listedeki işgefe kelimesinin işkefe biçiminde de söylendiği, Efe'nin g ve k arasındaki nöbetleşme örnekleri içinde ayrıca belirtilir. Kürşat Efe'nin gözlemine göre birçok Orta Anadolu ağzında bulunan "bundan kelli" kalıbı da Amasya'da duyulur ve büyük olasılıkla "bundan geri" ifadesinden gelir. İşte anlamındaki gösterme edatı için de daha, dāha, deydaha ve teya gibi çeşitli biçimler kullanılır.

Atasözleri ve Deyimler

Amasya'da Türkiye'nin her yerinde bilinen atasözleri ve deyimler kullanıldığı gibi yalnızca bu yöreye özgü söyleyişler de vardır. Yöre deyimlerini derleyen bir rehberin kaydına göre bunlardan bazıları "Hışırım çıktı", "Benden yemlen yumurtayı başkasına bırak", "Hızlı yürüsen deli, yavaş yürüsen ölü derler" ve "Gıcır gıcır devrilesice" sözleridir.

"Eşeğin kulağına yasin okunmaz" sözü, anlamayacak ya da kendi bildiğini yapıp kimseyi dinlemeyecek birine boşuna konuşmanın beyhudeliğini anlatır. "Gölden yiyo, imarette yatıyo" sözü hazıra konan, durumunu düzeltmek için hiçbir şey yapmayan tembel kişiler için söylenir. "Her köyün bir soğan doğraması olur" Anadolu'da yaygın bilinen "Her yiğidin bir yoğurt yemesi vardır" atasözüyle aynı anlama gelir; herkesin kendine göre bir yolu olduğunu bildirir. "Bıçağın önü de arkası da kesiyor" her durumda kendini haklı çıkaran, herkesten destek gördüğü için kimseyi hesaba katmayan kişiyi anlatır. "Benden yemlen yumurtayı başkasına bırak" ise "karnını ben doyuruyorum, kazancını başkasına yediriyorsun" demektir. "Yıl da azdı kul da azdı" sözü kocaya kaçan kızlar için söylenir. "Muhtarın karısı muhtarın yarısı" işin yalnızca o kişiyle bitmeyeceğini, karar verecek başkalarının da olduğunu bildirir. "Kumanın gemisi yürür, elti gemisi yürümez" ise kumanın olduğu yerde eltinin sözünün geçmediğini söyler.

Bazı sözler günlük hayatın küçük durumlarını anlatır. "Hışırım çıktı" çok yorulmayı, "Hiç aşkım yok" keyifsizliği, "Kafam dalgalı" kafanın karışıklığını, "Kafam fenikti" başın dönmesini, "Karnım şiş" canın sıkıntısını bildirir. "Döklüm döşek" dağınıklığı, "Kül haşaş oldu" bir şeyin kırılıp dağılmasını, "Lo taşı gibi yuvarlandı" tombul birinin yere düşmesini anlatır. "Dereyi görmeden paça sıvamak" aceleci davranmak, "İki ayağını bir pabuca sokmak" telaşlanmak, "İki lafın belini kırmak" biraz sohbet etmek, "Şöyle bir kazınalım" dertleşmek anlamındadır. "İt ayağından paça yemiş gibi gezmek" ve "gezgüç" çok gezen kişi için söylenen sözlerdir. Köprüden geçerken yan yana yürümüş denmesi, akraba olmadığı hâlde akrabaymış gibi davranan ya da çok uzaktan akraba olan kişiler için kullanılır. "Fahridin mi?" sorusu ise "ihtiyarladın mı?" demektir.

Nasihat ve öğüt veren sözler de bu söz varlığının bir parçasıdır. "Bilmeden göle düşme" bilmediğin işe kalkışma, "Bu ne biçim gayda, büyüklerde olur fayda" bir iş yapmadan önce bilen bir büyüğe danışma, "El eli yur el de döner yüzü yur" yapılan iyiliğin ya da kötülüğün karşılıksız kalmayacağı anlamına gelir. "Seni omzuna alınca ayakların yere değmesin" evlenecek kişinin yoksul olmaması, seni hiçbir şeye muhtaç etmemesi dileğidir. "Seversen esmer sev, sevdikçe bağlanır; pek sevme beyazı, üç günde bir kirlenir" sözü de gündelik hayatın mizahına örnektir. "Sel ağzından kütük kapmak" fırsatçılığı, "Kulp takmak" her şeyde kusur bulmayı anlatır. "Kokmuşluk yapma" dedikodu yapma demektir. "Kesüyü bekit" arkadan gelen suyu yönlendirmek anlamında bir tarım deyimidir.

Ağızdan ağıza geçen bir başka söyleyiş, okur yazarlığı sorgulayan sorulara verilen cevaplarda görülür. "Okuma yazma biliyor musunuz?" diye sorulduğunda "Kayseriliyiz" denir ve bu, "okuma yazma bilmiyoruz" demektir. Kaç yılında doğduğu sorulana verilen "anadan doğma yaşıyoruz" cevabı da aynı gülümseten ve kaçamaklı söyleyişin örneğidir. Gündelik hayattan alınan bu tür örnekler, yöre insanının nüktedanlığını daha somut biçimde gösterir.

Dualar ve Beddualar

Yöreden derlenen dualar kısa ve içtendir. "Allah ömrün uzun etsin", "Tuttuğun altın olsun" ve "Allah sana oğul ekmeği, gelin ekmeği yedirsin" sözleri bunların başında gelir. Beddualar ise çoğunlukla gündelik hayatın nesnelerinden alınmış görüntülere dayanır. "Allah sana parmak versin de tırnak vermesin" fırsat vermesin anlamındadır. "Elma yerken dişin gırılsın inşallah" şaka karışık söylenir. "Allah sende oğlundan gızından bul" sözü, kişiye en sevdiği insanlar eliyle acı çektirmeyi dileyen ağır bir bedduadır. "Gıcır gıcır devrilesice" ağaç kesilirken çıkan gıcırtı sesinden doğmuştur ve acı çekerek ölmeyi dileyen bir sözdür. "Allah kapına kara kilitler asılsın" ise soyunun sürmemesini, ailenin dağılmasını, ocağın tütmemesini anlatır. Bu söyleyişlerdeki k sesinin g'ye dönmesi (gırılsın, gızından) daha önce anlatılan ses özelliklerinin canlı örnekleridir.

Taşova ve Çevresinin Kelimeleri

Taşova, Derleme Sözlüğü'nün hazırlandığı yıllarda Tokat'a bağlıydı ve buradan da fişlenen kelimeler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: emişlik (süt kardeş), bürük (başörtüsü), kadinge (yenge), sevindirik (heyecan), çen (sis), aşlık (tahıllardan yapılan çorbalık) ve ağyel (güneydoğudan esen yel). Taşova yöresinde bir zamanlar yaygın olup bugün yaşlıların dilinde yaşayan kelimeler bunlara eklenebilir. Bu kelimelerin kimi Anadolu'nun geniş bir bölgesinde ortaktır, kimi ise tümüyle yöreye aittir. Hangisinin hangi sınıfa girdiğini ayırmak için, Silahşör ve Erdem'in kayıtları ile Derleme Sözlüğü'ndeki köy ve ilçe belirtmeleri karşılaştırılmalıdır.

Ağzı Korumanın Sorunları

Silahşör ve Erdem, kitabın önsözünde Amasya ve çevresinde ağız malzemesinin her geçen gün kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtir. Bu uyarının bir nedeni yaşlı konuşmacıların azalması, bir başka nedeni de köylerden kentlere göçtür. Yerleşim birimlerinden bazılarına ulaşım imkânlarının bulunmaması ya da orada oturanların kalmaması yüzünden kayıt yapılamaması da bu kaybın doğrudan göstergesidir. Efe de Derleme Sözlüğü'ndeki Amasya kelimelerinin ses, şekil ve anlam bakımından yeniden incelenmesini, eski Türkçeden izler taşıyan Amasya ağzının bütün özelliklerinin ortaya çıkarılmasını önerir.

Ağzı yaşatmanın yolu, kelimeleri bir sözlükte saklamakla bitmez. Derlenmiş her kelime, bir köyün, bir mevsimin ya da bir iş sürecinin adıdır. Harmanda savrulmak üzere hazırlanan ekin yığınına tığ ya da tınaz denmesi, ateş etrafında oynanan oyuna simsim ya da sinsin denmesi, işi yolunda ve düzenli olana "tak düzen" denmesi gibi örnekler, bu söz varlığının yaşayan bir yöre kültürüne bağlı olduğunu gösterir. Amasya ağzını derlemek, kaydetmek ve anmak bu bakımdan yalnızca dil bilimsel bir iş olmayıp aynı zamanda şehrin gündelik hayatını geleceğe aktarmanın bir yoludur.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Silahşör, Ebru. "Amasya Merkez Ağzı'nın Ses Bilgisi Özellikleri". Diyalektolog - Ağız Araştırmaları Dergisi, sayı 1, 2010, ss. 47-84.
  • Efe, Kürşat. "Derleme Sözlüğü'ne Göre Amasya Söz Varlığının Sözlük Bilimsel ve Ad Bilimsel Sınıflandırılması". Amasya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Amasya Özel Sayısı, Eylül 2022, ss. 215-285.

Resmî kaynaklar

  • Amasya Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Amasya Ağzı" kelime listesi (amasya.ktb.gov.tr).

Kitaplar

  • Erdem, Mehmet Dursun - Silahşör Öztürk, Ebru. Amasya ve Yöresi Ağızları (Giriş-İnceleme-Metinler) I. ASOS Yayınları, 2023.

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar