Şükrullah, Osmanlıların kendi hanedanlarını anlatan en erken Farsça düzyazı eserin, Behcetü't-tevârîh'in yazarıdır. Adı XV. yüzyıl Osmanlı tarih yazımından söz eden her çalışmada geçer, ama hayatına dair elde bulunan bilgi şaşırtıcı ölçüde azdır. Doğumu ve ölümü kendi beyanlarına, geç tarihli tezkirelere ve birbiriyle her zaman uyuşmayan ikincil kaynaklara dayanır. Amasya'da doğduğu çoğu kaynakta yazılıdır; hayatının geri kalanı Bursa'da, Edirne'de, Karaman ve Karakoyunlu topraklarına giden elçilik yollarında geçmiştir.

Amasya'daki izi, adının sonuna eklenen "Amasyevî" nisbesinden ve şehrin kendi tarihçisinin kaydından ibarettir. Bu iz küçük olmakla birlikte, Amasya'nın Osmanlı ilim hayatına verdiği isimlerden birini tanımak için yeterlidir.

Adı, Soyu ve Doğumu

Şükrullah'ın babasının adı Şehâbeddin Ahmed, dedesinin adı Zeynüddin Zeki'dir. Farsça tarihinde kendisini "Şükrullah bin Şehâbeddin Ahmed bin Zeynüddin Zekî" diye tanıtır. Kaynaklarda nisbesi "Amasyevî" ve "Rûmî" olarak geçer; Kâtib Çelebi Keşfü'z-Zünûn'da adını "Şükrullah b. Şehâb Ahmed er-Rûmî" biçiminde verir. Ahmedoğlu Şükrullah, Mevlânâ Şükrullah, Molla Şükrullah ve Şükrullah Çelebi adlarıyla da anılır. Franz Babinger tam adı "Şükrullah bin İmam Şihâbeddin Ahmed bin İmam Zeynüddin Zekî" olarak kaydeder.

Doğum yılı için en sağlam dayanak yazarın kendi sözleridir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre Şükrullah eserinde 790'da (1388) doğduğunu ve 812'de (1409) Osmanlıların hizmetine girdiğini söyler. Ramazan Kamiloğlu bu yılı Nihal Atsız'a ve kitabın içindeki yaş ifadelerine dayandırır: Şükrullah, 861 Muharreminde (Aralık 1456) yazmaya başladığı Behcetü't-tevârîh'in girişinde yaşının yetmişi geçtiğini, sonunda ise yirmi iki yaşından beri Osmanoğulları'na dua ile meşgul olduğunu ve o günden bu yana elli bir yıl geçtiğini yazar. Kamiloğlu'nun hesabıyla bu, kitabın 863'te (1461) yetmiş üç yaşında tamamlandığı anlamına gelir ve 1388 doğumuyla uyuşur. Kamiloğlu'nun verdiği 1461 tarihi, TDV'nin ve çoğu kaynağın belirttiği 1456-1459 yazım aralığından biraz geç kalmaktadır; yaş ifadeleri yuvarlak olduğu için bu fark kesin bir çelişki sayılmaz. Babinger ise doğum yılı olarak 1386'yı verir. Kimi kaynaklar Şirvan doğumlu olduğunu da yazar, ama bu bilgi aşağıda anlatılacak adaş karışıklığından doğmuş olabilir.

Amasya Bağı

Şükrullah'ın Amasyalı olduğunu bildiren kaynakların sayısı fazladır. Amasya'nın kendi tarihçisi Abdizâde Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin ikinci cildinde onu Amasya ulemâsından biri olarak anar ve künyesini "Şükrullah Çelebi Amasyalı'dır" diye verir; aynı eserde yaklaşık 790'da (1388) Amasya'da doğduğu belirtilir. Bursalı Mehmed Tahir Osmanlı Müellifleri'nde ondan "Şükrullah Amasyavî" diye söz eder ve II. Murad ile Fâtih'in her ikisine de müşavir olma şerefine eriştiğini yazar. Hoca Sadeddin de Tâcü't-tevârîh'te Amasyalı olduğunu söyler, fakat babasının adını Abdullah olarak kaydeder; bu ayrıntı diğer kaynaklarla uyuşmaz. Kamiloğlu, Kâtib Çelebi'nin kullandığı "Rûmî" nisbesinin o dönemde Amasya ve Tokat çevresini de kapsadığını hatırlatır.

Hüsameddin'in aktardığı nesep zincirine göre Şükrullah, Amasya ulemâsından Divrikli Şeyh Selahaddin Evran'ın soyundandır ve bu soy Salur boyundan Togan'ın oğlu Evran'a uzanır. Aynı kaynaktan gelen bilgiye göre amcasının oğlu Yâr Ali de Amasya ulemâsındandır ve Şükrullah'ın Arap ve Fars edebiyatı hocalarından biridir. Bursalı Mehmed Tahir ile Babinger de Şükrullah ile Yâr Ali'yi kardeş çocukları olarak gösterir. Atsız bu soy bilgilerini aktarmakla birlikte kesinliğinden emin olmadığını belirtir. Bazı araştırmacılar dedesiyle babasının Divriği'den gelip Amasya'ya yerleştiğini yazar; Zümrüt Şirinova bu bilginin kaynağının gösterilmediğine dikkat çeker.

Kamiloğlu, kaynakların çoğunun Amasya'da doğduğunu bildirdiği sonucuna varır ve Şükrullah'ın ilim yolculuğu ile devlet görevleri yüzünden yetişkinlik çağından sonra şehirden ayrıldığını ekler. Amasya böylece onun doğduğu ve ilk eğitimini aldığı yerdir. Hayatının asıl bölümü Bursa, Edirne ve elçilik yollarında geçmiştir. Amasya'da ona ait bir türbe, vakıf ya da yapı bilinmez; kaynaklar böyle bir izden söz etmez.

Karıştırılan Şükrullahlar

Şükrullah adı XV. yüzyılda yaygındı ve birkaç kişinin hayatı birbirine karıştı. Atsız'a göre tıpla ilgilenen Şirvanlı Şükrullah Şirvânî ile Amasyalı Şükrullah zaman zaman aynı kişi sanılmıştır. Cifr ilmine dair Fütûhât fi'l-cifr adlı eser bu yüzden tartışmalıdır: M. Orhan Bayrak bunu Amasyalı Şükrullah'ın eseri sayar, Atsız ise Şirvanlı Şükrullah'a ait olduğunu söyler. Vikipedi'deki maddenin başında da iki ismin karıştırılmaması gerektiği uyarısı vardır.

Asıl karışıklık mûsikî alanındadır. Safiyyüddin Urmevî'nin Kitâbü'l-Edvâr'ını XV. yüzyılda Türkçeye çeviren ve kendisini "Ahmedoğlu Şükrullah" diye tanıtan bir müellif vardır. Kamiloğlu'nun aktardığına göre bu Edvâr-ı Mûsikî, II. Murad'ın emriyle yapılmıştır ve düz bir çeviri olmaktan çıkmıştır: Urmevî'nin on beş fasıllık metninden sonra Şükrullah yirmi kadar fasıl daha eklemiştir. Eklenen bölümlerde dönemin çalgıları, tel yapımı, mûsikî meclislerinin kuralları, günün saatlerine göre makamlar ve ud, ıklığ, rebab, mizmar, pişe, ceng, nüzhe, kanun ve muğni olmak üzere dokuz çalgının yapılışı anlatılır, her çalgının resmi de verilir. Bu yönüyle eser ilk resimli Türkçe mûsikî kitabı sayılır. Kamiloğlu bu risâleyi Amasyalı Şükrullah'ın eserleri arasında sayar. TDV maddesi ise Şükrullah'ın II. Murad'a bazı mûsikî risâleleri sunduğunun kaydedildiğini, kendisinin bu konuda bilgi vermediğini ve iki ismin aynı kişi olup olmadığı hakkında kesin bilgi bulunmadığını belirtir.

Şirinova ise iki kişinin yaşadığını savunur. Ona göre mûsikî risâlesinin girişinde yazar kendisini "Ahmedoğlu Şükrullah" diye tanıtır ve bir şiirinde "Benüm kadîmî yerümdür Çimişgezek" der. Küçük bir Türkçe manzum sözlük olan Zehretü'l-edeb'in girişinde ise kendisini Çemişgezek kadısı Ahmed'in oğlu, dedesini de Isfahan kadısı Mevlânâ Zekeriyâ olarak gösterir. Bu nesep, Şehâbeddin Ahmed oğlu ve Zeynüddin Zeki torunu olan Amasyalı tarihçinin neseple örtüşmez. Şirinova, Amasyalı Şükrullah'ın kelâm, hikmet ve tarih alanında eser verdiğini, mûsikîye dair eser yazdığını gösteren bir belge bulunmadığını söyler; kaynakların hemen hepsinin tarihçinin eserleri arasında mûsikî risâlesini anmadığını, yalnızca Bursalı Mehmed Tahir'in onun mûsikîyle ilgisinden söz ettiğini kaydeder. Risâlenin girişindeki bir dizeden yola çıkarak eserin Yıldırım Bayezid'in oğlu İsa Çelebi'ye sunulmuş olabileceği düşünülür; Atsız, İsa Çelebi'nin siyaset sahnesinde göründüğü 1402-1405 yıllarının Şükrullah için çok genç yaşa denk geldiğini, bu yüzden böyle bir kitabı o yaşta yazmasının zor olduğunu belirtir. Şirinova, aynı kişinin hem İsa Çelebi'ye hem II. Murad'a hem de Fâtih'e çağdaş olmasını da mantıklı bulmaz.

Kamiloğlu'na göre Çemişgezek ifadesindeki "kadim yurt" önceki yurt anlamına gelir, dolayısıyla ailenin eski bir yerleşimine işaret edebilir. Konu kesin bir sonuca bağlanmış değildir. Mûsikî risâlesinin Amasyalı tarihçiye aidiyeti kesinleşmediği için burada onun eserleri arasında sayılmamaktadır.

Eğitim ve Yetişme

Eğitimine dair en ayrıntılı bilgi, Hüseyin Hüsameddin'e dayanılarak Kamiloğlu tarafından aktarılır. Buna göre Şükrullah Arap ve Fars edebiyatı derslerini Ali Yâr Çelebi bin Mevlânâ Zeynüddin Siyavuş Çelebi'den, usûl-i şer'iyye ve kelâm derslerini şeyhülislâm Gümüşlüzâde Mevlânâ Celâleddin Abdurrahman Çelebi'den almış, sonra Bursa'ya giderek Molla Şemseddin Mehmed Fenârî'nin derslerinden geçmiş ve ilim meclislerinde bulunmuştur. Bu bilgi tek kaynaktan gelir ve bağımsız bir kayıtla doğrulanmış değildir.

Aynı kaynağa göre eğitimini tamamlayınca Bursa'da Sultâniye Medresesi'nde göreve başladı, ardından Edirne'de dârülhadîs müderrisi oldu ve II. Murad'ın büyük teveccühü ile Edirne kadılığına getirildi. TDV ise yalnızca Bursa kadılığından söz eder; Kamiloğlu da elçilik görevlerinden sonra bir süre Bursa kadısı olduğunu ekler. Hem Arapça, hem Farsça, hem Türkçe eser verebilmesi, bu üç dilde iyi yetiştiğini gösterir. Kamiloğlu ayrıca eserlerinin çoğunda şiire yer verdiğini hatırlatarak onu iyi bir şair saymak gerektiğini söyler.

Fetret Yıllarında Osmanlı Hizmetine Girişi

1409'da, yirmi iki yaşındayken Osmanlı hizmetine girdi. Bu tarih, Yıldırım Bayezid'in Ankara'daki yenilgisinden (1402) sonra gelen Fetret Devri'nin ortasına düşer. Bayezid'in oğulları taht için birbiriyle savaşmakta, devlet yeniden kurulmaktaydı. TDV'ye göre Şükrullah bu siyasî çalkantılara tanık olduktan sonra II. Murad zamanında ilmiye mesleğine geçti. Bu tanıklığın izi kitabına yansımıştır: Ayla Demiroğlu'nun TDV'deki Behcetü't-tevârîh maddesinde belirttiği gibi, eserin en özgün bölümleri müellifin yaşadığı Çelebi Mehmed, II. Murad ve Fâtih dönemlerine aittir. Kamiloğlu da kitabı, Yıldırım Bayezid'den sonraki şehzadeler dönemi ile II. Murad ve Fâtih devirleri için birinci elden bir kaynak olarak değerlendirir.

Elçilikler

Hayatının en ayrıntılı bilinen bölümü iki elçiliğidir. Birincisi Karamanoğulları'na yapılmıştır. TDV'ye göre Osmanlılar 1437'de Beyşehir ve Akşehir'i aldıktan sonra Şükrullah 1444'te barış antlaşması yapmak üzere Karamanoğlu İbrâhim Bey'in yanına gitti. Kamiloğlu ise Hüsameddin ve Atsız'a dayanarak elçiliği hicrî 846'ya (1442-43) tarihler ve muhatabı Karamanoğlu Mehmed Bey olarak verir. Bu anlatıya göre Mehmed Bey, II. Murad'la yaptığı savaşta yenildikten sonra Mevlânâ Hamza'yı elçi göndermiş, II. Murad da karşılık olarak Şükrullah'ı yollamıştır. Kaynaklar arasındaki bu çelişki çözülmemiştir; elçilik 1440'lı yıllara aittir, tarih ile muhatabın adı iki biçimde aktarılır.

İkinci elçilik, 852'de (1448) Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah'a yapılmıştır. Cihan Şah o sıralarda ortak düşmanları Akkoyunluları yenmiş ve Bağdat'ı almıştı. TDV elçiliğin muhtemelen tebrik ve ittifak amacı taşıdığını belirtir. Şükrullah orada iyi karşılandı ve bu ziyaret kitabının Osmanlı soyuna ilişkin bölümünü doğrudan etkiledi.

Behcetü't-tevârîh'in ilk redaksiyonu gibi görünen Nuruosmaniye nüshasında Şükrullah, Ertuğrul Bey'in soyunun Gökalp b. Oğuz'a ulaştığını söyler ve bu bilginin kendisine Cihan Şah'ın meclisinde, Moğol yazısıyla yazılmış bir kitaptan aktarıldığını kaydeder. Kamiloğlu'nun aktardığına göre Cihan Şah bir sohbet sırasında "Sultan Murad kardeşimdir" demiş, Şükrullah bunun nasıl olduğunu sorunca Uygurca yazılı bir kitap getirtip Oğuzların tarihini okumuştur. Kitaptan çıkan sonuca göre Sultan Murad'ın nesebi Oğuz Han'ın oğlu Gök Alp'e, Kara Yusuf'un nesebi ise Deniz Alp'e ulaşıyordu. Osmanlı hanedanının Oğuz soyuna bağlanması böylece rakip bir hanedanın meclisinde duyulmuş bir kayda dayandırılır. Söz konusu kitap bugün bilinmemektedir; anlatı Şükrullah'ın kendi beyanından ibarettir.

Kamiloğlu ayrıca Bursalı Mehmed Tahir'e dayanarak Şükrullah'ın hac dönüşünde Mısır'a uğrayıp oradaki âlimlerle görüştüğünü, Hüsameddin'e dayanarak da Fâtih döneminde Mısır'a elçi gönderildiğini yazar ve bu görevin siyasî değil ilmî nitelikte olduğunu düşünür. Bu bilgi ikincil kaynaklara dayanır, başka bir kayıtla desteklenmiş değildir.

Fâtih Döneminde

II. Murad'ın ölümünden (1451) sonra Şükrullah, Fâtih Sultan Mehmed döneminde de saraya yakın kaldı. TDV'ye göre II. Mehmed'in saltanatının başlarında Bursa'daydı. Fâtih'in yanındaki yerini gösteren en güçlü kayıt, şehzadeler Bayezid ile Mustafa'nın 861 (1457) yazında Edirne'de yapılan sünnet düğünüdür. TDV, Şükrullah'ın bu törende İstanbul Kadısı Hızır Çelebi ile birlikte Fâtih'in karşısında oturmasını sultan nezdindeki itibarının göstergesi sayar. Kamiloğlu, Atsız ve Hoca Sadeddin'e dayanarak Fâtih'in sağında Mevlânâ Fahreddin'in, solunda Mevlânâ Tûsî'nin oturduğunu ekler. Aynı yazar Şükrullah'ın o sırada kitabının önemli bir bölümünü yazmış ve Edirne'ye getirmiş olduğunu, Hızır Bey Çelebi ile Tûsî'nin eserin başındaki takrizleri büyük ihtimalle bu sırada kaleme aldığını söyler. Bu son nokta bir çıkarımdır, belgeye dayanmaz.

Behcetü't-tevârîh

Şükrullah'ı tarihe taşıyan eser, Farsça yazdığı Behcetü't-tevârîh'tir. 861 Muharreminde (Aralık 1456) yazmaya başladı. Bursa'daki son yıllarında, 1456-1459 arasında sadrazam Mahmud Paşa'ya ithafen kaleme aldığı kitabın karşılığında, TDV'ye göre, sadrazam tarafından 1000 akçe ile ödüllendirildi. Eser Osmanlı hanedanına dair en erken kaynaklardan biridir ve Osmanlılardan söz eden ilk Farsça düzyazı eser olarak kabul edilir. Kamiloğlu'na göre kitap tek cilttir ve yazma nüshalarından yedisi Türkiye'de olmak üzere dünyada on üç yazması bilinmektedir. TDV İstanbul'da Nuruosmaniye, Beyazıt Devlet, Topkapı Sarayı Revan Köşkü, İstanbul Üniversitesi ve Süleymaniye kütüphanelerinde nüshalar sayar; Viyana, Londra, Paris, Petersburg ve Münih kütüphanelerinde de yazmaları vardır.

Eser on üç bölümden (bab) oluşur. İlk sekiz bölüm bir İslâm tarihi niteliğindedir. İlk bölümde kâinatın ve Hz. Âdem'in yaratılışı anlatılır; bu bölüm Zerdüştîlerin, Musevîlerin, Bizans ve Roma kiliselerine bağlı Hıristiyanların ve Müslümanların tarihî rivayetlerine, ayrıca coğrafya bilgilerine, anâsır-ı erbaa ve melekût âlemi gibi konulara yer verir. Sonraki bölümlerde Çin, Türk, Rum, Hint ve Habeş gibi kavimler, İsrâiloğulları'nın peygamberleri, Hz. Peygamber'in nesebi ve hayatı, aşere-i mübeşşere, sahâbîler, mezhep imamları, tanınmış âlimler ve şeyhler işlenir. Onuncu bölüm Yunan filozoflarına, on birincisi Keyûmers'ten başlayarak İran şahlarına, gayrimüslim ve Müslüman hükümdarlara ve Emevîlere, on ikincisi Abbâsî ve Fâtımîlerden başlayıp Tâhirî, Büveyhî, Sâmânî, Gazneli ve Selçuklu hanedanlarına ayrılmıştır ve Moğol istilâsıyla sona erer. Şükrullah Cengizoğulları'nı gaddar bir güç olarak niteler. On beş yapraklık son bölüm Osmanlı tarihidir ve Fâtih ile Mahmud Paşa'yı överek biter; müellif Fâtih döneminin tarihini ayrı bir ciltte yazmayı düşündüğünü de belirtir.

Kaynaklarını kısmen kendisi gösterir. Mukaddimede Beyzâvî, Taberî, İbnü'l-Cevzî ve İbn Hallikân'ın eserleri ile Mevlânâ Hasan b. Ali b. Hammâd'ın Kūtü'l-ervâh'ı anılır. Osmanlı kısmında Ahmedî'nin İskendernâme'si ile yazarı ve mahiyeti bilinmeyen Sahîhu't-tevârîh kullanılmıştır. Colin Imber, eserin Osmanlı kısmının Ahmedî'nin Dâstân-ı Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osmân bölümüne benzediğine dikkat çeker. Kamiloğlu, Şükrullah'ın yararlandığı kaynaklar arasında günümüze ulaşmamış coğrafya eserlerinin de bulunduğunu, bu yüzden kitabın coğrafya bakımından da değer taşıdığını yazar.

Düşünce çerçevesi bakımından kitap bilinçli bir tercih yapar. TDV'ye göre Şükrullah kâinatın yaratılışını İbnü'l-Arabî'nin düşünce sisteminden alınan nûr-ı Muhammedî kavramından hareketle anlatır, Oğuz Türklerinin ve başta Osmanoğulları olmak üzere Osmanlıların tarih boyunca dünya hükümdarlık hiyerarşisindeki önceliğini ve üstünlüğünü öne çıkarır. Yazıcızâde'nin eserine göre daha ayrıntılı bir Oğuz şeceresi verir ve Osmanoğulları'nın gazâ ve cihad ideolojisini benimsediğini vurgular. Nuruosmaniye nüshasının on iki bab olması, Mahmud Paşa'nın adının yalnız bu nüshada "sebeb-i te'lîf" kısmında II. Mehmed'den sonra geçmesi ve Paşa'nın vezîriâzamlıktan azli gibi siyasî nedenler, Ayla Demiroğlu'na göre bu nüshanın diğerlerinden farklı olmasına yol açmış olabilir.

Mesut Can ve Talha Fortacı'nın 2017 tarihli çalışması, eserin ilk bölümündeki Zerdüştlük, Musevilik ve Hıristiyanlık hakkındaki bilgileri bugünkü verilerle karşılaştırır. Kitabın bir XV. yüzyıl Osmanlı âliminin görebildiği sınırlar içinde okunması gerektiği bu karşılaştırmadan anlaşılır.

TDV'ye göre Behcetü't-tevârîh önemli bir kaynak olduğu halde Câmiʿu't-tevârîh müellifi Zaîm Mîr Mehmed dışındaki tarihçilerin dikkatini pek çekmemiştir; Zaîm'in eserinin Osmanlı bölümü, Babinger'e göre Şükrullah'ın eserinin bir tercümesi sayılabilir. Vikipedi maddesi ise Karamanî Mehmed Paşa, Sarıca Kemal ve Ruhî Çelebi'nin de eseri kaynak olarak kullandığını yazar; bu bilgi ansiklopedik özet düzeyindedir ve ayrıca denetlenmesi gerekir. Kitabın Türkçe serüveni Kanûnî döneminde başlar. Mustafa Fârisî, sadrazam Maktul İbrâhim Paşa'ya ithafen 937'de (1530-31) eseri Mahbûbü kulûbi'l-ârifîn adıyla Türkçeye çevirmiştir. Kamiloğlu'na göre çeviriye, yeniçeri ağası Mehmed Ağa'nın isteği üzerine 13 Eylül 1530'da başlanmış ve oldukça ağdalı bir dille yapılmıştır. Fârisî başlangıç kısımlarını biraz değiştirmiş, kimi yerleri kısaltmıştır; bazı nüshalarda Osmanlı tarihi kısmı eksiktir.

Modern neşirler yirminci yüzyılda gelir. Osmanlı bölümü, Farsça metin ve Almanca çeviriyle birlikte Theodor Seif tarafından 1925'te Mitteilungen zur osmanischen Geschichte'nin ikinci cildinde (s. 63-128) yayımlanmıştır; bu neşirde Münih ve Viyana nüshaları kullanılmıştır. Nihal Atsız eserin başındaki eski Türklere ve Osmanlılara ait bölümleri 1939'da Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi adıyla, 1949'da ise yalnız Osmanlı bölümünü Osmanlı Tarihleri içinde Türkçeye çevirerek yayımlamıştır. Demiroğlu'na göre ilk neşir, İstanbul kütüphanelerindeki yazmalarla Seif neşrinin karşılaştırılmasına dayandığı için daha mükemmeldir; 1949 tarihli ikinci neşirde Türk boyları hakkındaki geniş açıklamalar yer almaz. Eserin tamamı Hasan Almaz tarafından Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde doktora tezi olarak hazırlanmış (2004) ve Türkçeye çevrilmiştir.

Diğer Eserleri

  • Câmiʿu'd-daʿavât: 1464'te Bursa'da yazılan dua kitabıdır. Müellife göre 140 eserden derlenmiş, yirmi iki bölümde 472 duayı kapsar. Kitap, çeşitli hallerde, zamanlarda ve yerlerde okunacak dualarla bunların faziletini anlatır. Süleymaniye Kütüphanesi'nde Kitâbü'd-Daʿavât ve Edʿiye-i Meʾsûre adlarıyla da kayıtlıdır. Şükrullah'ın belgeli son eseridir.
  • Menhecü'r-reşâd: On dokuz babdan oluşan, 144 kaynaktan derlenmiş dinî ve ahlâkî bir eserdir. Kaynak olarak gösterilen elli sekiz kitap arasında Kudûrî'nin el-Muhtasar'ı, Merginânî'nin el-Hidâye'si ve Fetâvâ-yı Tatarhan gibi fıkıh ve fetva kitaplarının yanı sıra Sühreverdî'nin Avârifü'l-maʿârif'i gibi tasavvufî eserler de vardır. Eser tevhid ve muvahhidle başlar; ehl-i tahkik, namaz, oruç, hac, umre, evliya ve dünyanın yaratılışı gibi konulara geçer. Şirinova'ya göre her bölüm bir hadisle başlar ve hikâyelerle biter. Son bölümde İstanbul'un fethinden sonra mehdî ile deccâlin ortaya çıkışına dair haberler nakledilir. Kamiloğlu eserin yazılış tarihini 1460 olarak verir.
  • Enîsü'l-ʿârifîn: Günümüze ulaşmayan eserdir. Kâtib Çelebi onu Fâtih döneminde âlimlere dair bir biyografi kitabı olarak anar; Atsız bunun âlimler hakkında değil mûsikîye dair bir kitap olabileceğini ileri sürer. Şirinova eserin ilim sahiplerinin övülmesi, hikmet, dostluk ve sadakat konularını içerdiğini yazar; TDV, Manisa İl Halk Kütüphanesi'nde bu adla kayıtlı hikmet ve ahlâka dair bir kitabın muhtemelen Şükrullah'ın eseri olduğunu belirtir.
  • Kasîde-i Emâlî şerhi: Üşî'nin el-Emâlî adlı akaid kasidesine yazılmış bir şerhtir. Şükrullah bu eseri Menhecü'r-reşâd'ın girişinde anar.

TDV'ye göre Şükrullah eserlerini Farsça yazmıştır. Kamiloğlu, Edvâr-ı Mûsikî dışındaki eserlerin Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunduğunu, Farsça oldukları için derin bir inceleme yapamadığını ve bu çalışmanın ileride yapılması gerektiğini söyler.

Ölümü ve Ailesi

Ölüm tarihi kesin değildir. TDV, Şükrullah'ın Câmiʿu'd-daʿavât'ı yazdığı 868 (1464) yılından sonra fazla yaşamamış olması gerektiğini söyler ve madde başlığında ölüm tarihini "868/1464'ten sonra" olarak gösterir. Ancak kaynaklar bu konuda ayrışır. Kamiloğlu'na göre Hoca Sadeddin ile Bursalı Mehmed Tahir 894'te (1489) öldüğünü yazar ve İstanbul'da Şeyh Vefâ kabristanına gömüldüğünü belirtir. Vikipedi maddesi ve Can-Fortacı makalesi 1488 tarihini verir. Hüseyin Hüsameddin ise 864 (1459-60) tarihini kaydeder; TDV'nin Behcetü't-tevârîh maddesinin tanıtım satırı da aynı yılı anar. Eldeki belgelerle bu tarihler arasında hüküm vermek mümkün değildir. 1388 doğumlu birinin 1488-89'da ölmesi yüz yaşına varan bir ömür demektir; bu durum TDV'nin 1464 sonrası görüşünü daha makul gösterse de kesin bir delil sayılmaz.

Oğlu Ahmed Çelebi biliniyor. 1483'te taht kavgası sırasında Bursa'yı ele geçiren Cem Sultan, onu II. Mehmed'in kızı Selçuk Sultan ile birlikte antlaşma yapmak üzere II. Bayezid'e gönderdi; TDV bu bilgiyi Behcetü't-tevârîh'in Atsız çevirisinin girişine dayandırır. Kamiloğlu elçi heyetindeki Ahmed Çelebi'yi Şükrullah'ın oğlu olarak tanıtır ve Cem Sultan'ın Bursa'yı 886'da (1482) aldığını yazar. Hüsameddin'e göre Şükrullah'ın iki oğlu vardı: Muhyiddin Mehmed ve Şemseddin Ahmed.

Mirası

Şükrullah, Osmanlı tarih yazımının ilk basamaklarından birinde durur. Behcetü't-tevârîh'in değeri, Fetret Devri'nden Fâtih'in ilk yıllarına uzanan dönemin yakın bir tanığı tarafından yazılmış olmasından gelir. Kamiloğlu eserlerinin yazıldığı dönemin tarihini, kültürünü, ilmini ve mûsikîsini günümüze aktardığını yazar. Kitap Zaîm Mîr Mehmed gibi bazı tarihçilerce kullanılmış, Kanûnî döneminde Türkçeye çevrilmiş, yirminci yüzyılda ise Almanca ve Türkçe neşirlerle yeniden okunur hâle gelmiştir. Soy anlatısı bakımından da önemlidir: Osmanlı hanedanının Oğuz soyuna bağlanmasının erken ve ayrıntılı bir örneğini sunar.

Amasya için Şükrullah, adını nisbe olarak taşıyan ve şehrin Osmanlı ilim ve devlet hayatına verdiği isimlerden biri olarak anılır; Hüsameddin onu şehir tarihine almıştır. Bugün Amasya'da onun adını taşıyan bir yapı ya da anıt bilinmemektedir. Doğduğu mahalle, evi ve ailesinin şehirdeki yeri hakkında da elde belge yoktur.

Kronoloji

1388 (790): Şükrullah'ın kendi ifadesine göre doğum yılı; Hüsameddin'e göre doğum yeri Amasya. Babinger 1386 verir.

1409 (812): Osmanlıların hizmetine girer (kendi ifadesi).

1437: Osmanlılar Beyşehir ve Akşehir'i alır (TDV).

1444: TDV'ye göre Karamanoğlu İbrâhim Bey'in yanına barış antlaşması için gider. Kamiloğlu bu elçiliği 846'ya (1442-43) tarihler.

1448 (852): II. Murad'ın elçisi olarak Karakoyunlu Cihan Şah'ın yanına gider.

1451: II. Murad ölür; II. Mehmed tahta çıkar.

Aralık 1456 (861 Muharrem): Behcetü't-tevârîh'i yazmaya başlar.

1457 (861): Şehzade Bayezid ve Mustafa'nın Edirne'deki sünnet düğününde Fâtih'in karşısında oturur.

1456-1459: Behcetü't-tevârîh yazılır ve Mahmud Paşa'ya ithaf edilir; karşılığında 1000 akçe alır (TDV).

1460: Kamiloğlu'na göre Menhecü'r-reşâd'ı yazar.

1464 (868): Câmiʿu'd-daʿavât'ı yazar; belgeli son tarih.

1483: Oğlu Ahmed Çelebi, Cem Sultan tarafından II. Bayezid'e antlaşma elçisi olarak gönderilir.

1530-31 (937): Behcetü't-tevârîh Mustafa Fârisî tarafından Türkçeye çevrilir.

1925, 1939, 1949: Seif'in Almanca neşri ve Atsız'ın Türkçe neşirleri.

2004: Hasan Almaz'ın eserin tamamını içeren doktora tezi.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdizâde Hüseyin Hüsâmeddin, Amasya Tarihi, c. II (Kamiloğlu'nun makalesi aracılığıyla).

Akademik çalışmalar

  • Sara Nur Yıldız, "Şükrullah", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, TDV İslâm Araştırmaları Merkezi, 2010, s. 257-258 (islamansiklopedisi.org.tr/sukrullah). islamansiklopedisi.org.tr
  • Ayla Demiroğlu, "Behcetü't-tevârîh", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, 1992, s. 349-350 (islamansiklopedisi.org.tr/behcetut-tevarih). islamansiklopedisi.org.tr
  • Zümrüt Şirinova, "Ahmedoğlu Şükrullah: Tarihçi mi, Musiki Nazariyatçısı mı?", İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, s. 257-267.
  • Mesut Can ve Talha Fortacı, "Tarihçi Olarak Şükrullah Amasyavî ve Behcetü't-Tevârîh Adlı Eserinde Diğer Dinlere Dair Verdiği Malumatın Bir Eleştirisi", The Journal of Turk-Islam World Social Studies, 2017, s. 315-320.

Diğer kaynaklar

  • Ramazan Kamiloğlu, "Amasyalı (Ahmedoğlu) Şükrullah'ın Hayatı ve Eserleri", Hikmet Yurdu, yıl 1, sayı 2, 2008, s. 103-110.
  • Şükrullah, Behcetü't-tevârîh (trc. Nihal Atsız, Osmanlı Tarihleri I içinde), İstanbul 1949, s. 36-76.
  • Vikipedi, "Şükrullah" maddesi (tr.wikipedia.org). tr.wikipedia.org

Çevrimiçi kaynaklar