Amasya'daki İbadullah Camii'nin vakfı, amcası ölünce Şükrü İbrâhim Çelebi'ye kaldı. Bir süre sancağın divan kâtipliğini yaptı, sonra kalemi bırakıp kendi mülklerinin başına çekildi. Müderris Abdî Efendi onun bir gazelini Amasya şairlerini topladığı tezkiresine almıştı. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar bu gazeli görmüş, ama kopyası kâğıtlarıyla birlikte yanmıştır. 1071 Şabanında (Mart-Nisan 1661) ölen şairden bugün tek bir dize kalmamıştır.

Kaynaktaki Metin

Hüsameddin'in Amasya Tarihi'ndeki Şükrü İbrâhim Çelebi-İbâdzâde maddesi, aileyi ve şairin hayatını birkaç paragrafta toplar:

Tercemesi yukarıda yazılan İbadzâde es-Seyyid Şükrullah Efendi'nin li-ebin kardaşı Abdullah Çelebi bin Yahya Çelebi bin Mehmed Çelebi bin Ubeydullah Efendi'nin oğludur. Amcası mumâ-ileyh es-Seyyid Şükrullah Efendi'nin hânesinde büyüdü. Hat ve kitâbet öğrendi. Biraz tahsîl-i ilm etdi.
Amcasının vefâtında emvâline vâris ve İbadullah Câmii vakfına mütevellî oldu. Bir müddet Amasya sancağı kâtib-i divânı olup hayli nüfûz ve servet kazandı. Sonra kitâbeti terk edib kendi emlâk ve evkâfının hüsn-i idâresiyle imrâr-ı hayat ederek 1071 şâbânında vefât etdi.
Edîb, şâir, kâtib, hânedan idi. Bir gazelini "Tezkîre" sâhibi müderris Abdî Efendi kaydetmişdi. Hayfâ ki yandı. Oğulları Mehmed, Mustafa Efendiler eimmedendir. Hâfız Mustafa Efendizâde Abdullah Efendi mevâlîdendir.

Sadeleştirilmiş biçimiyle: Yukarıda hayatı anlatılan İbadzâde Seyyid Şükrullah Efendi'nin baba bir kardeşi Abdullah Çelebi'nin oğludur; Abdullah Çelebi, Yahya Çelebi'nin, o da Ubeydullah Efendi oğlu Mehmed Çelebi'nin oğludur. Amcası Seyyid Şükrullah Efendi'nin evinde büyüdü. Hat ve kâtiplik öğrendi, bir miktar da ilim tahsil etti. Amcası ölünce mallarına vâris ve İbadullah Camii vakfına mütevelli oldu. Bir süre Amasya sancağının divan kâtibi olarak epeyce nüfuz ve servet edindi. Sonra kâtipliği bırakıp kendi mülklerini ve vakıflarını iyi yöneterek geçindi ve 1071 şabanında öldü. Edip, şair, kâtipti ve köklü bir aileye mensuptu. Bir gazelini tezkire sahibi müderris Abdî Efendi kaydetmişti; ne yazık ki yandı. Oğulları Mehmed ve Mustafa efendiler imamdır. Hâfız Mustafa Efendi'nin oğlu Abdullah Efendi mevâlidendir, yani büyük kadılık rütbesine yükselmiştir.

Hayatı

İbrâhim Çelebi'nin hayatını belirleyen kişi amcası Seyyid Şükrullah Efendi'dir. Müderrislikten kadılığa geçmiş, devrî mevâlî rütbesine yükselmiş olan Şükrullah Efendi, dedelerinin yaptırdığı ve 1011'de (1602-03) yanan camiyi 1017'de (1608-09) yeniden inşa ettirmiş, 1024'te (1615) mülklerinin bir kısmını bu camiye vakfedip tevliyeti üzerine almıştı. Çocuğu olmadığı için kardeşinin oğlunu kendi evinde büyüttü. Hat ile kâtipliği öğrenmesi, ilimde ise fazla ilerlememesi, İbrâhim Çelebi'yi amcasının medrese yolundan ayırıp baştan kalem işlerine yöneltmiş görünür.

Amcasının ölümüyle mallarına ve İbadullah Camii vakfının mütevelliliğine geçti. Bir süre Amasya sancağının divan kâtibi oldu ve bu görevde hayli nüfuz ve servet kazandı. Ardından kâtipliği bıraktı; ömrünün geri kalanını emlâkini ve vakıflarını yöneterek geçirdi. Ölüm tarihi olan 1071 Şabanı, Abdî Efendi'nin 1000-1081 (1591-1671) yılları arasında yetişen Amasya şairlerini topladığı tezkirenin tam ortasına düşer; tezkireci onun çağdaşı ve hemşehrisiydi.

İbâdzâdeler

Ailenin adı, camiyi ilk yaptıran ataya bağlanır. Hüsameddin, Şükrullah Efendi'nin maddesinde ailenin aslında "Ubeydullahzâde" diye anıldığını, halk arasında bunun "İbâdullahzâde"ye döndüğünü yazar. Aynı maddede atalar zinciri "Mehmed Çelebi bin Abdullah Efendi" diye verilirken İbrâhim Çelebi'nin maddesinde "Mehmed Çelebi bin Ubeydullah Efendi" denir. Ubeydullah ile Abdullah aynı ata için kullanılmış görünüyor; ailenin büyük mevâliden Tayyibzâde Abdullah Efendi'nin soyundan geldiği de Şükrullah Efendi'nin maddesinde yazılıdır. Hüsameddin bir başka yerde, Yahyâ Çelebi'nin Tennûrîzâde Zeynelâbidîn Çelebi'nin kızı Rukiye Hâtun ile evlendiğini ve Şükrullah Efendi'nin bu evlilikten doğduğunu kaydeder. "Li-ebin kardaş" ifadesi, yani baba bir kardeşlik, Şükrü İbrâhim'in babası Abdullah Çelebi'nin Yahyâ Çelebi'nin başka bir eşinden doğduğunu düşündürür; Hüsameddin bu ikinci eşin adını vermez.

Sonraki kuşaklar ilim yoluna döndü. İbrâhim Çelebi'nin oğulları Mehmed ve Mustafa efendiler imamdı. Mustafa Efendi'nin oğlu Abdullah Efendi ise İstanbul'da imtihanla müderris ve kadı oldu. İran seferleri sırasında 1144'te (1731-32) ordu kadısı, 1146 Rebiülâhirinde (Eylül-Ekim 1733) Bağdat mollası oldu ve serasker Köprülüzâde Fâzıl Abdullah Paşa'nın maiyetinde bulunuyordu. Hüsameddin onun, paşanın şehit düşmesiyle birlikte 1147'de öldüğünü yazar.

Şiiri

Şükrü İbrâhim Çelebi'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Şiiriyle ilgili elimizdeki tek somut iz, Abdî Efendi'nin tezkiresinde kayıtlı bir gazelidir. Abdî Efendi'nin tezkiresi bugün kayıptır; Hüsameddin'in ondan yaptığı alıntıların bir kısmı kurtulmuş, bu gazel ise kurtulamayanlar arasında kalmıştır. "Hayfâ ki yandı" cümlesi, Hüsameddin'in o gazeli okuyup not ettiğini, ama notlarının yangında yok olduğunu anlatır. Tezkirede yer alması, şairin kendi çağında Amasya'nın edebî çevrelerince tanındığını ve şiirinin bir müderris tezkirecinin seçimine girecek kadar beğenildiğini gösterir.

Kronoloji

1017 (1608-09): Amcası Seyyid Şükrullah Efendi yanan İbadullah Camii'ni yeniden yaptırır.

1024 (1615): Şükrullah Efendi mülklerini camiye vakfeder; vakfı ölümünden sonra İbrâhim Çelebi yönetecektir.

Şaban 1071 (Mart-Nisan 1661): Şükrü İbrâhim Çelebi ölür.

1147 (1734-35): Torunu Abdullah Efendi, Bağdat mollası iken Köprülüzâde Fâzıl Abdullah Paşa'nın maiyetinde ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar