Özgün Metin
Ölçü: 11'li hece ölçüsü
Çatılmadan yerin göğün binası
Muallakta iki nur’a düş oldum
Birisi Muhammed, birisi Ali
Lahmike lahmi de bire düş oldum
Ezdi aşkın şerbetini hoş etti
Birisi doldurdu biri nuş etti
İkisi bir derya olup cüş etti
La’l ü mercan inci dür’e düş oldum
O derya yüzünde gezdim bir zaman
Yoruldu kanadım dedim el’aman
Erişti car’ıma bir ulu sultan
Şehinşah bakışlı ere düş oldum
Açtı nikabını ol ulu sultan
Yüzünde yeşil ben göründü nişan
Kaf ü nun suresin ol udum o an
Arş kürs binasında yare düş oldum
Ben Ademden evvel çok geldim gittim
Yağmur olup yağ’dım ot olup bittim
Bülbül olup firdevs bağında öttüm
Bir zaman gül için har’a düş oldum
Adem ile balçık olup ezildim
Bir noktada dört hurufa yazıldım
Ademe calı olup Şit’e süzüldüm
Muhabbet şehrinde kara düş oldum
Mecnun olup Leyla için dolandım
Buldum mahbubumu inanıp kandım
Gılmanlar elinden hulle donandım
Dostun visalinde nar’a düş oldum
On dört yıl dolandım Pervanelikte
SIDKÎ ismim buldum divanelikte
Sundular aşk meyin mestanelikte
Kırkların ceminde dar’a düş oldum
SIDKI’yam çok şükür didara erdim
Aşkın pazarında hak yola girdim
Gerçek ariflere çok meta verdim
Şimdi Hacıbektaş Pire düş oldum
Günümüz Türkçesiyle
1. Yerin ve göğün binası kurulmadan önce boşlukta iki nura düştüm: biri Muhammed, biri Ali. "Senin etin benim etimdir" sırrıyla o ikisinin birliğine düştüm.
2. Aşkın şerbetini ezip tatlı kıldılar; biri doldurdu, biri içti. İkisi bir derya olup coştu; ben de lal, mercan, inci ve dürre düştüm.
3. O deryanın yüzünde bir zaman gezdim; kanadım yoruldu, "aman" dedim. İmdadıma bir ulu sultan yetişti; şahlar şahı bakışlı bir ere düştüm.
4. O ulu sultan peçesini açtı; yüzünde nişan olarak yeşil bir ben göründü. O an "Kaf" ve "Nun" surelerini okudum; Arş'ın ve Kürsî'nin binasında yare düştüm.
5. Ben Âdem'den önce çok gelip gittim; yağmur olup yağdım, ot olup bittim. Bülbül olup cennet bağında öttüm; bir zaman da gül için dikene düştüm.
6. Âdem ile birlikte balçık olup ezildim; bir noktada dört harfe yazıldım. Âdem'e can olup Şit'e süzüldüm; muhabbet şehrinde karara düştüm.
7. Mecnun olup Leyla için dolandım; sevgilimi buldum, inanıp kandım. Gılmanların elinden cennet elbisesi giydim; dostun vuslatında ateşe düştüm.
8. On dört yıl Pervane adıyla dolaştım; divanelikte Sıdkî adımı buldum. Mestlik içinde bana aşk şarabını sundular; Kırklar'ın ceminde dara düştüm.
9. Ben Sıdkî'yim, çok şükür sevgilinin yüzüne erdim; aşkın pazarında Hak yoluna girdim. Gerçek ariflere çok mal verdim; şimdi Hacı Bektaş pirine düştüm.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Dokuz dörtlüklü bir koşmadır ve on birli hece ölçüsüyle söylenmiştir (hece sayımı bizimdir). Her dörtlüğün son dizesi "düş oldum" redifiyle biter; önündeki "nur'a, bire, dür'e, ere, yare, har'a, kara, nar'a, dar'a, pire" kelimeleri kafiyeyi kurar. İlk dörtlük çapraz kafiyelidir ("binası, Ali"); sonrakilerde ilk üç dize kendi aralarında kafiyelenir. Mahlas sekizinci ve dokuzuncu dörtlüklerde geçer. Deyişin bir metni Necdet Kurt'un çalışmasında da devriye örneği olarak verilmiştir; iki metin arasında küçük yazım farkları vardır. Derleme sitesi, kimi yerlerde "On dört bin yıl" diye geçen sekizinci dörtlük okumasının yanlış olduğunu ayrıca not eder.
Anlam ve Söz Sanatları
Deyiş bir devriyedir. Devriye, Alevî-Bektaşî şiirinde ruhun yaratılıştan önceki nurdan çıkıp varlık âlemlerini dolaşarak yeniden kaynağına dönüşünü anlatan şiir türüdür. Sıdkî'nin devriyesi de Muhammed ile Ali'nin tek bir nurdan oluşuyla başlar; "lahmike lahmî" (senin etin benim etimdir) sözü, Hz. Peygamber'in Hz. Ali için söylediği rivayet edilen ve Alevî şiirinde ikisinin birliğini anlatan bir hadis parçasıdır. Ardından ruh deryada gezer, bir ulu sultana erişir, yağmur, ot, bülbül olur, Âdem'in balçığına karışır ve Şit'e geçer.
Dördüncü dörtlükteki yeşil ben ve Kaf ile Nun sureleri, sevgilinin yüzünü kutsal bir metin gibi okuyan Bektaşî anlayışını yansıtır. Altıncı dörtlükteki "dört huruf" bir noktada yazılan dört harfi anlatır; hangi harflerin kastedildiği deyişte açık değildir. Mecnun ile Leyla, cennetin gılmanları ve Kırklar ceminde dara durmak, aşk yolunun aşamalarını sıralar. Son dörtlükte ruhun yolculuğu Hacı Bektaş pirine varışla tamamlanır; devriye bu yüzden bir dervişin hem kozmik hem kişisel serüvenini birlikte anlatır.
Tarihî Bağlam
Sekizinci dörtlük deyişe Sıdkî'nin kendi hayatından bir kayıt ekler: on dört yıl Pervane adıyla dolaşmış, Sıdkî adını sonra bulmuştur. Necdet Kurt'a göre Hacıbektaş postnişini Cemaleddin Çelebi, Pervane yerine sadakatinden ötürü Sıdkı mahlasının daha uygun olacağını söylemiş ve mahlas on dört yıl sonra değişmiştir. Derleme sitesindeki notta da mahlasın Cemaleddin Çelebi'nin ona "Sıdkı" demesiyle alındığı belirtilir. Bu bilgilerle deyiş, mahlas değişikliğinden sonra, Sıdkî'nin olgunluk döneminde söylenmiş olmalıdır.
Kaynakça
- Muhsin Gül, Sıdkı Baba Hayatı ve Divanından Örnekler, 1984; metin: "Sıdkı Baba (Pervane)", Alevi Deyişleri Nefesler Hakk Âşıkları, 21 Ağustos 2019, şiir no. 5. https://www.deyisler-nefesler.com/sidki-baba-pervane/
- Necdet Kurt, "Zakirlik Geleneğinin Kökenleri ve Amasya Yöresinin İz Bırakan Zakirleri", Geçmişten Günümüze Uluslararası Dinî Mûsikî Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Amasya: Amasya Üniversitesi, 2017, s. 116-117. https://isamveri.org/pdfdrg/G00310/2017/2017_KURTN.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






