Mustafa Bey Hamamı, Amasya'nın Mehmed Paşa Mahallesi'nde, Bimarhane'nin yakınında duran ve bugün de hamam olarak işleyen erken Osmanlı yapılarından biridir. Yapıyı 1436 yılında II. Murad'ın lalası Yörgüç Paşa'nın oğlu Mustafa Bey yaptırmıştır. Aradan altı yüzyıla yakın bir süre geçmesine rağmen hamam, soğukluk, ılıklık ve sıcaklıktan oluşan klasik düzenini ve kubbeli mekânlarını korur. Kentin başka hamamlarına göre daha az anılsa da şehzade Murad'ın Amasya'da yetiştiği yılların hemen ardından, Yörgüç Paşa ailesinin kente yerleştiği ve onu yapılarla donattığı dönemin somut izlerinden biridir. Banisinin kısa ömrü, Havza'daki vakfı, hamamın çevresinde sonraki yüzyıllarda kurulan kıraat okulu ve yirminci yüzyıl başındaki gündelik hayatı, bu küçük yapının tarihini kentin geniş tarihine bağlayan halkalardır.

Yapıyı Yaptıran Aile

Hamamın banisini anlamak için önce babasına bakmak gerekir. Yörgüç Paşa, Çelebi Sultan Mehmed'in 1414 yılında on iki yaşındaki oğlu Şehzade Murad'ı Rum vilayeti beyliğiyle Amasya'ya göndermesi üzerine lala olarak şehzadenin yanına verilmiştir. Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve Osmancık çevresini kapsayan bu vilayette İlhanlı döneminden kalma Moğol ve Türkmen nüfusu yaşıyordu ve göçebe kalabalıkları merkezî bir idareye bağlamak kolay değildi. Murad'ın saltanatının ilk yılında Bizans'ın desteğiyle İznik'i almaya kalkan Düzmece Mustafa isyanı çıktığında, yeni padişah Yörgüç Paşa'nın telkiniyle isyanın üzerine yürümüş ve onu bertaraf etmiştir. Bu isyanın ardından lalası Rum beylerbeyliğine tayin edildi (1423); Yörgüç Paşa bölgede yol kesen Kızılkocaoğulları gibi asi beyleri itaat altına aldı, Karakoyunlu askerlerinin Tokat çevresindeki yağmasını padişaha bildirdi ve sonunda vezaret rütbesi aldı. 1442 baharında öldüğünde Amasya'da yaptırdığı caminin türbesine defnedildi. Vakfiye metinleri ve tahrir defterlerine göre kentte bir cami, medrese, imaret ve iki hamam, ayrıca Tokat'ta, Gümüş'te, Köprü'de, Havza'da, Kavak'ta ve İskilip'te çeşitli hayır yapıları kurdurmuştur.

Mustafa Bey, Yörgüç Paşa'nın birinci eşi Safiye Hatun'dan olan oğludur. Safiye Hatun, Şadgeldi (Şahgeldi) Paşa'nın oğlu Mustafa Bey'in kızıdır ve Mustafa onun tek çocuğudur. Paşa'nın öteki eşi Şahbulu Hatun'dan Abdi, Hızır, Ali ve Yunus adlı oğulları ile Sitti ve Hundi adlı kızları olmuştur; bunlar Mustafa'nın üvey kardeşleridir. Şahbulu Hatun'un kendisi de Amasya'da bir mescit, bir çeşme ve bir mektep yaptırmıştır. Yunus Bey ile iki kızın mezarları, Yörgüç Paşa'nın külliyesinin kuzeybatı köşesindeki tek kubbeli, iki yanı açık türbededir. Mustafa Bey'in kendi mezarı ise bilinmez. Ferruh Toruk'un incelemesine göre ölüm tarihi kesin değildir, ancak 1444'teki Varna Savaşı'nda şehit düştüğü anlaşılmaktadır. TDV İslâm Ansiklopedisi de Yörgüç Paşa'nın oğulları arasında Hızır ve Mustafa'nın Varna'da şehit düştüğünü yazar; Mustafa Çağhan Keskin de Mustafa Bey'in ölüm yılını 1444 olarak verir.

Mustafa Bey'in Varna'da yanında ölen Hızır'ın kimliği kaynaklarda tartışmalıdır. Toruk onu Yörgüç Paşa'nın kardeşi, yani Mustafa'nın amcası Hızır Hayreddin Paşa olarak değerlendirir. Oysa Keskin'in Hızır Paşa oğlu Mehmed Paşa üzerine yaptığı araştırmaya göre Yörgüç Paşa'nın kardeşi Hızır Paşa, II. Murad döneminde Şehzade Alaeddin'in, Fatih döneminde ise Amasya'da Şehzade Bayezid'in lalalığını yapmış ve 871 (1466) yılında ölmüştür. Hüsameddin'den yararlanan bir başka araştırma da onun 1466'da Amasya'da kendi adıyla anılan mahallede bir hamam yaptırdığını kaydeder. Bu durumda Varna'da Mustafa ile birlikte ölen Hızır'ın, TDV maddesinin ve Şimşirgil'in yazdığı gibi Mustafa'nın üvey kardeşi Hızır Bey olması daha güçlü bir ihtimal olarak düşünülebilir; bu bir çıkarımdır, kesin belge yoktur. TDV maddesi de Yörgüç Paşa'nın şeceresine dair verilen bilgilerin birbirini tutmadığını, bu şecerelerin doğruluğunun şüpheli olduğunu belirtir.

Vakfiyede Mustafa Bey'e "emîr-i kebîr", yani büyük emir denir. Havza'daki imaretinin kitabesinde de aynı unvanla, "Atabek Yörgüç Paşa'nın oğlu büyük emir Mustafa Bey" olarak anılır. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Amasya Tarihi'nde ise adı "Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey" biçiminde geçer. Aynı eser, sonraki yüzyıllarda Amasya'nın idarecileri ve ayanı arasında yine bu adı taşıyan kişileri sayar; bunlar hamamı yaptıran Mustafa Bey ile karıştırılmamalıdır ve aşağıda ayrıca ele alınmıştır.

Yapım Tarihi ve Kaynaklar

Hamamın inşa tarihi olarak en sık 1436 yılı verilir. Hüsameddin Yasar, Mehmed Paşa Mahallesi'ni anlatırken Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey'in hicrî 840'ta Mehmed Paşa Camii'nin batı tarafında "hamâm-ı latîf", yani zarif bir hamam yaptırdığını yazar. Hicrî 840 yılı 1436 yazında başlayıp 1437 yazında biter; bu nedenle yapının tarihi kimi yayınlarda 1436, kimilerinde 1437 olarak görülür. Toruk, hamamı 1437 ile ilişkilendirir. Yapının kitabesi yoktur ve kültür envanterinde ayrı bir vakfiyesinin bulunmadığı belirtilir. Tarih yapı üzerinden okunmaz, Hüsameddin'in aktardığı bilgiye dayanır.

Mustafa Bey'in 840 tarihli vakfiyesi Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde saklanır. Toruk'un aktardığına göre bu belge Havza'daki imaret ve hanın giderlerine dairdir ve Amasya hamamı hakkında doğrudan bilgi vermez. Yine de bani hakkında bilinen en ayrıntılı kaynaktır. Metin, gençlik çağında bu dünyanın kalıcı bir yurt olmadığını kavrayan bir adam portresi çizer, ardından Havza'daki kubbeli, süslü odalı hanı ve yanındaki imareti anlatır. Mustafa Bey'in hayır faaliyeti böylece tek bir hamamla sınırlı kalmamış, birbirine yakın yıllarda hem Amasya'da hem Havza'da yapı yaptırmıştır.

Ailenin Vakıf Düzeni İçinde Hamam

Yörgüç Paşa ailesinin Amasya ve çevresindeki yapıları, vakfiyeler üzerinden bir bütün olarak incelendiğinde hamamların bu düzende belirli bir işlev taşıdığı görülür. Keskin'in aile vakfiyelerine dayanan çalışmasına göre aile, kurduğu imaret, zaviye ve medreselere gelir sağlamak için Amasya çevresinde dört han, bir bedesten, çok sayıda dükkân, altı değirmen ve on bir hamam yaptırmıştır. Bu listede Yörgüç Paşa'ya Amasya'da bir han, on yedi dükkân ve bir hamam, Tokat'ta bir han ve hamam, Gümüş ve İskilip'te birer hamam; Mustafa Bey'e Amasya'da bir hamam, Havza'da bir hamam ve bir han; Hızır Paşa'ya Amasya'da bir hamam; Mehmed Paşa'ya da Samsun, Tokat ve Niksar'da hamamlar düşer. Hamamlar burada, ibadet ve ilim yapılarının giderini karşılayan akar, yani kiraya verilerek gelir getiren yapılardır.

Bu tablo iki noktada öteki kaynaklarla tam örtüşmez. TDV maddesi Yörgüç Paşa'nın Amasya'da iki hamamı olduğunu yazarken Keskin'in listesinde paşaya Amasya'da tek hamam düşer; TDV'deki ikinci hamamın oğlu Mustafa Bey'in yaptırdığı bu yapı olup olmadığı ise düşünülebilecek bir ihtimaldir, kaynaklarda açık bir eşleştirme yoktur. Öte yandan Toruk'un incelediği 840 tarihli vakfiye Amasya hamamından söz etmez; Keskin'in Mustafa Bey'in Amasya hamamını vakfa bağlı akarlar arasında hangi belgeye dayanarak saydığı, erişilebilen özetten anlaşılamamaktadır. Aynı döneme ait benzer bir örnek, kentin öbür ucundaki Kumacık Hamamı'dır: Ayas Ağa'nın 1495 tarihli vakıf kaydına göre bu hamam, külliyeden ayrı bir yerde satın alınan arazi üzerine, külliyedeki mescit ve mektebin giderlerine gelir sağlamak için yapılmıştır. Mustafa Bey Hamamı'nın da Havza'daki imaretine ya da ailenin başka bir hayır kurumuna gelir getirmek üzere yaptırılmış olması muhtemeldir, ancak bunu gösteren somut bir belge elimizde yoktur.

Havza'daki İmaret ve Vakfiye

Havza'daki külliye, Mustafa Bey'in Amasya'daki hamamını yorumlamak için en iyi karşılaştırma alanıdır ve tarihleri konusunda kaynaklar birbirinden ayrılır. İmaretin doğuya bakan ana kapısında, sağ mihrabiyeden başlayıp kapı kemeri üzerinden sol mihrabiyeye uzanan mermer bir kitabe vardır. Ahmet Tüfekçioğlu'nun okumasına göre kitabe, imaretin Sultan Murad zamanında, yoksullar ve düşkünler için, Atabek Yörgüç Paşa'nın oğlu büyük emir Mustafa Bey tarafından hicrî 833 (1429-30) yılında yaptırıldığını bildirir. Hüsameddin ise Mustafa Bey'in Havza'da 835'te bir imaret ve misafirhane yaptırdığını, vakıf düzenlemesini 840'ta yaptığını yazar. Toruk'a göre Mustafa Bey Havza'da 1436-37 yıllarında cami, imaret ve hamamdan oluşan bir külliye kurdurmuştur. TDV maddesi Havza imaretini Yörgüç Paşa'nın yapıları arasında sayar; kitabe, Hüsameddin ve Toruk ise imareti oğlu Mustafa Bey'e bağlar. Kitabe tarihi doğru kabul edilirse Havza imareti Amasya hamamından birkaç yıl önce yapılmış, vakfiye ise hamamla aynı yıl düzenlenmiş olur.

Vakfiyenin tarihi M. Sami Bayraktar'ın Samsun yapıları üzerine tezinde 21 Zilkade 840 olarak verilir. Bayraktar bunu 15 Eylül 1436 diye çevirir; ancak hicrî 840'ın Zilkade ayı tablolarla hesaplandığında 1437 baharına, Mayıs ayının sonlarına düşer, bu yüzden iki tarih arasında bir fark vardır. Belge Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde 747 numaralı defterin 356. sayfasında kayıtlıdır. Hanı tarif eden cümle şöyledir: Mustafa Bey "Amasya tevâbiinden Havza Köyünde bir han bina ve inşa etmiştir ki kubbeli, süslü evleri ve bir yüksek sofayı müştemildir." Vakfiye bu hanın vasfının cennet sıfatlarını andırdığını, gönüllerden hüznü giderdiğini söyler, karşılıklı iki kışlık odadan ve sur içindeki zarif bir mahzenden bahseder ve bütün yapıya imaret adının verildiğini bildirir. Bayraktar, yapının ümmetten gelip uğrayan fakir ve düşkünlere vakfedildiğini belirten cümleye bakarak imaretin bir tür tabhane, yani konuk evi işlevi taşıdığını düşünür.

Vakfiyede imaretin işleyişi ayrıntılı biçimde tanımlanır. İlim ehli, dindar bir şeyh gelenleri mertebelerine göre ağırlayacak, bir imam beş vakit namazı ve teravihi cemaatle kıldıracak, bir müezzin ezan okuyacak, tecvid üzere Kur'an okuyan dört hafız her gün imarete devam ederek otuz cüzden birer cüz okuyacak ve sevabını vakıf sahibinin ruhuna bağışlayacaktı. Bunlara bir nakip, bir ferraş (kandilci görevini de o görür), bir aşçı, bir ekmekçi, bir kilerci ve vakıf gelirlerini tutan bir yazıcı eklenir. Ücretler dirhem ve müd cinsinden belirlenmiştir. Gelir kaynağı olarak Havza, Ladik, Vezirköprü, Kavak ve Amasya çevresindeki otuzu aşkın köy, mezra ve bağ vakfa bağlanmıştır; bunlar arasında Amasya'ya bağlı Kuşçular Köyü'nün yarı payı da vardır. Vakıf malları satılamaz, hibe edilemez, rehnedilemezdi; yalnızca değirmenler, evler ve dükkânlar kiraya verilebilir, o da üç yıldan uzun olmamak şartıyla. İmaret yıkılırsa vakıf gelirinden yeniden yapılacaktı. Mütevelli olarak önce baninin kendisi, ardından erkek çocukları, onların soyu tükenirse kız çocukları ve akrabaları belirlenmiştir.

Havza'daki hamamın banisi de tartışmalıdır. Hüsameddin, kasabadaki Selçuklu dönemine ait büyük hamamın doğusunda, yani arkasında, ona pek benzemeyen küçük bir hamam bulunduğunu ve bunu imareti yaptıran Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey'in yaptırdığını yazar. Toruk da imaretin yanındaki Selçuklu hamamına erkekler bölümünün eklenmesiyle yapının çifte hamam kimliği kazandığını belirtir. Halk arasında Mustafa Bey, Erkekler ya da Küçük Hamam adlarıyla bilinen bu kaplıca için Ekrem Hakkı Ayverdi de aynı vakfiyeye dayanarak Mustafa Bey'i bani gösterir. Bayraktar ise vakfiye tercümesinde Mustafa Bey'in Havza'daki vakıfları arasında hamamdan söz edilmediğine dikkat çeker. Kubbeli bir soyunmalık ile biri büyük, biri küçük iki halvetten oluşan serbest planlı yapının malzeme, işçilik ve cephe düzenine bakarak onu XV. yüzyılın ikinci yarısı ile XVII. yüzyıl sonu arasına tarihler ve banisi konusunda kesin bir şey söylenemeyeceği sonucuna varır. Böylece Mustafa Bey'in Amasya dışındaki tek hamamı da belge bakımından tartışmalı kalır.

Mehmed Paşa Mahallesi ve Çevresi

Hamam, Hüsameddin'in tarif ettiği topografyada Tımarhane'nin (bugünkü Bimarhane) doğusundaki Mehmed Paşa Mahallesi içinde yer alır. Mahalle doğuda Pirinççi ve Yâkûtiye, güneyde Yakup Paşa mahalleleriyle, kuzeyde ise Yeşilırmak'la sınırlıdır. Eski adı Tuğrakiye (Dugrâkiye) olan mahalle, bu adı Amasya valisi Nureddin Tuğrak'ın 631 (1233-34) yılında ırmak kenarında yaptırdığı mescitten ve onun güneyine bitişik türbesinden almıştır. Hüsameddin'e göre 890 (1485) yılından itibaren Mehmed Paşa Mahallesi denmeye başlanmış, Tuğrakiye adı yalnızca medrese için kalmıştır. Mahalleye yeni adını veren külliyeyi Şehzade Ahmed'in lalası, vezir Hızır Paşazâde Mehmed Paşa yaptırmıştır. Hüsameddin caminin kapı kitabesine dayanarak 900 (1494-95) yılını verir; Keskin ise Mehmed Paşa'nın 896 (1491) tarihli vakfiyesinin külliyeyi cami, iki yanında konuk hücreleri, tabhane, mutfak, fırın, mahzen ve on hücreli bir medreseyle birlikte zaten tarif ettiğini gösterir. Bu farkın nedeni kaynaklarda açıklanmaz.

Hüsameddin'in aktardığına göre külliye, Yeşilırmak'a bakan bir yerde kârgir bir caminin yanı sıra minare, imarethane, medrese ve baninin türbesinden oluşur; caminin güneyinde paşanın yaptırdığı bir Halvetî zaviyesi de vardı. Mustafa Bey'in hamamı bu caminin batısındadır, yani mahalleye adını veren külliyeden yarım asrı aşkın bir süre önce yapılmıştır. Mehmed Paşa'nın Mustafa'nın amcası Hızır Paşa'nın oğlu olduğu göz önüne alınırsa, hamamı yaptıran kişi ile mahalleye adını veren kişi amca çocuklarıdır. Keskin'in derlediği kaynaklara göre Mehmed Paşa 904 (1498) yılında Amasya'da ölmüştür. Hüsameddin aynı bölümde hamamın çevresine sonraki dönemlerde eklenen yapıları da sayar: 910 (1504-05) yılında caminin kıble tarafında Oruç Bey bir çeşme, 987 (1579-80) yılında kadılardan Hayreddin Efendi bir mescit yaptırmıştır. Mahalleye ilişkin 1523 tarihli tahrir defterine göre burada 43 hane, 19 mücerret ve bir imam yaşıyordu.

Hamamın Arkasındaki Dârülkurrâ

Hamamın doğusunda, Hüsameddin'in deyişiyle Mehmed Paşa Camii'nin güneyinde ve Mustafa Bey Hamamı'nın arkasındaki sokak içinde, Hacı Efendizâde Şeyh Mehmed Ağa'nın yaptırdığı bir dârülkurrâ vardı. Dârülkurrâ, Kur'an kıraatinin öğretildiği bir kurumdur. Hüsameddin'in eserinde yapım yılı mahalle anlatısında 1071, dârülkurrâlar listesinde 1073 olarak geçer; banisinin biyografisinde ise vakıflarını 1077 (1666-67) yılında düzenlediği yazılıdır. Şeyh Mehmed Ağa, bu kurumun giderleri için Yâkûtiye Mescidi sırasındaki on dükkânı ve karşısında yaptırdığı büyük bir değirmeni vakfetmiştir. Eserin biyografiler bölümünde de bu dârülkurrâ iki ayrı yerde doğrudan "Mustafa Bey Hamamı civarında" diye tarif edilir; Hüsameddin'in yer tariflerinde hamam, semtin başlıca işareti olarak kullanılır.

Kurumu yaptıran kişinin hayatı, XVII. yüzyıl Amasya'sının saraya uzanan ilişkilerini yansıtır. Şeyh Mehmed Ağa, eski Amasya mütesellimi Hacı Efendizâde Sarı Mehmed Ağa'nın oğludur. Gençliğinde sadrazam Bayram Paşa'nın himmetiyle Enderun'a alınmış, orada yetişip seferli koğuşuna girmiştir. Babası 1058 (1648) yılında öldürülünce sipahi olarak taşraya çıkarılmış, sekiz yıl kadar Amasya'da kalıp birkaç kez kethüdâyeri olmuş, Köprülü Mehmed Paşa'nın sadaretinden sonra yeniden saraya dönmüştür. 1073'te seferli kethüdası, 1077'de padişahın maiyetinde dülbend ağası ve kâtib-i esrar olmuş, Avcı Sultan Mehmed'in teveccühünü kazanmıştır. Hüsameddin bu yükselişin Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa'nın dikkatini çektiğini, 1080 (1669) yılında mîr-âlem olarak görevinden uzaklaştırıldığını ve 1081'de öldüğünü yazar. Dârülkurrâ, banisinin sarayda en parlak olduğu yıllarda memleketine bıraktığı bir hayır eseridir.

Dârülkurrânın ilk şeyhi konusunda Hüsameddin'in iki bölümü birbirini tam tutmaz. Kurumlar listesinde meşhur şeyhülkurrâ Hasan Efendi'nin ve ondan sonra Ehlullah Efendi'nin burada şeyh olduğu yazılıdır. Kişiler bölümünde ise Şeyh Mehmed Ağa'nın dârülkurrâyı Amasyalı Hasan'ın oğlu Sun'ullah Efendi için yaptırdığı ve şeyhliğini ona verdirdiği anlatılır. Sun'ullah Efendi hafızlığını tamamladıktan sonra İstanbul'a gitmiş, saray imamı Amasyalı Evliya Mehmed Efendi'den kıraat ilmini ve vecihlerini öğrenmiş, dönüşünde hafızlara kıraat ve Arap edebiyatı okutarak tanınmıştır. Listede adı geçen Hasan Efendi'nin Sun'ullah'ın babası mı, yoksa adın kısaltılmış biçimi mi olduğu kaynaktan anlaşılamamaktadır. Aynı bölümde Mehmed Paşa Külliyesi'ne ait çeşme, mescit ve medrese gibi yapıların da sayılması, hamamın mescitler, kıraat okulu ve medreselerle iç içe bir mahalle dokusunda durduğunu gösterir.

Mimari Özellikleri

Mustafa Bey Hamamı, Osmanlı hamam mimarisindeki soyunmalık, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık sırasına uyar. Bu sıra, yıkanan kişinin giderek ısınan bölümlerden geçmesini sağlar. Hamama mermerden bir çerçeve içindeki yay kemerli kapıdan girilir. Gövde duvarları moloz taş ve tuğla ile örülmüştür. Amasya merkezindeki su yapıları üzerine yapılan bir yüksek lisans tezi, kentteki on tarihî hamamın geleneksel Osmanlı hamam biçimine uygun olarak soyunmalık, ılıklık, sıcaklık, külhan ve su deposundan oluştuğunu, hepsinin sağlam ve faal olduğunu ve tek hamam tipinde, yani kadınlar ile erkekler için ayrı bölümler içermeyen bir düzende yapıldığını belirtir.

Soyunmalık kare planlıdır ve duvarlarında büyük nişler bulunur. Niş üzerleri mukarnaslıdır, mekân kubbeyle örtülüdür. Soğukluk bölümü de nişlerle düzenlenmiş duvarlarla kare bir mekân oluşturur ve kubbeyle kapanır. Sıcaklık iki kısımdan meydana gelir. Birinci kısım, dört yöne açılan dört kollu bir haç biçiminde, ortası kubbeli ve dört büyük nişli merkezî bir mekândır; envanter bu düzene haçvari eyvanlı der. İkinci kısım özel halvet hücrelerini içerir. Batı yönündeki iki halvet hücresinin gerisinde hamamın su deposu olan sarnıç ile ateşin yakıldığı külhan yer alır. Kare planlı soyunmalık ile sıcaklık dışarıdan iki ayrı kubbe olarak okunur.

Hamam araştırmalarında sıcaklık bölümünün planı, yapıları sınıflandırmanın temel ölçütü sayılır. Semavi Eyice'nin altı gruplu sınıflandırmasında "haçvari, dört eyvanlı, köşe hücreli" tip, yıldızvari tiple birlikte Anadolu'da en çok kullanılan iki plandan biridir. Sibel Yarar'ın derlediği örneklere göre bu tip XII. yüzyılda Ani'deki Selçuklu hamamlarından, XIII. yüzyılda Konya Sahip Ata Hamamı'ndan, XIV. yüzyılda Bursa Orhan Bey Hamamı'nın erkekler kısmından başlayarak XX. yüzyıla kadar sürmüştür. Mustafa Bey Hamamı'nın dört eyvanlı haçvari sıcaklığı ve halvet hücreleriyle bu yaygın ailenin bir üyesi olduğu düşünülebilir; ancak halvetlerin eyvanlar arasındaki köşelere mi, yoksa yalnızca batı yönüne mi yerleştiği yayımlanmış bir rölöve üzerinden ayrıca doğrulanmalıdır.

Külhan ve sarnıcın hamamın arka bölümünde bulunması, klasik Osmanlı hamamlarında görülen ısıtma düzenine uygundur: külhanda yakılan ateşin sıcağı sıcaklığın zemin altındaki boşluklarından geçer, su ise sarnıçtan alınıp ısıtılırdı. Bu işleyiş burada da varsayılabilir, fakat yapının tesisat ayrıntılarını anlatan bir belge bilinmemektedir. Mimarlık tarihçisi Ekrem Hakkı Ayverdi, Çelebi Mehmed ve II. Murad dönemini ele aldığı eserinde Amasya'daki bu hamamı plan çizimiyle birlikte incelemiştir; Toruk'un makalesindeki çizim de bu esere dayanır. Ayverdi aynı eserde Mustafa Bey'in Havza'daki imaretini ve kaplıcasını da planlarıyla birlikte yayımlamıştır.

Amasya'nın Başka Hamamları ve Aile Yapıları

Amasya'da bu hamamla yan yana anılan başka yapılar da vardır. Selim Özcan, şehzadeler dönemi Amasya'sını anlatırken kentin hamamlarını Mustafa Bey Hamamı (1436), Hızır Paşa Hamamı (1466), Kumacık Hamamı (1495) ve Sinan Paşa Hamamı (1511) sırasıyla sayar; bu dördü arasında Mustafa Bey Hamamı en eskisidir. Kumacık Hamamı, Kapıağası Ayas Ağa tarafından Bayezid Paşa Mahallesi'nde, Künç Köprü hizasında yaptırılmıştır; ilk adı araziyi satan Kocacık lakaplı aileden gelir. Soyunmalığı Türk üçgenleriyle geçilen büyük bir kubbeyle örtülüdür, sıcaklığı bir ana kubbe, dört eyvan ve köşe halvet hücreleriyle kurulmuştur. Mustafa Bey Hamamı gibi o da bugün çalışan tarihî hamamlar arasında sayılır. Yarar'ın incelemesi, bu yapının 1990 restorasyonu ve sonraki müdahalelerle ılıklık ve halvetlerinde önemli değişiklikler geçirdiğini, soyunmalık pencerelerinin bile sonradan açılıp kapatıldığını gösterir. Bu gözlem, Mustafa Bey Hamamı'nın bugünkü planının da yüzyıllar içindeki onarımlarla değişmiş olabileceğini düşündürür; hamamın onarım geçmişini gösteren yayımlanmış bir belge ise bulunamamıştır. Hüsameddin ayrıca Çifte Hamam'ın Bayezid Paşa döneminde Hacı Şadgeldi Hamamı adıyla anıldığını belirtir.

Yörgüç Paşa ailesinin Amasya'daki yapıları yalnızca hamamla sınırlı değildir. Hüsameddin'in tarifine göre paşa, bir daire içinde kurulmuş, cephesi mermerden, çevresi kırmızımsı taştan küçük ve sağlam bir cami, doğusunda bir minare, yanında kendisine ve çocuklarına ayrılmış bir türbe, karşısında bir imarethane ve caminin iki yanında dörder hücreli medreseler yaptırmış, bunları 834'te (1430-31) tamamlamıştır. Caminin kapısı üzerindeki kitabede paşanın adı "Atabeg Yörgüç" olarak geçer. Kapı bugün Amasya Müzesi'nde sergilenir ve orta sütunundaki yazıdan ustasının Ebu's-Silm en-Neccâr olduğu anlaşılır. Belgelerde Mustafa Bey Hamamı'nın bu külliyeyle ilişkilendirildiğine dair açık bir kayıt bulunmaz. Hamamın bulunduğu mahalleyi ise ailenin başka bir kolundan Mehmed Paşa'nın külliyesi adlandırır. Mustafa Bey Hamamı böylece aynı ailenin iki külliyesinin arasında kalan mahallede yer alır.

Sonraki Yüzyıllarda Yörgüç Paşazâdeler

Mustafa Bey 1444'te öldüğü hâlde, Hüsameddin'in eserinde "Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey" adı sonraki iki yüzyıl boyunca tekrar tekrar karşımıza çıkar. 918 (1512) yılında, Şehzade Ahmed ile Selim arasındaki taht mücadelesi sırasında Davud Paşa'nın oğlu Mustafa Paşa Amasya'ya beylerbeyi olarak geldiğinde, Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey Amasya alaybeyi olmuştur. XVII. yüzyılda ise aynı adı taşıyan biri, 1030 (1621) yılında Amasya sancağını Karahisar-ı Şarkî'den yöneten Seyyid Ali Paşa adına mütesellim olarak görev yapmış, 1035 (1625-26) yılında Yörgüç Paşa vakıflarına mütevelli olmuş, Sultan IV. Murad'ın Amasya mütesellimi Ömer Bey'i idam ettirmesinin ardından yeniden mütesellimliğe getirilmiştir. Hüsameddin'e göre mütevelli Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey 1044 (1634-35) yılında, öğrenci sayısının artması üzerine Yörgüç Paşa Camii'nin avlusunun doğusuna on iki hücreli ahşap bir medrese yaptırmış; bu medrese 1271 (1854-55) dolaylarında harap olarak bahçeye dönmüştür.

Bu kişilerin hepsinin aynı adam olup olmadığı belli değildir; adın aile içinde kuşaktan kuşağa verildiği anlaşılmaktadır. Hüsameddin'in biyografiler bölümü bu sürekliliği açıkça gösterir: Yörgüç Paşa vakfı mütevellisi Mustafa Bey bin Ali Bey'in oğlu Süleyman Bey, babası 1086 (1675-76) yılında ortadan kaybolunca Havza'daki "Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey imareti" vakfına mütevelli olmuş, 1099 (1687-88) yılında Amasya'daki Yörgüç Paşa vakfının da mütevelliliğini üstlenmiş, ayan meclisi üyesi olarak 1123 (1711-12) yılında ölmüştür. Hamamı yaptıran Mustafa Bey'in Havza'da kurduğu vakıf, vakfiyedeki mütevellilik şartına uygun biçimde, ölümünden iki yüzyılı aşkın bir süre sonra hâlâ aile içinde yönetiliyordu.

Yirminci Yüzyıl Başında Hamam

Hamamın yakın geçmişteki gündelik hayatına dair en canlı bilgiler, Osman Fevzi Olcay'ın gençlik yıllarını anlattığı Amasya Hâtıraları'nda bulunur. Olcay'a göre Hacı Hafız Ağa, Selağzı'ndaki Sinan Hamamı ile "Bimarhane önündeki Mustafa Bey Hamamı"nı birlikte işletirdi; iki hamamın kadınlar bölümünü ise eşi Ayşe Hanım idare ederdi. Amasya hamamlarının tek hamam tipinde olduğu düşünülürse, Olcay'ın kadınlar bölümü dediği şeyin ayrı bir mekândan çok kadınlara ayrılan gün ya da saatler olması muhtemeldir; bu bir çıkarımdır. Akşam hamam kapandıktan sonra her iki hamamın hizmetlileri gece nöbetinde külhanın durumuna bakarak ateşi yakarlardı. Hacı Hafız Ağa akşam yemeğinden sonra sokak kapısının karşısındaki oturma yerine geçer, nargilesini içerken komşularını kahveyle ağırlardı; aynı zamanda ata binip Göllü ve Köle Mezarı bağlarına ava giden bir avcıydı.

Olcay, hamamla külhanı arasında yüksekçe bir kahvehane bulunduğunu da anlatır. Akşamları buraya çıkan müdavimler genellikle Hint tavuğu ve Hint horozu meraklıları ile avcılardı. Şirvanlı Balaş Efendi, Sakızcıoğlu Mehmet, Kestekoğlu Ahmet Ağa ve Kalaycıoğlu Bekir horoz meraklılarının başında gelir, Şefik Paşazâde Rıza Bey ile Attar Kerim'in Yusuf Ağa ise avcıların önde gelenleri arasında sayılırdı; bazı geceler horozlarını getirip dövüştürdükleri de olurdu. Hamamın tam karşı köşesinde Mumcu Hakkı'nın evi vardı. Olcay, Bimarhane çevresindeki evleri tek tek sayarken hamamı bir mahalle köşesinin işareti olarak kullanır.

Bugünkü Durumu

Hamam, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün sorumluluğundaki birinci derece korunan yapılardandır. Kültür envanterinde yapının hâlâ hamam olarak kullanıldığı, su, elektrik ve ısıtma tesisatının bulunduğu belirtilir; rutubet sorunu da ayrıca not edilmiştir. Adresi Pirinççi Mahallesi'ndeki Habibi Sokak'tır ve Mehmet Paşa Caddesi üzerinde, Bimarhane'nin kuzeyindedir. Resmî tanıtımlar yapıyı 1436'da II. Murad'ın lalası Yörgüç Paşa'nın oğlu tarafından yaptırılmış bir Osmanlı hamamı olarak tanıtır. Envanter yapıyı Mehmet Paşa (Mustafa Bey) Hamamı adıyla kaydeder; bulunduğu mahallenin ve banisinin adı böylece birlikte anılır.

Kronoloji

1414: Şehzade Murad, Rum vilayeti beyliğiyle Amasya'ya gönderilir; Yörgüç Paşa lalası olarak yanına verilir.

1423: II. Murad, Yörgüç Paşa'yı Rum beylerbeyliğine tayin eder.

1429-30 (hicrî 833): Havza'daki Mustafa Bey İmareti'nin kitabesindeki tarih; Hüsameddin imaret için 835 (1431-32) yılını verir.

1430-31: Yörgüç Paşa'nın Amasya'daki cami ve imaret topluluğu (hicrî 834) tamamlanır.

1436 (hicrî 840): Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey, Mehmed Paşa Mahallesi'nde hamamı yaptırır; kaynaklarda 1437 de görülür.

1437 (21 Zilkade 840): Mustafa Bey'in Havza imaret ve hanına ait vakfiyesi düzenlenir; Bayraktar bu tarihi 15 Eylül 1436 olarak çevirir.

1442: Yörgüç Paşa ölür ve Amasya'daki camisinin türbesine defnedilir.

1444: Varna Savaşı; Mustafa Bey'in bu savaşta şehit düştüğü anlaşılmaktadır.

1466 (hicrî 871): Yörgüç Paşa'nın kardeşi Hızır Paşa ölür; Amasya'da adını taşıyan hamamın tarihi de bu yıl olarak verilir.

1485 (hicrî 890): Hüsameddin'e göre Tuğrakiye Mahallesi bu yıldan itibaren Mehmed Paşa Mahallesi diye anılmaya başlar.

1491 (hicrî 896): Hızır Paşazâde Mehmed Paşa'nın külliyesine ait vakfiye düzenlenir.

1494-95: Hüsameddin'in Mehmed Paşa Camii için verdiği yapım tarihi (hicrî 900).

1495: Ayas Ağa, Kumacık Hamamı'nı külliyesine akar olarak yaptırır.

1498: Mehmed Paşa Amasya'da ölür.

1512: Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey adını taşıyan bir kişi Amasya alaybeyi olur.

1523: Mehmed Paşa Mahallesi'nin tahrir defterindeki nüfusu: 43 hane, 19 mücerret, 1 imam.

1625-26 (hicrî 1035): Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey, Yörgüç Paşa vakıflarına mütevelli olur.

1634-35 (hicrî 1044): Mütevelli Mustafa Bey, Yörgüç Paşa Camii avlusuna on iki hücreli ahşap medreseyi yaptırır.

1660'lar (hicrî 1071-77): Hacı Efendizâde Şeyh Mehmed Ağa, hamamın arkasında dârülkurrâ yaptırır ve vakıflarını düzenler.

1675-76 (hicrî 1086): Süleyman Bey, Havza'daki Mustafa Bey İmareti vakfına mütevelli olur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

  • Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri" (hamamlar bölümü).

Çevrimiçi kaynaklar