Özgün Metin

Kınalızâde'nin tezkiresindeki metin (beş beyit):

Ham olmış râ kaşun yâ gibi zerrîn-efser altında
San ol radur ki yazmış kâtib-i kudret zer altında
Gelürdi raksa hâkim gird-bâd-ı şevk ile dâ’im
Gubâr olsa tenüm pây-ı semender dil-ber altında
Nesîm-i subh gül-rîz olmasun gülşende dildâra
Olur nâzik teni âzürde gül-berg-i ter altında
Güneşdür ‘ârızun cânâ ki ‘aks-i tâb-ı rûyundan
Olur la’lin kef-i sîmîn-i sâkî sâgar altında
Sakın aldanma lu’bet bâz-ı dehrün mekrine Şeyhî
Neler peydâ ider ol bu kebûdî çâdur altında

Hüsameddin dördüncü beyti vermez; öteki beyitlerde onun metni şu noktalarda ayrılır: 1. beyitte "Ham olmuş yâ kaşın râ gibi zerrîn efser altında" ve "râdur"; 2. beyitte "gird-i bâd-ı" ve "pây-ı semend-i dilber"; 3. beyitte "dildâre" ve "gülberg-i ter"; 5. beyitte "lu'bet-bâz-ı dehrin".

Günümüz Türkçesiyle

1. Altın tacın altında, râ harfine benzeyen kaşın yâ harfi gibi kıvrılmış; sanki o, kudret kâtibinin (Allah'ın) altının altına yazdığı bir râ'dır.

2. Bedenim sevgilinin atının ayağı altında toz olsaydı, toprağım (hâkim) özlem kasırgasıyla hep raksa kalkardı.

3. Sabah yeli bahçede sevgilinin üstüne gül saçmasın; onun nazik teni taze bir gül yaprağının altında bile incinir.

4. Ey can, yanağın bir güneştir; yüzünün parıltısının yansımasından, sakinin kadehi tutan gümüş avucu kadehin altında yakut kesilir.

5. Ey Şeyhî, zamanın hokkabazının hilesine sakın aldanma; o, bu mavi çadırın (göğün) altında neler ortaya çıkarır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bir Nazire Oyunu

Gazelin nasıl yazıldığını Kınalızâde anlatır. Tezkireci "altında" redifli kendi gazelini, "Olaldan yâr dest-i düşmen-i bed gevher altında" diye başlayan şiirini dostlarına önermiş, onlar da bu zeminde birer nazire yazmışlardır. Şeyhî de "tetebbu‘ idüp", yani örneği izleyip bir gazel söylemiş ve tezkireye girmesi için Kınalızâde'ye göndermiştir. Şiir, tezkirecinin çevresinde yürüyen bir yazı oyununun ürünüdür. Redif ve kafiye örnekteki gibidir: her beyit "altında" ile biter, önündeki kelimeler "efser, zer, dil-ber, ter, sâgar, çâdur" biçiminde "-r" sesinde birleşir.

İmgeler

Matla bir yazı imgesiyle açılır. Kıvrık kaş, Arap harflerinden "râ" (ر) ve "yâ" (ى) harflerinin eğik çizgisine benzetilir; sevgilinin başındaki altın taç da bu harfin üstünde durur. İkinci mısrada kaşı oraya yazan "kâtib-i kudret"tir, yani Allah'ın kudret kalemi. Altın tacın altındaki kaş, altın mürekkeple ya da altın bir zeminin altına yazılmış bir harf gibi görünür. Kınalızâde'nin metninde "râ kaşun yâ gibi", Hüsameddin'inkinde "yâ kaşın râ gibi" okunur. İkinci mısra kaşı açıkça "ol râdur" diye andığı için Hüsameddin'in sırası anlamca daha düz görünür, ama iki söyleyiş de iki harfin kavisine dayanır.

İkinci beyitteki "hâkim" kelimesi yargıç değil, "hâk-im", yani toprağımdır. Âşık, sevgilinin atının ayağı altında toz olmayı diler; o zaman toprağı özlem kasırgasıyla hiç durmadan dönüp raks edecektir. Kınalızâde baskısındaki "semender" (ateşte yaşadığına inanılan kertenkele) kelimesi bu bağlama oturmaz; Hüsameddin'in "semend" (at) okuyuşu, "pây" (ayak) ve "gubâr" (toz) ile uyumlu olduğu için daha doğru görünür. Üçüncü beyit, gül yaprağının bile incittiği bir tenle sevgilinin naziklik derecesini abartır. Dördüncü beyit yalnız Kınalızâde'dedir: sevgilinin yüzü güneş gibi parlar, ışığı kadehe vurur ve sakinin gümüş beyazlığındaki avucunu yakut kırmızısına boyar.

Makta, gazelin sevgili övgüsünden çıkarak zamana döner. "Lu‘bet-bâz" oyuncu, hokkabaz, kukla oynatıcısıdır; "kebûdî çâdur" (mavi çadır) gök kubbedir. Felek, mavi bir çadırın altında oyun çıkaran bir hokkabaza benzetilir ve şair kendine onun hilesine aldanmamasını öğütler. Çadır ve oyuncu imgelerinin bir gölge oyunu sahnesini düşündürmesi mümkündür; metin bunu açıkça kurmaz.

İki Metin

Hüsameddin gazeli Atâyî'nin Zeyl-i Şakâyık'ına dayanarak verir ve dördüncü beyit onun metninde yoktur. Bu eksikliğin Atâyî'den mi yoksa Hüsameddin'in aktarımından mı kaynaklandığı belirlenemedi. Kınalızâde'nin metni şairin kendi gönderdiği nüshaya dayandığı için burada esas alınmıştır. Şeyhî'nin kısa hayatı ile tezkirede kalan öteki beş parça Şeyhî (Tayyibzâde) yazısında tanıtılmıştır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar