Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Çıḳmasun diyü gözümden sürme-i gerdi anuñ
Girye ḳılmam ger bilem kim öldüre derdi anuñ
Ḳarşusına çekdügüm āhuñ duḫānı ‘aksini
Ṭurre şeklinde ruḫı mir’ātı gösterdi anuñ
Dā’imā şevḳ-i ruḫ-ı zībān ile dil ravżası
Bāġ-ı cennetdür ki her dem tāzedür verdi anuñ
‘Ālemi bir laḥẓada yıḳarsın ey eşk isteseñ
Yuymaġa bir çāre it göñlindeki gerdi anuñ
Ca‘feri yār olmasa bāġa ḳoma ey bāġbān
Gülleri pejmürde eyler hep dem-i serdi anuñ
Günümüz Türkçesiyle
1. Onun derdinin beni öldüreceğini bilsem de ağlamam; onun tozunun sürmesi gözümden çıkmasın diye.
2. Onun karşısına çektiğim ahın dumanının aksini, yüzünün aynası bir kâkül biçiminde gösterdi.
3. Gönül bahçesi, senin güzel yüzünün şevkiyle her zaman bir cennet bağıdır ki onun gülü her an tazedir.
4. Ey gözyaşı, istesen dünyayı bir anda yıkarsın; onun gönlündeki tozu yıkamak için bir çare bul.
5. Ey bahçıvan, sevgili yanında değilse Ca'fer'i bahçeye koma; onun soğuk soluğu bütün gülleri soldurur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Fiile Benzeyen Kafiyeler
"Anuñ" (onun) redifinin önünde "-erdi" ile biten kafiyeler durur: gerdi, derdi, gösterdi, verdi, gerdi, serdi. Bu kelimelerin çoğu Farsça bir isme Türkçe iyelik eki "-i" eklenmesiyle oluşur: "gerd" (toz), "derd", "verd" (gül), "serd" (soğuk). Ortaya çıkan biçimler kulakta Türkçe geçmiş zaman fiillerine benzer; ikinci beyitte ise kafiyede gerçek bir fiil vardır: "gösterdi". Üçüncü beyitteki "verdi" bu yüzden ilk bakışta "verdi" fiili gibi okunur, ama "verd-i", yani onun gülüdür. Kafiye, isim ile fiil arasındaki bu ses benzerliği üzerinde oynar.
Matla bir fedakârlığı anlatır. Sevgilinin yolunun tozu âşığın gözüne sürme olmuştur; ağlarsa gözyaşı bu sürmeyi yıkayıp götürür. Bu yüzden âşık, sevgilinin derdi onu öldürecek olsa da ağlamaz. Kahire ile Manchester nüshalarında bu beyitteki "ḳılmam ger bilem", "ḳılman kim bile" biçimini alır.
Gönüldeki Toz
Dördüncü beyitte "gerd" kelimesi yeniden kafiye olur, ama bu kez başka bir anlamla: sevgilinin gönlündeki toz, yani kırgınlık, küskünlük. Âşık gözyaşına seslenir: istese dünyayı bir anda sel gibi yıkabilir; o halde sevgilinin gönlündeki tozu yıkamak için de bir yol bulmalıdır. Matlada korunan toz sürme, dördüncü beyitte yıkanmak istenen toz kırgınlıktır. Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshaları bu beyitte "yuymaġa" yerine "yunmaġa" okur.
İkinci beyitte âşığın ahından çıkan duman, sevgilinin ayna gibi yüzüne yansır ve orada bir kâkül biçimini alır; yüzün üstüne düşen kara saç lülesi, âşığın ahının gölgesidir. Mahlas beyti bahçıvana seslenir: sevgili yanında değilken Ca'fer'i bahçeye sokmamalıdır, çünkü onun "dem-i serd"i, yani umutsuz, soğuk soluğu bütün gülleri soldurur. Nazmî'nin mecmuasında bu gazel yer bulmamıştır.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 409-410, gazel no. 112. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 112 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






