Bir halkın en incelikli duyguları çoğu zaman kalın kitaplardan çok annelerin dudağında, genç kızların toplantılarında ve cenaze evlerinde saklanır. Amasya'nın sözlü şiiri de yazıya geçirilmeden, yüzyıllar boyunca bellekten belleğe aktarılarak yaşamıştır. Bu şiirin üç kolu, yörenin gündelik hayatıyla en çok iç içe geçenlerdir: sevinci, sevdayı ve alayı dört dizeye sığdıran mani, çocuğu uyutmak için söylenen ninni ve ölümün, ayrılığın acısını dile getiren ağıt. Amasya türküleri ve uzun havalar ayrı bir konudur, burada yalnızca bu üç türün ağızdan ağıza nasıl yaşadığı ele alınmaktadır.
Anonim Halk Şiirinin Üç Türü
Halk edebiyatında mani, ninni ve ağıt, söyleyeni belli olmayan ya da zamanla unutulmuş anonim ürünler arasında sayılır. Bu ürünlerin ilk özelliği sözlü olmalarıdır. Ağızdan ağza dolaşırken küçük değişikliklere uğrar, yayıldıkları yörenin söyleyişini, sözcüklerini ve ses özelliklerini üzerlerine alırlar. Dilleri sadedir, hece ölçüsü ve dörtlük esastır, en çok yedi, sekiz ve on bir heceli kalıplar kullanılır. Konuları ölüm, aşk, ayrılık, özlem, gurbet, yiğitlik ve toplumsal aksaklıklar gibi insanın gündelik tecrübesinden alınmıştır. Amasya'da bu üç tür, aynı yörenin bir arada yaşayan kuşaklarının ortak malı olarak tek tek ailelerin, köylerin ve mahallelerin içinde sürmüştür.
Türlerin birbirine göre durumu edebiyat ders kitaplarında da tartışmalı bir konudur. Bazı kaynaklar ninni ve ağıtı bağımsız birer nazım biçimi saymaz; daima bir ezgiyle söylendikleri için türkü biçiminin çeşitleri olarak görür. Bu görüşe göre ninni küçük çocukları uyutmak için söylenen dörtlüklerden ve nakaratlardan, ağıt ise sevilen birinin ölümünden duyulan acıyı anlatan ezgili sözlerden oluşan birer türkü çeşididir. Nitekim ağıtların zamanla türkü biçimine dönüştüğü de kaydedilmiştir. Mani bunlardan ayrıdır, çünkü her zaman ezgiyle söylenmez ve kendine özgü bir kuruluşu vardır.
Mani
Biçimi ve Yapısı
Mani, anonim halk şiirinin en küçük nazım biçimidir. Genellikle yedi heceli dört dizeden oluşur ve tek bir dörtlük içinde anlam bütünlüğü gösterir. Kafiye düzeni çoğunlukla aaxa biçimindedir, yani birinci, ikinci ve dördüncü dizeler uyaklanır, üçüncü dize serbesttir. Bu serbestlik, mani söyleyen kişiye kolaylık sağlar. Asıl duygu ve düşünce son iki dizede ortaya çıkar; ilk iki dize ise çoğu zaman uyağı hazırlayan, doğadan ya da gündelik nesnelerden alınmış bir görüntüden oluşur. Bu dizelerin konuyla ilgisi her zaman açık değildir, ama anlamlı bir çağrışım kurdukları da sık görülür. Ünlü bir Amasya manisi bu kuruluşu örnekler:
Bir dalda iki elma, / Biri al birin alma, / Alnına yazılmışım, / İsder al isder alma.
Birinci dizedeki elma görüntüsü ikinci dizede seçim imgesine dönüşür, kader ve istek ise son iki dizede dile gelir. Maninin kimi türleri vardır. Yedişer heceli düz mani yaygındır; birinci dizesi yediden az heceli olan ve uyağı yalnızca hazırlayan kesik mani, cinaslı uyakla kurulduğunda cinaslı mani adını alır; dörtlüğün sonuna aynı uyakta iki dize eklenmesiyle oluşan manilere yedekli ya da artık mani denir. Karşılıklı söylenen, soru cevap biçiminde düzenlenen manilere ise deyiş adı verilir; Anadolu'nun çeşitli yörelerinde bunlar bayatı ya da hoyrat olarak da bilinir.
Mani, doğaçlama söylenmeye elverişli bir türdür. Mani söyleyen kişiye yörelerde manici, mani yakıcı, mani düzücü ya da mani atıcı denir. Maniciler uyak ve redif kısmına ayak adını verir ve maniciden ayak bulması, yani ayağını ayağına denk getirmesi beklenir. İlk iki dize onun için hazırlık, düşünme ve uyak bulma süresidir; son iki dizede asıl söz söylenir. Halk Edebiyatı araştırmalarında maninin başlıca konusunun sevgi olduğu, toplumsal olaylara ise yalnızca sevgiyle ilişkisi ölçüsünde değinildiği belirtilir. Bu ölçü, Amasya'dan derlenen örneklerde de görülür.
Amasya'dan Derlenen Maniler
Amasya manileri, 2007 yılında Amasya Valiliği tarafından hazırlanan Kültür Envanteri'nde ayrı bir kayıt olarak yer alır ve yörenin ağız özelliklerini koruyan çok sayıda dörtlük orada toplanmıştır. Bu derlemede söyleyiş yazıya olduğu gibi geçirilmiştir: "gavuşuruz", "gız", "yoh", "çoh", "gozüm". "Kavah senden uzun yoh, / Dallarında üzüm yoh, / Seni sevdim seveli, / Başgasında gozüm yoh" dörtlüğü bunun örneğidir. Ayrıca anonim olarak kayda geçirilen yüz seksen kadar Amasya manisi ise aynı söyleyişi daha yumuşak bir yazımla verir: "Üzüm goydum sepete, / Yar oturur tepede".
Derlemelerdeki en yaygın konu sevdadır. "Amasya'nın elması / Hoştur yari sarması" gibi dizelerde şehrin adı ve meyvesi sevdanın sözüne karışır. Taşova Kaymakamlığı'nın yöre derlemesi de maniyi içeriğine göre bölümler: aşk üzerine söylenenler, ayrılık ve hasretlik, ana ile kız arasında söylenenler, oğlan tarafı ile kız tarafının atışma biçiminde söylediği manilerle gelin ile kaynana arasındaki manilerdir. Bunlara komşu manileri, kıskançlık manileri, komşu köylere söylenen maniler ve kişinin kendini övmesi için söylenen manilerin eklendiği belirtilir. Böylece sevgi ekseninin dışında, köylülüğün gündelik sürtüşmesini ve övünmesini anlatan bir kol da bulunur.
Maniler kendi çağlarının nesnelerini de içlerine alır. Derlemelerde taksiler, dozerler, tren, semaver, çaydanlık ve gazete gibi sözcükler yer alır; "Dozer geliyor dozer / Çekilin sizi ezer / Benim sevduğum oğlan / Sinan Özer'e benzer" dörtlüğü de bunlardan biridir. Bu nesneler maninin ilk iki dizesini oluşturur ve ikinci iki dizede sevdalının adıyla buluşur. Ayrıca asker, gurbet ve ayrılık maninin konuları arasındadır: "Tren geliyo tren / Komürleri dokerek / Yar asgere gidiyo / Ellerini öperek" ya da "Ne yaman esdi felek / Bağrıma basdı felek / Alpaslan'ın içinde / Yarime esdi felek". Alpaslan gibi yer adlarının dörtlüğe girmesi, maninin dar bir çevreye seslendiğini gösterir.
Mani Söylenen Ortamlar
Mani söyleme geleneği üzerine yapılan bir araştırmada, maniler için belirli bir söyleme zamanı ya da özel toplantı bulunmadığı, her ortamda söylenebildiği kaydedilir. Kızlar, kadınlar ve erkekler ekin ekerken, davar güderken, hasat kaldırırken, bayramlarda, şenliklerde, kına gecelerinde, gelin hamamında, imece ile iş tutarken ve halay çekilirken mani söylemiştir. Çukurova'daki alan çalışmasına dayanan bu araştırmanın ortamları Anadolu için genel bir tablo çizer; Amasya'da da mani, harmanda, bağ bozumunda, kız isteme törenlerinde ve bayram yerlerinde dile gelir. Yazın tarım işleri için toplanıldığında maniler eğlenmek ve işi kolaylaştırmak için, kışın ise soba başında toplanan insanlar arasında söylenir.
Anadolu'nun eski şehir hayatında Ramazan bekçilerinin ve davulcuların söylediği maniler ayrı bir yer tutardı. Mahalle halkı çocuklarla birlikte davulcunun peşinden kapı kapı dolaşır, saba ya da dügâh makamlarında söylenen manileri dinlerdi. Ramazanın kutsallığı, sahura kaldırma ve bahşiş maninin başlıca konularıydı. Bu gelenek bugün büyük ölçüde sona ermiştir ve davulcular yalnızca davul çalarak halkı uyandırmaktadır.
Kimi maniler bir töreni de yönlendirir. Çukurova'da kaydedilen bir uygulamaya göre Hıdrellez gecesi genç kızlar bir kaba tarak, toka, yüzük gibi eşyalarını koyar, sabaha doğru sırayla çeker ve çıkan eşyanın sahibinin niyetine bir mani söylenirdi. Bu manilere mantuvar manisi adı verilir. Fal pek ciddiye alınmaz ama olumlu çıkan mani sevinç, olumsuz çıkan hayra yorulur. Bu uygulamanın Amasya'daki karşılığı için elimizde ayrı bir kayıt bulunmamaktadır.
Atışma, Kız İsteme ve Gelin Kaynana Manileri
Manilerde en canlı kol, iki kişinin karşılıklı söylediği atışmadır. Kız ve oğlan tarafı birbirine mani ile cevap verir, cevabın verilememesi toplulukta zor durumda kalmak demektir. Taşova derlemesi bu geleneği Amasya'dan kaydeder: "Af kapı kara kapı / Yeşil billurun sapı / Siz kızınızı vermezseniz / Sürünsün kapı kapı" diyen oğlan tarafına kız tarafı, "Bahçede gül ağacı / Dibindedir ilacı / Sizin deli kızınız / Karabiberden de acı" diye karşılık verir ya da "Karanfıl katar katar / Ucu sulara batar / Sizin tembel oğlunuz / Baba eline bakar" diyerek oğlanı hicveder. Atışmanın sonunda iki taraf anlaşırsa "Alayı alın düze / Görüşelim yüz yüze / Arada sevgi varmış / Kızı verdik biz size" dizeleriyle sözleşme sona erer. Yani maninin hem sertliği hem de uzlaşmayı yönlendiren bir yanı vardır.
Gelin ile kaynana arasındaki maniler, yörede yaygın bir türdür ve daha çok güldürmek, bazen de yaralamak için söylenir. Bunların bir kısmı Anadolu'nun çok yerinde bilinen kalıplardır: "Başı saçaklı gelin / İpten kuşaklı gelin / Dün geldin adam oldun / Leylek bacaklı gelin" dörtlüğü Taşova derlemesinde de yer alır. Aynı derlemede kaynana ile gelin birbirine karşılıklı sert sözler söyler; yine bir başka dörtlükte kayınvalideye acımamak şakacı biçimde dile getirilir. Maniler çoğu zaman hakaret ve şaka arasındaki dar çizgide durur. Bir başka derlemede "Çay aşağu giderim / Topal koyun güderim / Eğer anam vermezse / Bohçamı alur giderim" gibi bir dörtlük de bulunur ki bu da kızın ailesine karşı bir tehdit ve kararlılık sözüdür.
Mani mektuba da girer. Eski zamanlarda mektupların sonuna rumuzlu bir mani yazılırdı. Valilik envanterinde bunun izi görülür: "Akdağda gar galmadı / Yürekde fer galmadı / Daha yazacağıdım / Mekdupda yer galmadı" ve "Mekdup yazdım yazıdı / Galemim beyazıdı / Daha yazacağıdım / Mürekkebim azıdı" dörtlükleri yazının ve kâğıdın biteceğini ancak sözün bitmeyeceğini söyler. Bütün bunlar maninin, sözlü bir tür olmasının yanında yazılı hayata da girebildiğini gösterir.
Öğüt ve Kargış
Manilerin bir işlevi de öğüt vermektir. Bazıları öğüt verir; oğula, kıza, geline akıl verir, yanlış davranışta bulunanı uyarır, büyüğe saygıyı hatırlatır. Bunlara uyarıcı mani denir ve örf ile âdetlerin kuşaktan kuşağa aktarılmasında işe yarar. Kargış ya da beddua manileri ise kötülük yapanlara ilenç için söylenir, Çukurova derlemesinde aralarını bozanlara cennet yüzü göstermeyen dizeler bu türün örneği olarak verilir. Amasya derlemelerindeki "Mercimek gatma aşa, / Heves etme oynaşa, / Severlerde almazlar, / Sonra gaharlar başa" dörtlüğü de öğüt vermenin yumuşak bir örneğidir. Dilek ve dua manileri ise kişinin kendisi ya da yakınları için temenni ettiği iyi şeyleri dile getirir.
Ninni
Ninni, bir annenin ya da yakınının çocuğu uyutmak veya avutmak için özel bir ezgiyle söylediği dörtlüklerdir. Çocuğun duyduğu ilk şiir ve ilk ezgi olması bakımından, anadilinin ilk okulu sayılır. Ezginin ve sözün tekrarı çocuğu sakinleştirirken, anne de kendi derdini, umudunu ve duasını sözün içine yerleştirir. Bu yüzden ninni, çoğu zaman uyutulan çocuğa olduğu kadar söyleyen kadının kendisine de söylenmiş bir şiirdir.
Taşova Kaymakamlığı'nın yöreye ait ninniler arasında yayımladığı metinler bu duyguyu açık gösterir. Kimi ninnilerde sözler çocuğun uykusunu ve büyümesini dilemekle başlar: "Eeeee dedim dedim / Ak beşiğe beledim / Uyur uyur inşallah / Gören desin maşallah / Yavrum büyük inşallah". Ninninin hemen devamında annenin kendi hali dile gelir: "Ninni derim uyumazsın / Uyumazsan büyümezsin / Benim derdimi bilemezsin". Bir başka ninnide "Gül dağında güller biter / Ensesinde bülbül öter / Benim derdim bana yeter" dizeleriyle derdin çocuktan saklandığı, yalnız anneye ait olduğu söylenir. "Verme Allahım bundan beter" dizesi de ninninin dua ile kapandığını gösterir.
Bu ninnilerde şakacı ve oyun gibi kısımlar da vardır. "Dandini dandini dasdana / Danalar girmiş bostana / Kov bostancı danayı / Yemesin lahanayı" dizeleri başka yörelerde de bilinen bir sayışmaca ile ninni arasında durur ve çocuğun hoşuna gidecek hayvan ile bostan imgesini taşır. "Camdan beşik oyduralım / İçine güller dolduralım / Eğer uykun yok ise / Gel seni kaldıralım" dörtlüğü ise uyku getirmek yerine çocuğu oyalamayı da hedefler. Aynı derlemede ninni, şakadan duaya kadar değişen tonlarda görülür.
Ninni, maniyle de bağlantılıdır. Mani söyleme geleneği üzerine yapılan çalışmada, annelerin bebekleri için söyledikleri manileri ninni ezgisiyle okudukları ve bu tür ninnilerin kırsal kesimde çok yaygın olduğu kaydedilir. Bir mani, ezgisi değişince ninniye, bir ninni de içeriği değişince maniye dönüşebilir. Bu geçişkenlik, anonim sözlü edebiyatta türler arasındaki sınırların kesin olmadığını gösteren başka bir örnektir. Yine de ninni, bu üç tür içinde en yakın, en mahrem olandır; çünkü yalnızca bir kişinin, bir çocuğun uyku saatine ait kalır.
Ağıt
Kökeni ve Anlamı
Ağıt, bir kimsenin ölümünden duyulan acıyı anlatmak için söylenen şiirdir; yine de yalnız ölümle sınırlı kalmaz. Ayrılığın, gurbetin, askere gidişin, gelin çıkışın ve doğal afetlerin ardından da ağıt yakılır. Haluk Yücel'in Amasya yöresi ağıtları üzerine yaptığı alan çalışması, sözcüğün kökünü "ağ", yani göğe doğru yükselmek fiiline bağlar. Eski Türklerde ölenlerin ruhlarının göğe yükseldiği düşünüldüğü için ağıt bu kökle ilişkilendirilmiştir. Kimi araştırmacılar ise sözcüğün eski Türkçedeki "sığtamak", yani ağlamak fiilinden türediğini düşünür. İslamiyet'ten önceki dönemde ağıt yerine sagu ve yuğ sözcükleri kullanılırdı; Orhun Yazıtları'nda geçen yuğ, Türk tarihinde yazıyla bilinen en eski yas töreni olarak sayılır.
Türk edebiyatında yazılı bilinen ilk sagu ise Kaşgarlı Mahmud'un Dîvânu Lugâti't-Türk adlı eserinde geçen Alp Er Tunga sagusudur: "Alp Er Tonga öldi mü? / Issız ajun kaldı mı? / Ödlek öçin aldı mı? / Emdi yürek yırtılur." Dört artı üç hece ölçüsüyle yazılan bu sagu bugünkü ağıtların atası sayılır. Dede Korkut Kitabı'nda da ağıt örnekleri vardır. Aynı geleneğin Sümerlerde ve eski Çin'de de bulunduğu bilinir; yani ağıt yakmak tek bir yöreye ya da döneme bağlı kalmaz, insan topluluklarının ortak bir davranışıdır. Anadolu'nun yöreleri bu geleneği çok çeşitli adlarla ifade eder: bayatı, deme, lâvik, ölgülü, sızılama, şivan, yakım, yas gibi.
Amasya'da Ağıt Geleneği
Amasya'da ağıt söyleme geleneği yaygındır. Yücel'in alan çalışması, bu geleneğin Merzifon ve Taşova ilçeleri ile köylerinde daha sık icra edildiğini, bazı köylerde kadınların cenazelere giderek ağıt yaktığını belirtir. Hatta kimi köylerde ağıt yakmakta uzmanlaşmış kişiler bulunur. Bunlar cenaze evlerine giderek ölenin iyiliklerini, yardımseverliğini ve övünülecek huylarını anlatır ve ağıt yakarlar. Düğünlerde ise kınacı olarak, saz eşliğinde ya da saz olmadan, evlenecek kıza ağıtlarını söylerler. Yücel'in Amasya merkez, Merzifon, Taşova ve Suluova ilçelerine bağlı köylerde derlediği ağıtların neredeyse tamamı kadınlar tarafından yakılmıştır. Çalışmanın bir başka bulgusu, bu geleneğin Amasya'da yazıya aktarılmaya ihtiyaç duymadan sürdüğüdür.
Ağıtlar, ölüm ve ayrılığın çevresinde sınıflandırılır. Hastalık ve ayrılık ağıtları, ölen kimseler ve şehitler için yakılanlar, evlilik ağıtları, ölen hayvanlar için söylenenler, doğal afet ağıtları ve asker uğurlama ağıtları bu türlerdir. Kına gecesinde geline söylenen ağıta gelin ağıtı ya da gelin yası denir; gelin baba evinden çıkarılacağı için ağlatılmak istenir ve tören tıpkı ölüm ağıdındaki gibi yürür. Önceleri yalnızca ölüm ve ayrılık için söylenen ağıtın zamanla kına ve düğün gibi konulara da genişlemesi bu yüzdendir. Yücel'in derlediği örneklerde ölüm temalı olanlar ağırlıktadır; iki ağıtta gelin konusu geçer.
Derlenen Örnekler
Yücel'in makalesinde Merzifon'un Kara Mustafa Paşa (Marınca) köyünde bazı değişikliklerle bilinen bir düğün ağıtı yer alır. Zorunlu bir evliliğe sürüklenen genç bir kızın ağzından söylenir: "Ana ben gediyom ele, / Çok mu geldim sığmadım eve? / Garip düştüm dağa taşa, / Anam anam canım anam". Fakirlik nedeniyle evlenmek zorunda kalan kız, babası vermese, kardeşleri dur dese gitmeyecekti diyerek durumu anlatır ve dörtlüğün sonunda "Anam anam ciğerim anam" nakaratını tekrarlar. Ağıt, aaab cccb dddb biçiminde bir uyak düzenine sahiptir ve hece ölçüsünü tutturmak için "anam" gibi ünlem sözcüklere başvurur.
Taşova'da okunan bir ağıt serbest ölçüde kuruludur ve annesini kaybeden bir evladın acısını anlatır: "Dağlar dağladı beni anam anam", "Sensiz evlere giremiyom ciğerim yok, / Sensiz yerlere giremiyom aslanım yok". Başka bir ağıt olan "Yüce Dağ"da genç yaşta ölen bir kadının ağzından ölümün acısı anlatılır ve dörtlükler "Bu genç yaşta toprak oldu bedenim anam bedenim" dizesiyle biter. "Üç Gün Önce Gördüm" ise beşli hece ölçüsüyle yazılmıştır ve sevdiği kişi ölünce yakılmıştır; "Kıyma kanlı zalim bana kıyma" sözü her dörtlükte tekrarlanır, ağıtın bir yerinde kınalanmış eller ve bohçalanmış bir yeşil giysi anılır.
Yücel'in aktardığı bir başka ağıt, Kızılırmak'a düşerek boğulan bir gelin için yakılmıştır ve bütün yöreye yayılmış olduğu belirtilir. "Dalgıç getir şu gelini bulalım / Biz gelinsiz nasıl köye varalım" dizeleri, gelini bulmadan köye dönülemeyeceğini söyler. Aynı ağıtın benzerlerine yakın illerde de rastlandığı kaydedilmiştir. "Viran Dağlar" ise evinden ayrılmak zorunda kalan birinin duygularını anlatır ve türkü gibi dilden dile dolaşır. Dağlarla çevrili bir şehir olan Amasya'da "Yıkılsın şu viran dağlar" nakaratı, ayrılığın coğrafi bir karşılığı gibi görünür; bir dörtlükte Amasya'nın dağları ve Ayvasıl'ın bağlarından ayrılmak anılır. Gümüşhacıköy'de okunan bir ağıtta da gelin kızına yakılan ağıt vardır ve sonunda "Viran dağlar anam viran dağlar" sözü yinelenir.
Ezgi ve Söyleyiş
Ağıtların ezgileri, söyleyenin belleğindeki eski yerel melodi kalıplarına söz döşemesiyle ortaya çıkar. Bu yüzden ağıt yakmak, kalıplara yeni sözler yerleştirmek demektir; ezgi hem yörenin ritim ve söyleyiş özelliklerini hem de söyleyenin kendi üslubunu taşır. Ağıtların büyük çoğunluğunda birbirine yakın seslerden oluşan, dört beş sesli dar bir aralık içinde seyreden bir ezgi görülür. Serbest ritimle söylenenler Türk halk müziğindeki uzun hava biçimine girer; tiz seslerden başlayıp aşağı inen bir seyir izler ve sonlara doğru karar sesine hızla iner. Kimi ağıtlarda çalgı eşlik eder ve bağlama bunun için en çok kullanılan sazdır; bazı yörelerde zurna ve cümbüş de kullanılır. Saz girişte, ortada ve bitişten önce kısa bir bölüm çalar ve dinleyicinin kulağını ağıta hazırlar.
Ağıtların sözlerini dizelere yerleştirmede ünlem sözcükler önemlidir: aman, of, vay, anam, yavrum, aslanım, oğul gibi sözler hem ölçüyü tutturur hem de acıyı duyurur. Ağıt, doğaçlamaya dayandığı için aynı ağıt iki kez aynı biçimde söylenmez; ağıtçı eski temeller üzerine, o günkü olayı ve kişiyi ekleyerek yeni bir metin kurar. Zamanla bazı ağıtlar türküye dönüşür. Yücel, bu yüzden kimi Amasya ağıtlarının düğünlerde, nişanlarda ve eğlencelerde de türkü gibi söylendiğini ve söyleyen kadar dinleyenin de bundan haz aldığını belirtir.
Ağızdan Ağıza Aktarım
Bu üç türün bugünkü durumu birbirinden farklıdır. Mani söyleme geleneği, araştırmalarda eskiye göre önemini yitirmeye başlayan bir gelenek olarak anılır. Eskiden genç kızlarla delikanlıların birbirine mani atması çok yaygındı, bugün ise daha çok kızlar arasında ve aile içinde yapılmaktadır. Eski manilerin bir olaya ya da duruma dayandığını söyleyen kaynak kişiler, günümüzde her şeyin mani konusu olduğunu belirtir. Bazıları eski manilerin daha duygusal ve özlü sözlerle örüldüğünü, bazıları ise eski ile yeni arasında fark olmadığını söyler. Maniler dinlenerek, büyüklerden öğrenilerek aktarılır; mani söyleyenler genellikle ya acıyı ya da sevgiyi tatmış kişilerdir.
Ağıtlar için de durum benzerdir. Yücel, Amasya ağıtlarının yazıya geçirilmeden sürdüğünü ve bu konuda daha önce yapılmış bir çalışmanın bulunmadığını belirtmiştir. Çalışmada bunun için ilçe ilçe, köy köy gezilerek tutulan notlar kullanılmıştır. Valilik envanteri ile kaymakamlık derlemesi gibi çalışmalar, bu türlerin bir bölümünün yazıya geçirilebildiğini gösterir. Söz edilen yazılı kaynaklar çoğu zaman metni kaydeder; ezgiyi, jestleri ve söylenme anını ise ancak yaşayan söyleyiciden dinleyerek öğrenmek mümkündür.
Amasya türkülerinin söz ve müzik unsurlarını inceleyen çalışmalar, yörenin türkülerinin bağlama eşliğinde söylendiğini ve bu geleneğin Orta Asya müzik kültürüne kadar uzandığını belirtir; ninni ve ağıtın türkü biçimiyle yakınlığı bu çerçevede anlam kazanır. Türkülerin ayrıntısı ayrı bir yazının konusudur. Burada söylenmesi gereken, mani, ninni ve ağıtın birbirinden bağımsız üç ayrı dünya olmadığı, aynı sözlü geleneğin farklı anlarında doğduğudur: sevinç ve alay manide, uyku ve dua ninnide, yas ve ayrılık ağıtta dile gelir.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Yücel, Haluk. "Türk Halk Müziğinde Ağıt Yakma Geleneği Üzerine Bir İnceleme: Amasya Yöresi." Researcher: Social Science Studies, 2017, cilt 5, sayı 9, s. 158-171. https://dergipark.org.tr/tr/pub/researcher/article/1042422
- Yücel, Haluk. "Amasya Türkülerinin Söz ve Müzik Unsurları Bakımından İncelenmesi." The Journal of Social Sciences, 2018, sayı 22, s. 372-386. https://sobider.com/?makale_id=31802&mod=makale_tr_ozet
Resmî kaynaklar
- Amasya Valiliği 2007 Kültür Envanteri, "Maniler - Amasya." Kültür Portalı. https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/kulturatlasi/manler983117
- T.C. Taşova Kaymakamlığı, "Türkü ve Manileri" (yöreye ait maniler, ninniler ve türküler). https://tasova.gov.tr/turku-ve-manileri
Diğer kaynaklar
- Artun, Erman. "Türk Halk Kültüründe Mani Söyleme Geleneği, Manilerin İletişim Boyutu ve İşlevselliği." Çukurova Üniversitesi Türkoloji, Halk Bilimi çalışmaları. https://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/artun_mani.pdf
- Amasya manileri, Vikikaynak (anonim derleme). https://tr.wikisource.org/wiki/Amasya_manileri
- "Anonim Halk Edebiyatı (Mani ve Türkü)", 10. sınıf Türk Dili ve Edebiyatı ders notu. https://www.diledebiyat.net/yazi/anonim-halk-edebiyati-mani-ve-turku
Çevrimiçi kaynaklar
- https://dergipark.org.tr/tr/pub/researcher/article/1042422
- https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/kulturatlasi/manler983117
- https://tasova.gov.tr/turku-ve-manileri
- https://tr.wikisource.org/wiki/Amasya_manileri
- https://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/artun_mani.pdf
- https://sobider.com/?makale_id=31802&mod=makale_tr_ozet






