Sun'î Mehmed Efendi gençliğinde Kur'ân'ı ezberlemiş ve sesinin güzelliğiyle ün kazanmış bir hâfızdı. XVIII. yüzyılın ilk yarısında şiiri ve musiki bilgisi ona Amasya âyanının meclislerinde yer açtı. Kur'ân okuyuşlarını öğreten bir aileden gelir: dedesi Sun'ullah Efendi, Amasya'da Şeyh Mehmed Ağa Dârülkurrâsı'nın ilk şeyhiydi; babası Hâfız Hasan Efendi'nin de aynı kurumun şeyhliğini yaptığı anlaşılıyor. Rahtuvan Paşazâde İbrâhim Bey'in ve Ömer Paşazâde Osmân Bey'in meclislerine devam ederek itibar kazanmış, ömrünün sonunda Mehmed Paşa Mahallesi'ndeki Hayreddîn Efendi Mescidi'nin imamıyken 1147 (1734-35) yılında ölmüştür. Mahlası, ailenin taşıdığı Sun'ullah adını hatırlatır. Bilinen bir şiiri yoktur.

Hüsameddin'in Anlattıkları

Sun'î Mehmed Efendi-Sun'ullahzâde. Amasya'da Şeyh Mehmed Ağa Dârülkurrâsı Şeyhi Sun'ullah Efendizâde Hâfız Hasan Efendi'nin mahdûmudur. Gençliğinde hıfz-ı Kur'ân ve tahsîl-i irfân ederek sesinin güzelliği ile iştihâr etdi. Şiir ve inşâya heveskâr, mûsikîye âşinâ olduğundan Rahtuvân Paşazâde İbrâhim ve Ömer Paşazâde Osmân Beylerin meclislerine mülâzım olarak ikbâle erdi. Ba'dehû Mehmed Paşa Mahallesi'nde Hayreddîn Efendi Mescidi imâmı olduğu halde 1147'de vefât etdi. Vücûh-i Kur'ân'a âşinâ, şâir, edîb idi.

Sade bir dille: Amasya'daki Şeyh Mehmed Ağa Dârülkurrâsı'nın şeyhi, Sun'ullah Efendi'nin oğlu Hâfız Hasan Efendi'nin oğludur. Gençliğinde Kur'ân'ı ezberledi, ilim ve irfan tahsil etti; sesinin güzelliğiyle ün kazandı. Şiire ve düzyazıya hevesli, musikiden anlayan biri olduğu için Rahtuvan Paşazâde İbrâhim ile Ömer Paşazâde Osmân beylerin meclislerine devam ederek itibar gördü. Sonra Mehmed Paşa Mahallesi'ndeki Hayreddîn Efendi Mescidi'nin imamıyken 1147'de öldü. Kur'ân'ın farklı okunuş yollarını bilen, şair ve edip biriydi.

Kurrâ Ailesi

Ailenin hikâyesi dedeyle başlar. Hüsameddin'e göre Amasyalı Hasan oğlu Sun'ullah Efendi, Kur'ân'ı ezberledikten sonra İstanbul'a gitmiş, padişah imamı Amasyalı Evliyâ Mehmed Efendi'den kıraat ve vücûh ilmini öğrenmiş, dönüşünde hâfızlara kıraat, öğrencilere Arap edebiyatı okutarak tanınmıştı. Âyandan Hacı Efendizâde Şeyh Mehmed Ağa, onun için Mehmed Paşa Camii'nin güneyinde, Mustafa Bey Hamamı'nın arkasındaki sokakta bir dârülkurrâ yaptırmış ve şeyhliğini ona verdirmişti. Hüsameddin'in dârülkurrâlar listesinde bu yapının tarihi 1073 (1662-63) olarak geçer. Sun'ullah Efendi 1081'de (1670-71) öldü; aynı liste kurumun şeyhleri arasında "meşhûr şeyhü'l-kurrâ Hasan Efendi"yi sayar. Bu Hasan Efendi, Sun'î'nin babası olmalıdır.

Hüsameddin'in kayıtları şeyhlerin sırası konusunda tam örtüşmez: bir maddede Hâbilzâde Ehlullah Efendi'nin 1087'de, "üstâdı Şeyh Sun'ullâh Efendi"nin ölümü üzerine bu dârülkurrânın şeyhi olduğu söylenir, oysa Sun'ullah Efendi'nin kendi maddesi ölümünü 1081'e koyar. Hasan Efendi'nin şeyhliğinin ne zaman olduğu de hiçbir yerde tarihlenmez. Sun'î'nin "vücûh-ı Kur'ân'a âşinâ" diye anılması, yani Kur'ân'ın farklı kıraat yollarını bilmesi, bu aile ortamında yetiştiğinin doğal sonucudur.

Ailenin bir başka şairi de vardı. Hüsameddin, Şeyh Mehmed Ağa Dârülkurrâsı şeyhi Hâfız Sun'ullah Efendi'nin oğlu olarak Sâni'î Mehmed Efendi'yi anlatır: müderrislik yapmış, Sultan Bayezid Camii muvakkiti olarak tanınmış, astronomiyle uğraşmış ve 1107'de (1695-96) ölmüş bir âlim ve şairdir. Bu dârülkurrâ şeyhi Sun'î'nin dedesiyse, Sâni'î onun amcası olmalıdır; ancak Hüsameddin bu akrabalığı hiçbir yerde açıkça söylemez. Ad ve mahlas bu kadar yakın olunca iki Mehmed kolayca birbirine karışır. Aralarında bir kuşak vardır: Sâni'î vakit hesaplayan bir muvakkit, Sun'î ise âyan konaklarında sesiyle dinlenen bir hâfızdı.

Âyan Konaklarında

Sun'î'yi bir dârülkurrâ çevresinden çıkarıp şehrin edebî hayatına taşıyan, sesi ve musiki bilgisidir. Devam ettiği iki meclis, XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Amasya'nın en önde gelen iki âyan ailesine aitti. İlmî İbrâhim Bey, Rahtuvan Hacı Mehmed Paşa'nın oğluydu; Hüsameddin onun haftada bir gün şehrin âlimlerini ve şairlerini evinde toplayıp sohbet ettiğini, sözüyle öne çıkanlara armağanlar verdiğini yazar. Osmân Bey ise eski Anadolu valisi vezir Ömer Paşa'nın oğluydu; Alaca Hamam'ın bitişiğindeki konağı "pek muhteşem", dairesi "vezîrâne" idi. 1131 Muharreminde (Kasım 1718) İbrâhim Bey baş âyan seçilmiş, Osmân Bey mütesellimlikte kalmıştı. Ardından gelen teftişler sırasında, 1134 (1722) yılında Osmân Bey âyana gücenip dairesini dağıttı ve Mısır'a gitti.

Bu tarihler Sun'î'nin meclis yıllarını kabaca belirler: Osmân Bey'in konağındaki toplantılara katılabilmesi için 1134'ten önce orada bulunmuş olması gerekir. Hüsameddin'in "ikbâle erdi" sözü, bu meclislerin ona yalnız şöhret değil, maddî bir destek de sağladığını düşündürür; ne tür bir himaye olduğu belirtilmez.

Hayreddîn Efendi Mescidi

Sun'î'nin son görev yeri, Mehmetpaşa Mahallesi'ndeki bir mescittir. Hüsameddin bu mescidin 987 (1579-80) yılında kadılardan Hayreddîn Efendi tarafından yaptırıldığını kaydeder. Aynı mahallede, Mustafa Bey Hamamı'nın arkasında dedesinin ve babasının şeyhlik ettiği dârülkurrâ bulunuyordu; Sun'î, ömrünü ailesinin kurumuyla aynı mahallede tamamlamıştır.

Aynı Mahlası Taşıyan Öteki Amasyalılar

Sun'î mahlası Amasya'da yalnız bu hâfıza ait değildir. Hüsameddin, iki yüzyıl önce yaşamış, Debbağlar şeyhi Pîr Sun'ullâh-ı Halvetî'nin torunu Pîr Mehmed Çelebi'nin de şiirlerinde "Sun'î" mahlasını kullandığını yazar; müderris ve kadı olan bu şair 915 (1509-10) yılından sonra ölmüştür. Aynı adı taşıyan bir başkası, Amasya müftüsü Hâbilzâde Mehmed Efendi'nin oğlu Sun'ullah Sun'î Efendi'dir; Mısır valisi Ömer Paşa'nın divan kâtipliğinden Celvetî şeyhliğine geçmiş, 1095'te (1683-84) Bursa'da ölmüş bir hattattır. İki ad da Sun'ullah adının kısaltılmış bir biçimi olarak ailelerde dolaşmış görünür. Dârülkurrâ ailesinin hâfızı ise bu iki adaşından da sonra, 1147'de ölmüştür.

Şiiri

Sun'î'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. "Şâir, edîb" nitelemesi maddede bir örnekle desteklenmez. Musikiye yatkınlığı, şiirlerinin bir kısmının meclislerde bestelenip okunmuş olabileceğini akla getirir; bu yalnızca bir ihtimaldir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar