Özgün Metin
Tut ümîdi bî-vefânun va’de vü peymânına
Kim bilir şâyed gele bir gün vefâ meydânına
Her ne denlü hâk-pây olsam yolında ol mehin
Sâye salmaz üstüme ermez elim dâmânına
Âfitâbım seyl-i eşkim âlemi gark etmesin
Bir nazar kıl ben gubârın dîde-i giryânına
Günümüz Türkçesiyle
1. Vefasızın vaadine ve ahdine ümit bağla; kim bilir, belki bir gün vefa meydanına gelir.
2. O ay yüzlünün yolunda ne kadar ayak toprağı olsam da üstüme gölge salmaz, elim eteğine erişmez.
3. Güneşim, gözyaşı selim dünyayı boğmasın; ben toz zerresinin ağlayan gözüne bir bak.
Edebî ve Tarihî Yorum
Matla, ilk okunuşta bir öğüt gibi durur, ama içi alaycı bir umutla doludur: vefasızın sözüne güvenmek yine de bir ihtimal taşır, çünkü kim bilir, belki bir gün "vefa meydanına" gelir. Meydan kelimesi, sevgilinin vefa göstermesini bir yarışa, bir er meydanına çıkmak gibi gösterir.
İkinci ve üçüncü beyitlerde gök cisimleriyle toprak arasında kurulan bir karşıtlık işler. Sevgili ikinci beyitte "meh", yani aydır; âşık ise onun yolunda "hâk-pây", ayak altındaki topraktır. Ay ışık verir ama gölge salmaz; "sâye salmak" bir büyüğün himayesini anlatan deyim olduğu için mısra hem ayın doğasına hem sevgilinin ilgisizliğine işaret eder. Üçüncü beyitte sevgili bu kez "âfitâb", güneştir. Âşığın gözyaşı seli dünyayı boğacak kadar büyümüştür ve sel ancak güneşin bakışıyla kuruyabilir. Âşık kendini "gubâr" diye anar: güneş ışığında görünen toz zerresi. Zerrenin güneşe bakması, güneşin de zerreyi görünür kılması, divan şiirinde zerre ile güneş arasındaki bilinen bağa dayanır.
Hüsameddin parçayı "Ve lehû" notuyla verir; bir gazelin matlaı ile onu izleyen iki beyit gibi görünür. Gazelin tamamı da, muhatabı da kayıtlarda yoktur. Sıdkı'nın dört reisülküttaplığı ve öteki şiirleri için Sıdkı Mustafa Paşa yazısına bakılabilir.
Kaynakça
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 279-280 (e-kitap s. 443), "Sıdkı Mustafa Paşa-Kadızâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page443.html
Çevrimiçi kaynaklar






