Amasya'da mahalle adlarının çoğu, bir camiden, bir tekkeden ya da o çevrede yaşamış bir devlet adamından gelir. Mehmetpaşa Mahallesi de bu türdendir. Eski kayıtlarda Mehmed Paşa Mahallesi diye geçen mahalle, Yeşilırmak'ın kıyısında, şehrin eski çekirdeğine yakın bir yerde durur ve adını on beşinci yüzyılın sonunda burada bir külliye yaptıran vezirden alır. Ancak bu ad mahallenin ilk adı sayılmaz. Ondan önce buraya Selçuklu döneminin bir av emirinin mescidi ve onun adı verilmişti; külliye yapılınca bu ad yavaş yavaş silindi. Külliyenin medresesi ile imareti yok olmuş, cami ve türbe ile komşu hamam ayakta kalmıştır. Mahallenin tarihi bu yüzden birkaç katman hâlinde okunur: Tuğrak Bey'in mescidi ve türbesi, Mehmed Paşa'nın külliyesi, Halvetî şeyhlerinin tekkesi, medreseler ve vakıf mütevellilerinin yüzyıllar süren ailesi.
Adın Kökeni
Mahallenin adı, içindeki en önemli yapıdan, yani Mehmed Paşa Camii ve Külliyesi'nden gelir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre külliyeyi yaptıran, Sultan II. Bayezid'in veziri ve Şehzade Ahmed'in lalası olan Hızır Paşazâde Mehmed Paşa'dır. Lala, şehzadenin yanına verilen, onun eğitiminden, sancak idaresinden ve çevresindeki devlet adamlarıyla ilişkilerinden sorumlu tecrübeli devlet adamıydı; Amasya gibi şehzade sancaklarında bu görev fiilen sancağın yönetimini de kapsardı.
Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi'nin birinci cildinde mahalleyi ayrı bir madde olarak ele alır ve adın değişimini açıkça yazar. Ona göre mahalle önceleri Dugrâkiye (Tuğrakiye) Mahallesi diye bilinirdi; hicrî 890 (1485) tarihinden itibaren Mehmed Paşa Mahallesi denmeye başlandı ve eski ad yalnızca medreseye kaldı. Bu tarih, Hüsameddin'in aynı eserde Mehmed Paşa'nın Habib Karamânî için tekke yaptırdığı yıl olarak verdiği tarihle örtüşür. Selçuklu adının kökeni ise caminin hemen yanındaki eski mescide uzanır; bu mescidin hikâyesi aşağıda ayrıca anlatılmıştır.
Yapının tarihinde kaynaklar birbirinden ayrılır. Caminin cümle kapısı üzerindeki iki satırlık Arapça kitâbe, TDV maddesine göre 891 yılının Muharrem ayında (Ocak 1486) tamamlandığını bildirir. Amasya Valiliği'nin cami listesi 1485'i verir. Hüsameddin ise kitâbenin tercümesini ayrıca aktarır ve inşa tarihini 900 yılının Muharrem ayı (Ekim 1494) olarak yazar; medrese ve tekke için de aynı 900 yılını anar. Aradaki fark, kitâbenin okunuşundan ya da külliyenin kısımlarının farklı yıllarda bitmesinden doğmuş olabilir; elimizde bunu kesinleştirecek bir belge yoktur. Aşağıda kitâbedeki 891 tarihi esas alınmış, Hüsameddin'in tarihi ayrıca belirtilmiştir. Mehmed Paşa'nın ölüm tarihi de aynı biçimde tartışmalıdır: TDV 900 (1495) yılını verir, başka bir akademik çalışmada 904 (1498) geçer, Osman Fevzi Olcay ise medreseyi 902 (1496) tarihli sayar.
Konumu ve Çevresi
TDV İslâm Ansiklopedisi külliyeyi "Amasya'da Yeşilırmak yakınında, Mehmed Paşa mahallesinde" konumlandırır. Hüsameddin mahallenin sınırlarını da verir: Tımarhane'nin doğu tarafında kalan mahalle, doğuda Pirinççi ve Yâkûtiye, güneyde Ya'kûb Paşa mahalleleriyle, kuzeyde Yeşilırmak'la çevrilidir. Komşu mahallelerden Yâkûtiye adını Osmanlı beylerinden Sinaneddin Yâkût Paşa'dan alır; Pirinççi ise 912 (1506-07) tarihinden itibaren, burada mescit ve mektep yaptıran Pirinççi Sinan Bey'e nisbetle anılır. Mahallenin güneyindeki Ya'kûb Paşa Mahallesi'nde, Halvetî şeyhlerinin Aşağı Pîrler diye bilinen çevresi başlar.
Günümüzde cami Pirinççi Caddesi üzerindedir, caddenin bir bölümü Mehmet Paşa Caddesi adıyla anılır ve şehir merkezinde Mustafa Bey Hamamı'nın yanında yer alır. Olcay, 1900'lerin başındaki sınırları bugünkünden biraz farklı anlatır. Yeşilırmak kıyısındaki Tuğrakiye Medresesi'ni Pirinççi Mahallesi'nde, Sudur Efendi'nin un fabrikasının yanında gösterir; yani aynı sokak dizisi kimi zaman bir mahalleye, kimi zaman ötekine bağlanmıştır. Bu anlatım, mahalle sınırlarının zaman içinde kaydığını düşündürür.
Tuğrak Bey'in Mescidi ve İnekler Türbesi
Mehmed Paşa'dan iki buçuk yüzyıl önce bu kıyıda bir Selçuklu yapısı vardı. Kitâbesine göre Sultan I. Alâeddin Keykubad zamanında, hicrî 631 (1233-34) yılında Av Emiri Hacı Tuğrak'ın emriyle bir mescit yapılmıştır. Hüsameddin'e göre Tuğrak Bey, Kimârlu oymağı reisi Sadreddin Suli Bey'in oğlu ve emir Mübârizeddin Behrâm'ın küçük kardeşiydi; hicrî 627 (1229-30) yılında Amasya valisi olmuştur ve ölümü 632 (1234-35) dolayındadır. Aynı kaynak onu Baba İlyas Horasânî'nin müridi olarak anar. Av emirliği, Selçuklu devlet teşkilatında sultanın av organizasyonlarını yöneten, aynı zamanda savaş hazırlığı niteliği taşıyan av törenlerinden sorumlu bir görevdi; Amasya'nın zengin ormanları ve su kenarı bu işe elverişli görülmüştür.
Kitâbe mescitten söz ettiği hâlde yapı sonradan medrese olarak anılmıştır. Hüsameddin bunu şöyle açıklar: Osmanlı döneminde, Mehmed Paşa Külliyesi'nin hemen yanında yapılması nedeniyle mescit işlevini kaybetmiş ve medreseye çevrilmiştir. Halk dilinde Tuğrakiye adı kolaylık olsun diye Dugrâkiye, Durâkiye ve Doğrakiye biçimlerine dönüşmüştür. İsmail Hakkı Uzunçarşılı 1927'de yayımladığı kitâbeler derlemesinde yapıyı yıkılmaya yüz tutmuş bir hâlde, Yeşilırmak kıyısında, kapısı üzerindeki kitâbeyle birlikte görmüştür. Olcay iki katlı, ahşap ve geniş bahçeli bir medrese anlatır; kapıdaki kitâbeye bakılırsa binanın önce kârgir olduğunu, yangın ya da depremden sonra ahşap olarak yenilendiğini yazar. Bugün Amasya'da bu adı taşıyan bir medrese bulunmamaktadır.
Medresenin yanında, Mehmed Paşa İmareti'nin önünde yol üzerinde bir türbe vardı. Hüsameddin onu, balıksırtı biçiminde taş bir kubbeyle örtülü, temeli ve yan duvarları sağlam, garba doğru uzun bir yapı olarak tarif eder. İçinde Tuğrak Bey, oğlu Şemseddin İnanç ve torunu İzzeddin Balaban ile ailesinin diğer fertleri yatar. Yapı eskiden İnanç Türbesi diye bilinirken zamanla halk İnanç'ı ve çocuklarını unutmuş, adı İnekler Türbesi'ne dönmüştür. Anlatıya göre bir hanımın inekleri Nuh Tufanı sırasında yağmur yağmayan bir günde ayakları ıslak geri dönmüş, hanım da tufanın başladığını bu işaretten anlayıp kurtulduğu için Selâmet Hatun adını almıştır. Hüsameddin bu hikâyeyi kesin bir dille reddeder: İnanç yedinci, Selâmet Hatun ise dokuzuncu hicrî yüzyılın kişisidir. Selâmet Hatun 857 (1453) yılında Pirinççi'de Yâ Vedûd Tekkesi'ni yaptıran gerçek bir hayırseverdir; ikisini aynı çağa yerleştirmek mümkün değildir.
Mehmed Paşa Külliyesi
Özgün külliye cami, medrese, imaret, türbe, tabhâne, zâviye, çeşme ve hazîreden oluşuyordu. Günümüze yalnızca cami, buna bağlı ve tabhâne olması muhtemel kanat mekânları ile türbe ulaşmıştır. Hüsameddin'in aktardığına göre yapı topluluğu geniş bir daireyle çevriliydi: caminin batısında minare, önünde imarethane ve medrese, doğusunda paşanın türbesi, güneyinde Halvetî zâviyesi yer alırdı. Bu tür yapılar Osmanlı mimarlık tarihinde "zâviyeli (tabhâneli) camiler" grubunda değerlendirilir. Tabhâne, yolcuların, dervişlerin ve medrese öğrencilerinin kaldığı, sıcak yemek verilen kanat odalarına denir.
Külliyenin kuruluşunda aile bağları da rol oynamıştır. Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nin dokuzuncu cildinde, Mehmed Paşa'nın eşi olarak Amasyalı sadrazam İbrahim Beyzâde İshak Paşa'nın kızı Şehzâde Hatun anılır. Kocası Şehzade Ahmed'in lalası olunca birlikte Amasya'ya gelen Şehzâde Hatun, caminin yakınında bir mektep yaptırmış, babasından ve kocasından kalan mülkü vakfederek mektebin ve kendi türbesinin giderlerine ayırmıştır. Mehmed Paşa'nın babası Hızır Paşa, II. Murad'ın lalası Yörgüç Paşa'nın kardeşidir. Yörgüç Paşa'nın oğlu Mustafa Bey de mahallede 840 (1436-37) yılında bir hamam yaptırmıştır; yani aynı aile yarım yüzyıl arayla Yeşilırmak kıyısındaki bu şeridi iki kez imar etmiştir.
Cami
Cami tamamen kesme taştan yapılmıştır. Harim bölümü 8,70 × 8,60 metre ölçüsündedir; köşeleri tromplu kubbe onikigen bir kasnağın üzerine oturur ve kubbenin içi çok renkli kalem işleriyle süslüdür. Harimde on pencere bulunur. Mermer mihrap beş kenarlı ve üzeri beş sıra kavsaralı, oldukça sade bir nişten ibarettir. Taçkapı ileriye doğru taşkınlık gösteren, ince silmeler ve zarif kum saatleriyle zenginleştirilmiş bir profile sahiptir; iki yan duvarında altı kenarlı mihrâbiye nişleri açılmıştır. Basık kemerli kapı ile inşa kitâbesi, yuvarlak kemerli derin bir nişin içine alınmıştır. Yapı ters T planlı olarak tanımlanır ve asıl ibadet mekânı kare biçimli, yüksek tavanlı ve sekizgen kasnaklı bir kubbeyle örtülüdür.
Harime doğu ve batıdan birer kapıyla bağlanan ikişer mekân kare planlıdır ve minarenin bulunduğu mekân dışında hepsi sekizgen kasnaklı birer kubbeyle örtülüdür. Uçlardaki odalar ocaklı ve dolaplıdır, yani bu odaların gerçekten barınma ve yemek hazırlama için düzenlendiği anlaşılır. Harimin ve yan mekânların önünü boydan boya 33,37 metre uzunluğunda bir son cemaat yeri kaplar. Sekizgen kesitli yedi mermer sütun ile son cemaat duvarına dayanan, kırmızı ve beyaz taşların nöbetleşe dizilmesiyle oluşan yuvarlak kemerler bu bölümün örtüsünü taşır. Kapının üzerine rastlayan kısım beşik tonozla, öteki bölümler kasnaksız birer kubbeyle kapatılmıştır. Sütun başlıklarının her yüzü rozet ve kabaralarla bezelidir. Bu düzen, sade bir kütleye iç mekândan çok dış cephede bir ritim kazandırır.
Minare sağ tarafta, son cemaat yeri duvarıyla tabhâne mekânlarından birinin arasına gömülmüş durumdadır. On altıgen gövdeli taş minare tek şerefelidir. Son cemaat yerinin önünde, ana eksen üzerinde sekizgen havuzlu ve sekiz sütun üzerine çatı örtülü bir şadırvan yer alır. Caminin ahşap kapı kanatları, ağaç oymacılığının önemli örneklerinden sayıldığı için bugün Amasya Müzesi'nde saklanmaktadır. Albert Gabriel'in Monuments Turcs d'Anatolie adlı eserindeki bir fotoğraftan, özgün pencere kanatlarının da aynı kalitede olduğu anlaşılır.
Minber
Cami mimari olarak sadedir, fakat minberi kaynakların hepsinin öne çıkardığı bir sanat eseridir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre mermerden yapılmış minberin neredeyse bütün yüzeyi alçak kabartma olarak girift rûmîler ve arabesklerle bezenmiştir. Arap tarzı kemerlere sahip köşkün üzerinde soğan biçimli küçük bir kubbecik bulunur. Minber kapısı sivri kemerlidir, kıvrık dallarla bezeli bir söveye sahiptir ve üzeri Âyetü'l-kürsî'nin yazılı olduğu dikdörtgen bir panoyla taçlanır. Hüsameddin de minberi "gâyet musanna'" yani son derece işlenmiş olarak niteler ve mermer üzerindeki kabartmalı çiçeklere dikkat çeker.
Türbe ve Hazîre
Caminin zemininden yaklaşık 0,80 metre yükseltilmiş bir platform üzerinde yer alan türbe, 4,60 × 3,85 metre boyutundadır ve sekizgen kasnak üzerinde sekiz dilimli bir kubbeyle örtülüdür. Sivri kemerli kapısı kuzeydedir; doğu cephesi ise geniş kemerli bir açıklık hâlindedir. İçindeki lahdin kitâbesi yoktur. TDV maddesi Mehmed Paşa'nın mezarının kapının önündeki sıralı mezarların ikincisi olduğunu, türbenin içinde bulunmadığını bildirir; birinci mezar babası Hızır Paşa'ya, üçüncü mezar Habib Karamânî'ye aittir. Halvetî tekkeleri üzerine yazılmış bir makale ise bu düzeni biraz farklı aktarır: türbenin içinde Hızır Paşa yatar, kapı önünde de Habib Karamânî ile halifesi Seydi Halife'nin yanında Mehmed Paşa'nın kabri bulunur. Her iki anlatımda da Mehmed Paşa'nın sade bir mezar taşıyla, şeyhin yanında yattığı ortaktır.
Türbenin çevresinde bir hazîre oluşmuştur. Bu hazîrenin doğusunda, çevre duvarına dışarıdan bitişik, sivri kemerli ve yalın görünüşlü bir çeşme bulunuyordu. Çeşmenin varlığı Gabriel'in kitabındaki bir fotoğraftan bilinmektedir; bugün mevcut değildir.
Mehmed Paşa Medresesi
Hüsameddin medreseyi caminin avlusunda, şimal ve doğu taraflarını çeviren ayrı bir daire olarak anlatır. Kârgir ve sağlam yapılmış, odaları geniş ve güzel olan medrese, onun deyişiyle "sittîn" yani altmışlı derecede sayılıyordu; Osmanlı medrese basamaklarında bu, orta üstü bir yere karşılık gelir. Olcay medreseyi bir dershane ile on bir odadan ibaret görür ve kuruluş yılı olarak 902 (1496)'yı hatırlar. Banisini de Kösemihaloğlu Hızır Paşa'nın kardeşi Mehmet Paşa diye yazar; Hüsameddin ile TDV ise Mehmed Paşa'yı Hızır Paşa'nın oğlu sayar. Olcay'ın hafızasından yazdığını ve bu işlerde Hüsameddin'e göre daha sonraki bir kaynak olduğunu hatırda tutmak gerekir. Aynı yazar, Yeşilırmak tarafındaki ilk odanın yanında bir ekmekhane ile fırın bulunduğunu, Ramazan boyunca burada pide yapılıp mahallenin yoksullarına dağıtıldığını da ekler.
Hüsameddin medresenin müderrislerini uzun uzun sayar. 1095 (1684) yılında Çelebizâde Ömer Efendi'nin ölümüyle boşalan yere Çorumlu es-Seyyid Hâfız Mehmed Efendi geçmiş, 1143 (1730-31) yılında onun ölümünden sonra, oğlu Hicaz'da olduğu için Diyarbekirli İsmâ'il Efendi atanmıştır. Bir yıl sonra oğul dönünce Seyyid Ahmed Sa'îd Efendi, 1179'da (1765-66) oğlu Abdurrahîm Efendi, 1197'de (1782-83) üç oğlu ortak müderris olmuştur. 1247'de (1831-32) bütün bu hisseler kaldırılarak Mörekli Hasan Efendi atanmış, onun ölümünden sonra oğlu İsmâ'il Efendi, ardından torunu Hâfız Ahmed Efendi 1318'de (1900-01) müderris olmuştur. Bu liste tek bir medresenin iki yüzyıl boyunca nasıl birkaç aile arasında el değiştirdiğini gösterir.
Medresede okuyan öğrencilerden bazılarının adı da kalmıştır. Hüsameddin'e göre 962 (1555) yılında görevden alınan Amasya kadısı bu medresede tekaüt olmuş, 967 (1560) yılında ilmine ve yaşına saygıdan affedilen bir kadı da bu medresenin müderrisliğiyle emekli edilmiştir. 1023 (1614) yılında Hakâlalızâde Seyyid Bahâeddin Mehmed Efendi bu medresenin müderrisi olarak Amasya nakîbü'l-eşrâf kâim-makamlığını da üstlenmiştir. Bir sonraki kuşakta Mecidözü'nün Gelik köyünden Mahmûd Efendi, devşirme kökenli yeniçerilerle yerli Türkler arasında çıkan kavgalar sırasında burada okuyordu; çarşıda bir mühtedî yeniçerinin hakaret edip dövdüğü bu talebe, Hüsameddin'in ifadesiyle "Türklük bayrağını ilk defa açan" kişi oldu. 1263'te (1846-47) Kışlacığı köyünden Amasya'ya gelen Hüseyin Fevzi, daha sonra paşalığa yükselen bir öğrenci olarak dayısının kaldığı bu medresede oturmuştur. Osman Fevzi Olcay da kendi öğrenimini anlatırken ilk mektebe Mehmet Paşa Mahallesi'ndeki Çukurkonak İlk Mektebi'nde başladığını, sonra Mehmet Paşa Camii'nde medrese eğitimine devam ettiğini yazar.
Habib Karamânî ve Mehmed Paşa Tekkesi
Hüsameddin'in Amasya Tarihi'ne dayanan bilgiye göre caminin güneyinde, yol üzerinde, Halvetî şeyhlerinden Habib Karamânî adına 890 (1485) yılında bir tekke yapılmıştır. Niğde'nin Ortaköy kasabasında doğan, İskilip'te evlenip vakıflar kuran Habib Karamânî, Seyyid Yahyâ Şirvânî'nin halifesidir. Halvetî tarikatının Anadolu'da yayılmasında önemli bir yeri vardır; Amasya'da Pîr İlyas'la başlayan Halvetî geleneğe yeni bir kol eklemiştir. Ölüm tarihi kaynaklarda 902 (1496) ya da 903 (1497) olarak geçer. Bu tekke, aynı zamanda yanındaki Mehmed Paşa Medresesi ile birlikte Halvetî müderrislerin yönettiği bir eğitim ve irşat merkezi olmuştur.
Habib Karamânî'den sonra tekkenin başına sırasıyla halifesi İmâmzâde Seydî Halife diye bilinen Seydeddin Ali, Habib'in oğlu Hasan Efendi, onun oğlu "Yamak Şeyh" lakaplı Mehmed Efendi geçmiştir. Mehmed Efendi 961 (1554) yılında İstanbul'a gidince kardeşi Ömer Efendi ve sonra yeniden bir Mehmed Efendi (ö. 1078/1667) şeyh olmuştur. Mehmed Efendi'nin 1078'deki (1667) ölümüyle oğlu Abdurrahman Efendi, 1107'deki (1696) ölümüyle oğlu Ömer Çelebi, 1151'deki (1738) ölümüyle oğlu Mehmed Çelebi şeyh olmuştur. Hüsameddin şeyhliğin 1202'de (1788) Ahmed Efendi'nin ölümüyle oğulları Ömer, Ali ve Mehmed Efendilere, 1225'te (1810) Abdullah Efendi'ye geçtiğini kaydeder; şeyhlik babadan oğula geçtiği için asıl irşat işini vekil olarak görev yapanların yürüttüğünü de ekler. 1296 (1879) yılında Kafkas muhacirleri buraya yerleştirilince tekke özel konuta dönüşmüş ve bir daha eski işlevine kavuşmamıştır.
Tekkenin Halvetî çevre içindeki önemi, birkaç ünlü adla bağlıdır. Müderrislik yaparken Seydi Halife'ye intisap edip bu işi bırakan, Mehmed Paşa Medresesi'nin eski müderrisi Pîr Sinaneddin Yusuf, burada tekkenin şeyhi ve vaizi olmuştur. Aynı Seydi Halife'nin, Şehzade Bayezid'in Amasya'daki davranışlarından şikâyet eden bir mektubu Fatih Sultan Mehmed'e gönderdiği ve bu mektup üzerine padişahın bir heyet yolladığı da aktarılır; heyetin raporu üzerine şehzadenin üç arkadaşının idamı emredilmiş, biri idam edilmiş, ikisi İran ve Bağdat'a kaçmıştır. Tekke, Amasya'daki şehzade sarayına yakın siyasi bir sesin duyulduğu yer olarak da görev yapmıştır.
Hamam, Çeşmeler ve Öteki Hayırlar
Hüsameddin, külliyenin çevresinde sonraki yüzyıllarda yapılan eserleri ayrıca sayar. Caminin batısındaki hamamı Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey 840 (1436-37) yılında yaptırmıştır. Bugün Mustafa Bey Hamamı ya da Mehmet Paşa Hamamı olarak bilinen yapı, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden oluşur. Soyunmalığın duvarları içeriden büyük nişlerle düzenlenmiştir ve niş üstleri mukarnaslıdır. Sıcaklık bölümü dört kollu haç planlıdır; ortada bir kubbe, batıda iki halvet hücresi bulunur. Arkasında sarnıç ve külhan yer alır. Hamam bugün de hamam olarak kullanılmaktadır ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün sorumluluğundadır. Olcay, hamam ile külhan arasında yüksek bir kahve bulunduğunu, müdavimlerinin Hint horozu ve Hint tavuğu meraklılarıyla avcılar olduğunu, bazı geceler almacasına horoz dövüştürüldüğünü yazar.
Caminin kıble tarafında Oruç Bey 910 (1504-05) yılında bir çeşme yaptırmıştır. Aynı yönde, cadde üzerindeki büyük çeşme ise tüccarların başı sayılan Rüstem Ağa'nın eseridir; Hüsameddin'e göre Rüstem Ağa beş dükkânını vakfederek kiralarını çeşmenin giderlerine ayırmış ve 1075 (1664-65) dolayında ölmüştür. Mahallede 987 (1579-80) yılında kadı Hayreddin Efendi bir mescit ve yanında bir mektep yaptırmıştır; Hayreddin Efendi'nin soyundan gelenler Hayreddînzâdeler adıyla anılmıştır. Hamamın doğusunda Şeyh Mehmed Ağa'nın yaptırdığı bir dârü'l-kurrâ vardı; Hüsameddin bunun tarihini mahalle maddesinde 1071 (1660-61), dârü'l-kurrâlara ayırdığı maddede 1073 (1662-63) olarak verir. Aynı maddeye göre kurum, hamamın arka tarafında sokak içindeydi ve Yâkûtiye Mescidi sırasındaki on dükkân ile bir değirmen onun gelirlerindendi. Mahallede daha önce Nûh Bey de bir dârü'l-kurrâ yaptırmıştı.
Medreseler de çoğalmıştır. 1148 (1735-36) yılında Hüseyin Paşa'nın kızı Fâtıma Hanım mahallede bir medrese yaptırıp mülkünü ona vakfetmiş, müderrisliğe Hâfız Hüseyin Efendi'yi atamıştır. 1257 (1841-42) yılında Ahıshalı Müftüzâde Ali Efendi Mehmed Paşa Dairesi'nin doğu kapısı içinde, türbenin yanında bir medrese; 1308 (1890-91) yılında caminin mütevellisi Kurdoğlu Mehmed Bey batı tarafında yol üzerinde, beş hücreli ahşap bir medrese daha yaptırmıştır; ilk müderrisi Dîvân Efendisizâde Hâfız Mehmed Nûrî Efendi'dir. Son iki medrese, külliyenin Osmanlı'nın son yüzyılında bile yeni yapılarla genişlediğini gösterir.
Vakıf ve Mütevelliler
Hızır ve Mehmed Paşalar Vakfı'nın yönetimi yüzyıllarca mahallenin siyasetini de belirlemiştir. Hüsameddin, bu vakfın mütevellilerinden birkaçının adını verir. 1124 (1712) yılında vakfın başındaki Hayreddînzâde Ali Çelebi, Kurdoğlu Ali Bey'in açtığı tevliyet davasını kaybedince Ankara'ya sürgüne gönderilmiştir. Hacı Hüseyin Ağa adlı Kurdoğlu mütevellisinin ölümü 1158 (1745) dolayında kaydedilir; sonraki ölüm kayıtlarından birinde mütevelli Kurdoğlu Hacı Mahmud Bey anılır ve tevliyetin oğlu Mehmed Bey'e verildiği yazılır. Böylece Kurdoğlu ailesi vakfı bir yüzyıldan uzun süre ellerinde tutmuş görünür. Mütevelli Nuri Bey 1323 (1905-06) yılının sonlarında vefat edince, Hüsameddin'in sözleriyle, Kurdoğlu hânedânında eski şeref kalmamıştır.
Olcay da aynı aileyi yakından tanır. Kurdoğlu Mehmet Bey'i, Kösemihaloğulları'ndan gelen, cömert ve hayırsever, Mehmet Paşa Camii'nin mütevellisi biri olarak tarif eder. Şair Ziya Paşa 1282 (1866) yılında Amasya'ya mutasarrıf olarak gelince Kurdoğlu Mehmet'in ona kefil olduğunu, bu olay üzerine Payaslızâde Hacı İsmail Efendi'nin "Bu çargâhta kuzum rahat eyle kim neylesin / Ki onun râ'i-yi hâmisine kurt oldu kefil" mısralarını söylediğini aktarır. Beyit, Kurdoğlu adıyla kurt sözcüğü arasındaki cinasa dayanır. Konağı Telgraf Müdürü Baba Efendi'nin evinin yanındaydı. Mehmet Bey Medresesi ise, Olcay'a göre Yeşilırmak'a bakan iki katlı, ahşap, sevimli bir yapıydı; arkasındaki fırın ve dükkânlar medreseye vakfedilmişti, Nuri Hafız Hoca medresenin müderrisiydi.
Osmanlı Döneminde Mahalle Eşrafı
Hüsameddin'in biyografi bölümünde "Mehmed Paşa Mahallesi eşrafından" diye anılan kişiler, mahallenin sakinlerinin eskiden önemli bir devlet ve ilim ağıyla bağlı olduğunu gösterir. Selâm Beyzâde Sa'dullâh Bey bunların biridir. Mehmed Paşa Mahallesi eşrafından olan Sa'dullâh Bey, Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa'nın sadrazamlığında Macaristan ve Girit seferlerine katılmış, sonra Cidde sancağı beyi olmuş, 1102 (1690-91) yılında İstanbul'da ölmüştür. Mahalleden çıkan bir başka isim Harem Kethüdâsı Süleyman Ağa'dır; Şiyavuşoğlu Hacı Hasan Ağa'nın oğlu olarak İstanbul'a gidip Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın dairesine girmiş, 1140'ta (1727-28) paşanın damat olan oğlu Mehmed Paşa'nın kethüdası olmuştur. Mehmed Paşa Mahallesi eşrafından Hacı Ali Ağa'nın oğlu Çiğdem Beyzâde Seyyid Mehmed Paşa da, Dârüssaâde Ağası Dördüncü Beşir Ağa'nın himmetiyle Enderun'a alınıp yetiştirilmiştir. Hüsameddin ayrıca mahalleden Râif Mehmed Efendi'yi, Harem Kethüdâsızâde olarak anar; bu zat Amasya'da evkâf kâtipliği yapmış, 1263 (1846-47) yılında Amasya mutasarrıfı Sivaslı Saîd İbrahim Paşa'nın divan kâtibi olarak Sivas'a gitmiştir.
Mehmed Paşa Camii'nin kürsü şeyhliği ve vâizliği de bu ilim çevresinden doldurulurdu. Hâfız Hüseyin Efendi, "Ders-i âm" lakabıyla yıllarca Mehmed Paşa Medresesi'nde ders verdikten sonra camide kürsü şeyhi ve Osmân Çelebi Dârülhadîsi'nin müderrisi olmuş, "Zanbak Dedezâde" diye tanınmış, 1147'den (1734-35) sonra ölmüştür.
Yirminci Yüzyıl Başında Mahalle
Mahallenin son Osmanlı yıllarındaki sokaklarını Osman Fevzi Olcay'ın Amasya Hâtıraları gözümüzün önüne getirir. Olcay mahalleyi bir sokak dizisi olarak, kapı kapı anlatır. Başta Kemerpaşazâde Hüsameddin Efendi gelir. Tombul, kısa boylu, şakacı, sohbeti güçlü bir hocadır; arkadaşları Samsunlu Yüzbaşı Ali Veysi, Merzifonlu Yüzbaşı Kont Sabri, Divan Memuru Halid, Özel Kalem Müdürü İrfan Bey, Karahafızzâde Necip Ağa ve Topçuzâde Salih Bey'dir. Şirket Gazinosu'nun nehre bakan balkonunda oturur, kimi zaman berber Tokaç Ahmet Ağa'nın salonunda, kimi zaman kendi evlerinde toplanırlardı. Olcay bir gün hocayı uzun boylu İrfan Bey'le kol kola, sendeleyerek yürürken görüp takıldığını, hocanın dönüp ona ağır bir küfür savurduğunu hatırlar. Sabit, İnayet ve Ahmet adlı üç oğul ile iki kızı olan Hüsameddin Efendi'nin oğlu Sabit Bey, Fener Nahiyesi müdürü iken ölmüştür. Hocanın komşusu Mübaşir Tevfik Efendi ile akşamüstü ellerinde birer demet ve ipe dizilmiş ılganıs balığıyla, yani yaş balıkla eve dönmeleri de Olcay'ın sık sık gördüğü bir manzaradır.
Hocanın karşı sırasında üçüncü bölük kumandanı Yüzbaşı Erzincanlı Halil Efendi'nin, İbişoğlu Kadir Ağa'nın evi gelir. Çıkmaz sokağa girilince sırasıyla Hacı Bekir Ağa, Horozoğlu Hafız Mehmet Efendi, Mehmet Paşa Camii müezzini Abdülkadir Ağa ve Kestekoğlu Ahmet Ağa oturur. Daha ileride Saatçi Yusuf Efendi'nin evi vardır; büyük oğlu Celal, ortanca oğlu Nail, askerî Tıbbiye'yi bitirip doktor olmuş, Olcay'ın İdadi Okulu arkadaşıdır. Küçük oğlu Sezai telgrafhanede çalışırdı. Sonraki ev Deli Şakir Efendi'nindir; iki kızı ve Raif adında bir oğlu vardır. Ardından Çankırılı Salih Efendi ile Kırampalı Mustafa Efendi'nin haneleri gelir. Salih Efendi'nin ikinci oğlu Hamdi Efendi çok zeki ve edebiyata meraklı biridir; çileye girer, günlerce dışarı çıkmaz, evde roman yazıp kitap okurdu. Olcay onu İstanbul'daki Neyzen Tevfik'e benzetir. Camiin müezzini Abdülkadir Efendi arkadaşı olduğu için ona takılmaktan zevk alır, penceresinden başını uzatıp "Müezzin senin kazlarınla Şakir'in kızlarının sesinden illallah." diye seslenirdi. Meşrutiyet'ten önce Amasya mutasarrıfı olan Macid Bey de Hamdi Efendi'yi çok severdi.
Daha ileride Kokulu Yüzbaşı diye anılan, bütün ömrünü askerlikte geçirmiş, hiç evlenmemiş titiz bir bekâr, Baldudakoğlu Ali Ağa ile "Baldudak nine" lakaplı eşi, kızlarının evlendiği Hayatlı Ahmet Efendi Hoca, bir vakıf ev, Bakkal Hacı Vahit Efendi'nin evi, Ladikli bir ailenin evi ve karşı cumbasındaki büyük evde oturan Hacı Hayreddin ile eşi Çerkez Safiye Hanım gelir. Mahallenin bu tarafını izleyen yokuşun sağında Safiye Hanım'ın evi, sonraki evde Köy Ağası Ali Efendi, karşısında Yüzbaşı Çerkez Mustafa Ağa oturur. Yokuşun köşe başındaki yüksek konakta ise Nevşehirli, Amasya Redif Fırka Komutanı Mirliva Ahmet Hakkı Paşa ikamet ederdi. Olcay Balkan Savaşı'nda bu paşanın emrinde bulunmuş, onu "âlicenap, fevkalade ciddi, temiz bir asker" diye anar; paşanın büyük oğlu Turgut da Olcay'ın İdadi Okulu'ndaki öğrencisidir. Polis Memuru Ziya Efendi'nin evi, Elmacıoğlu Rıza Efendi'nin evi ve Müderriszâdelerin evi ile Olcay mahallenin bu bölümünü bitirir. Olcay'ın anlattığı kişilerin çoğu ölmüş, evlerin birçoğu da bugün yoktur.
Yazarın kendi mahallesi Sofuzâde'de büyürken Mehmet Paşa Camii'nin avlusu, Bimarhane, Mustafa Bey Hamamı ve Çevikçe Mektebi'nin önü çocukların başlıca oyun sahasıydı. Olcay ayrıca cami caddesi üzerinde, akar çeşmenin arkasında dört odalı, harap bir medresenin bulunduğunu da anar; Laz Şakir Hoca adlı bir müderris orada ders verirdi, ancak banisi bilinmiyordu.
Onarımlar ve Kayıplar
Yapının geçirdiği onarımlar caminin kapıları üzerindeki kitâbelerden izlenebilir:
- Cümle kapısının solundaki (doğu yönündeki) ikinci yan kapının üzerinde, sülüs hattıyla yazılmış dört satırlık kitâbe 15 Şaban 1236 (18 Mayıs 1821) tarihli bir onarımı belgeler.
- Cümle kapısının sağındaki (batı yönündeki) yan kapı üzerinde, talik yazılı dört satırlık kitâbe, 1280 (1863-64) yılında Mahmud Beyzâde Mehmed Bey tarafından yaptırılan onarımı kaydeder.
- 1939 depreminde harap olan cami ve türbe Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır.
TDV maddesi medrese ile imaretin yanarak yok olduğunu bildirir ve tarih vermez. Hüsameddin ile Olcay medresenin 1318 (1900-01) ve yirminci yüzyılın başında hâlâ öğrenci barındırdığını yazdığına göre, yıkılış bu tarihten sonrasına denk düşmelidir. Tuğrakiye Medresesi ise Uzunçarşılı'nın 1927'de gördüğü harap hâlinden sonra ortadan kalkmış, 1296 (1879) yılında muhacirlere verilen tekke binası da özel konuta dönüştükten sonra eski işlevini yitirmiştir.
Nüfus
TÜİK adrese dayalı nüfus kayıtlarından derlenen tabloya göre Mehmet Paşa Mahallesi'nin nüfusu yıllara göre şöyledir:
- 2012: 1.844
- 2013: 1.821
- 2014: 1.847
- 2015: 1.815
- 2016: 1.881
- 2017: 1.904
- 2018: 1.887
- 2019: 1.889
Nüfus bu sekiz yılda 1.815 ile 1.904 arasında dalgalanmıştır; en düşük değer 2015'te, en yüksek değer 2017'de görülür. 2012 ile 2019 arasındaki fark yalnızca 45 kişidir ve bu, yüzde 2,5 dolayında bir artışa denk gelir. Mahalle bu dönemde ne belirgin biçimde büyümüş ne de küçülmüştür. Tarihî doku içinde kalan, yeni konut alanlarına açılma imkânı sınırlı mahallelerde böyle bir durağanlık beklenir; ancak bu yorum rakamlardan çıkarılmış bir tahmindir. Daha yeni yıllara ait rakamlar doğrulanamamıştır.
Günümüzde Mehmetpaşa
Bugün Mehmetpaşa, Amasya Merkez ilçesine bağlı ve Yeşilırmak kıyısındaki tarihî dokunun içinde yer alan bir mahalledir. Mehmed Paşa Camii ve türbesi ibadete ve ziyarete açık bir kültür varlığıdır; Mustafa Bey Hamamı ise hâlâ hamam olarak kullanılır. Caminin ahşap kapı kanatları Amasya Müzesi'nde, mahallenin Selçuklu çağından kalan tek izi olan kitâbe ise Uzunçarşılı'nın ve Hüsameddin'in kayıtlarında korunmaktadır. Mehmet Paşa Caddesi üzerinde eski Amasya evlerinden dönüştürülmüş birkaç otel de bulunur. Mahallenin günümüzdeki esnafı, yeni yapılaşması ve koruma çalışmaları hakkında ayrıntılı bir kayıt bulunmamaktadır.
Kronoloji
631 (1233-34): Av Emiri Hacı Tuğrak'ın emriyle mescidin yapılışı (Tuğrakiye Medresesi'nin kitâbesi); Tuğrak Bey 632'de (1234-35) ölür.
840 (1436-37): Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey'in hamamı yaptırması (Hüsameddin ve Kültür Envanteri).
890 (1485): Habib Karamânî adına tekkenin yapılışı; Hüsameddin'e göre mahalleye bu tarihten itibaren Mehmed Paşa Mahallesi denmeye başlanır.
891 (Ocak 1486): Mehmed Paşa Camii'nin tamamlandığını bildiren kitâbe tarihi; Amasya Valiliği yapıyı 1485'e, Hüsameddin 900 (1494)'e tarihler.
900 (1495): TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre banisi Mehmed Paşa'nın ölüm yılı (başka bir kaynakta 904/1498).
902 (1496): Olcay'a göre Mehmed Paşa Medresesi'nin yapılışı.
910 (1504-05): Oruç Bey'in caminin kıble tarafında çeşme yaptırması.
987 (1579-80): Kadı Hayreddin Efendi'nin mahallede mescit ve mektep yaptırması.
1073 (1662-63): Şeyh Mehmed Ağa Dârü'l-Kurrâsı'nın kuruluşu.
1124 (1712): Hızır ve Mehmed Paşalar Vakfı'nın mütevellisi Hayreddînzâde Ali Çelebi'nin tevliyet davasını kaybedip Ankara'ya sürülmesi.
1148 (1735-36): Fâtıma Hanım'ın mahallede medrese yaptırması.
1257 (1841-42): Ahıshalı Müftüzâde Ali Efendi'nin medresesi.
1296 (1879): Kafkas muhacirlerinin tekke binasına yerleştirilmesi.
1308 (1890-91): Kurdoğlu Mehmed Bey'in caminin batısında medrese yaptırması.
1821: Cami onarımı (15 Şaban 1236 / 18 Mayıs 1821).
1863-64: Mahmud Beyzâde Mehmed Bey tarafından onarım.
1927: Uzunçarşılı'nın Tuğrakiye Medresesi'ni harap hâlde görmesi.
1939: Depremde harap olan cami ve türbenin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılması.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi, 2022, 1-4. ciltler, s. 130-131 (Mehmed Paşa Mahallesi), s. 137 (İnekler Türbesi), s. 155 (Mehmed Paşa Tekkesi), s. 163 (Dârü'l-Kurrâlar), s. 170 (Dugrâkiye Medresesi), s. 176 (Mehmed Paşa ve Mehmed Bey Medreseleri), s. 632, 650, 680 (vakıf mütevellileri).
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 9-12. ciltler, s. 38-40, 55-56, 127-128, 151-153, 194, 201, 207, 262, 302, 337, 417, 425 (mahalle eşrafı, müderrisler ve vakıf mütevellileri). amasya.bel.tr
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları (Mehmet Paşa Mahallesi, Mehmet Paşa ve Mehmet Bey Medreseleri, Tuğrakiye Medresesi, Kurdoğlu Mehmet Bey Konağı). amasya.edu.tr
- Sosyal Bilimler Araştırmaları 13, Amasya Üniversitesi Yayınları, 2024 (Uzunçarşılı ve Hüsameddin'in kitâbeleri bağlamında Tugrakiye Medresesi; Türkiye Selçuklularında avcılık ve Amasya).
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Mehmet Paşa (Mustafa Bey) Hamamı".
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Mehmet Paşa Camii - Amasya Gezilecek Yerler".
- Amasya Valiliği, "Camiiler".
Kitaplar
- Albert Gabriel, Monuments Turcs d'Anatolie, Paris 1934 (TDV İslâm Ansiklopedisi maddesindeki atıflarla). islamansiklopedisi.org.tr
Diğer kaynaklar
- Ebru Karakaya, "Mehmed Paşa Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, 2003, s. 511-512.
- Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar, sayı 5, Aralık 2018, s. 103-113.
- Şerif Baldıran, "Mehmet Paşa Camii", Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2019.
- nufusu.com, "Merkez Mahalleri Nüfusu Amasya" (2012-2019 TÜİK derlemesi).
- "II. Bayezid Dönemi Amasya Çevresinde Yerel Bir Bani: Hızır Paşa Oğlu Mehmed Paşa" başlıklı akademik çalışma (yalnızca özetiyle).
Çevrimiçi kaynaklar





