Amasya'da namaz vakitlerini gökyüzüne bakarak hesaplamak bir uzmanlık işiydi ve XVII. yüzyılın sonunda bu işin şehirdeki ustası Sâni'î Mehmed Efendi'ydi. Medresede müderrislik yapmış bir âlim olmakla birlikte asıl ününü Sultan Bayezid Camii'nin muvakkiti olarak kazandı. Astronomi kitaplarını inceler, Harîrî'nin Makâmât'ını okuturdu; Hüsameddin onu Amasya'da "ilm-i hey'et üstâdı" diye tanınan biri olarak anar. 1107'de (1695-96) ölen bu muvakkit, kaynakta şairler arasında da anılır.

Hayatı

Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'nde ona ayırdığı satırlarda gök bilgisi müderrisliğinin önüne geçer:

Amasya'da Şeyh Mehmed Ağa Dârülkurrâ'sı şeyhi Hâfız Sun'ullah Efendi'nin oğludur. Müfessir Hızır, Uzun Müderris Mehmed Efendilerden ikmâl-i tahsîl edib ders-i âm ve müteaddid medreselerde müderris oldu. Ancak ilm-i nücûmda mahâreti, ulûm-ı edebiyyede ihtisâsı olduğundan Sultân Bâyezîd Câmii muvakkiti olarak iştihâr etdi. "Makâmât-ı Harîri" okutur, hey'et ve nücûma dâir kitâpları tetkîk ederdi. Saatçı Mehmed Çelebi ehibbâsından idi. 1107'de vefât etdi. Âlim, şâir, nâdire-dân ulûm-i garîbe'ye vâkıf, târih ve muhâzarâta âşinâ idi. Amasya'da ilm-i hey'et üstâdı tanınırdı.

Bugünkü dille: Amasya'da Şeyh Mehmed Ağa Darülkurrası'nın şeyhi Hâfız Sun'ullah Efendi'nin oğludur. Tahsilini müfessir Hızır Efendi ile Uzun Müderris Mehmed Efendi'nin yanında tamamlayıp ders-i âm, yani camide halka açık ders veren müderris oldu ve birçok medresede ders verdi. Ancak yıldız bilgisindeki ustalığı ve edebî ilimlerdeki uzmanlığı yüzünden daha çok Sultan Bayezid Camii'nin muvakkiti olarak ün kazandı. Harîrî'nin Makâmât'ını okutur, astronomiye ve yıldızlara dair kitapları incelerdi. Saatçi Mehmed Çelebi'nin dostlarındandı. 1107'de vefat etti. Âlim, şair, nükteleri bilen, garip ilimlere vâkıf, tarihe ve sohbet edebiyatına aşina biriydi. Amasya'da astronomi üstadı olarak tanınırdı.

Muvakkit, büyük camilerde güneşin ve yıldızların yüksekliğini ölçerek namaz vakitlerini, takvimi ve kıbleyi belirleyen görevliydi; iyi bir muvakkitin hesap ve gök bilgisi kadar alet kullanmayı da bilmesi gerekirdi. Sâni'î'nin okuttuğu Makâmât ise Arap edebiyatının en ağır nesir örneklerinden biridir: kelime oyunlarıyla örülmüş bu hikâyeler, medresede dil ve belagat öğretiminin üst basamağında okunurdu. Hüsameddin'in onu hem "ilm-i nücûm" hem "ulûm-ı edebiyye" ile birlikte anması bu yüzden yerindedir. "Ulûm-ı garîbe" deyimi, harf ve sayıların gizli anlamlarıyla uğraşan cifr, vefk gibi alanlara verilen genel addır.

Ailesi

Babası Hâfız Sun'ullah Efendi, Amasya'da Kur'an okuma geleneğinin önemli adlarındandır. Hüsameddin'in ayrı maddesine göre Amasyalı Hasan'ın oğluydu; hafız olduktan sonra İstanbul'a gidip saray imamı Amasyalı Evliyâ Mehmed Efendi'den kıraat ve vücûh ilmini öğrenmiş, dönüşte hafızlara kıraat, öğrencilere Arap edebiyatı okutarak tanınmıştı. Hacı Efendizâde Şeyh Mehmed Ağa onun için Mustafa Bey Hamamı yakınında bir darülkurra yaptırmış ve şeyhliğini ona vermiştir. Daha önce Mehmed Paşa Camii'nin imamı ve imaretinin şeyhi olan Sun'ullah Efendi, 1081'de (1670-71) öldü. Hüsameddin, Kur'an'ın İstanbul usulüyle okunmasının Amasya'ya onunla geldiğini yazar.

Aynı maddede Sun'ullah Efendi'nin oğlu olarak yalnız Hâfız Hasan Efendi anılır. Hasan Efendi'nin oğlu Sun'î Mehmed Efendi de şairdi: güzel sesiyle tanınmış, şiire, inşaya ve musikiye merak sarmış, Rahtuvân Paşazâde İbrâhim Bey ile Ömer Paşazâde Osman Bey'in meclislerine katılmış, Mehmed Paşa Mahallesi'ndeki Hayreddîn Efendi Mescidi'nin imamıyken 1147'de (1734-35) ölmüştü. Bu durumda Sâni'î'nin, Sun'î'nin amcası olması gerekir; kaynak iki maddeyi birbirine bağlamaz, akrabalık soy adlarından çıkarılmaktadır. İki mahlasın da ailenin "Sun'ullah" adındaki "sun'" (yaratma, sanat) kökünden türetilmiş olması muhtemeldir. Adları birbirine çok yakın olan amca ile yeğeni ölüm tarihleri ayırır: Sâni'î 1107'de, Sun'î 1147'de ölmüştür.

Saatçi Mehmed Çelebi ile Dostluğu

Hüsameddin'in "ehibbâ", yani yakın dostlar arasında saydığı Saatçi Mehmed Çelebi, Ahî Receb Mahallesi'nden Hasan'ın oğludur. Saatçilikte ün yapmış, yıldız bilgisi ve irtifa ölçümünde usta olduğu için Sultâniyye Camii'nin muvakkiti ve Ahî Receb Camii'nin imamı olmuştu. Şairlerle şiirleşen, ulema ve edipler meclisinde yeri olan bu zarif adam 1095 (1683-84) dolaylarında öldü. Hüsameddin "Sultâniyye" adını II. Bayezid külliyesinin medresesi için de kullandığından, Sultâniyye Camii'nin Sultan Bayezid Camii olduğunu düşünmek akla en yakın yoldur; bu doğruysa iki dost aynı caminin vakit hesabını yürütmüştür ve yakınlıklarının zemini de budur. Sâni'î'nin bu görevi Saatçi Mehmed Çelebi'den mi devraldığı, yoksa ikisinin bir süre birlikte mi çalıştığı belli değildir.

Şiiri

Sâni'î'nin şiirlerine ulaşılamamıştır. Hüsameddin'in onu şair saymasının hangi kayda dayandığı da belirsizdir, çünkü maddede ne bir beyit ne de bir tezkire adı geçer. 1107'de ölen bir Amasyalının adı, 1000-1081 (1591-1671) arasında yetişen şairleri toplayan Abdî Efendi tezkiresinin kapsamının sonuna denk gelir; bu tezkire yandığı için Sâni'î'nin oraya girip girmediği bilinemiyor. Kaybolmuş bir tezkire bu belirsizliği gideremez. Hüsameddin'in şair biyografilerini derleyen Metin Hakverdioğlu'nun listesinde onun adı yine de yer alır.

Kronoloji

1081 (1670-71): Babası Hâfız Sun'ullah Efendi ölür.

1095 (1683-84) dolayları: Dostu Saatçi Mehmed Çelebi ölür.

1107 (1695-96): Sâni'î Mehmed Efendi Amasya'da ölür.

1147 (1734-35): Yeğeni olduğu anlaşılan Sun'î Mehmed Efendi ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar