Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Nīk-ḫvāhī ḫoş ṭutup terk-i bed-endīş itmedüñ
Gül gibi yüz virdüñ aġyāra eyü iş itmedüñ
Çün ḳadem baṣduñ bisāṭ-ı ḥüsne ey ṣāḥib-cemāl
Ġırre olup baḫta hergiz yād-ı dervīş itmedüñ
Şerbet-i la‘lüñ yirine cāna ṣunduñ zehr-i ḳahr
Dem mi var kim nūşın ol bī-çārenüñ nīş itmedüñ
Zülfiñi ayaḳlara ṣalup benüm çoḳ sevdügim
Başuma anuñ ġamında az teşvīş itmedüñ
Ol büt-i ra‘nā öñüñden geçdi da‘vet ḳılmadın
Geldi gitdi ‘ömrüñ ey dil yār ile ‘īş itmedüñ
Zaḫma merhemdür ḫadengüñ olmışam mecrūḥ-ı ġam
Ey ṭabīb-i dil ne içün yād-ı dil-rīş itmedüñ
Niçe yıllardur ḳapuña yüz sürer Ca‘fer velī
Raḥm idüp bir gün anuñ ḥālini teftīş itmedüñ

Günümüz Türkçesiyle

1. İyilik dileyeni hoş tutup kötü düşüneni bırakmadın; ağyara gül gibi yüz verdin, iyi iş etmedin.

2. Ey güzellik sahibi, güzellik halısına adım bastığından beri bahtına güvenip dervişi bir kez bile anmadın.

3. Yakut dudağının şerbeti yerine cana kahır zehri sundun; hiç oldu mu ki o çaresizin balını iğneye çevirmeyesin?

4. Benim çok sevdiğim zülfünü ayaklara salıp onun gamıyla başımı az karıştırmadın.

5. Ey gönül, o şirin put sen davet etmeden önünden geçti; ömrün gelip geçti, sevgiliyle bir eğlence etmedin.

6. Okun yaraya merhemdir; gam yaralısı oldum. Ey gönül hekimi, gönlü yaralıyı niçin anmadın?

7. Ca'fer nice yıllardır kapına yüz sürer; ama acıyıp bir gün onun halini soruşturmadın.

Edebî ve Tarihî Yorum

Yapılmayanların Listesi

Gazel, sevgilinin yapmadıklarını sıralayan bir sitem listesidir ve listeyi redif taşır: "itmedüñ", yani "etmedin, yapmadın". Âşık her beyitte sevgilinin ihmal ettiği bir işi sayar: kötü niyetliyi bırakmadı, dervişi anmadı, balı iğneye çevirmeden durmadı, yaralıyı hatırlamadı, âşığın halini soruşturmadı. Kafiye "-īş" ile kurulur: bed-endīş, iş, dervīş, nīş, teşvīş, ‘īş, dil-rīş, teftīş. Farsça ve Arapça kelimelerin arasına matlada Türkçe "iş" kelimesi katılmıştır: "eyü iş itmedüñ", iyi iş etmedin.

Mahlas beyti divan dilinden çok bir resmî yazışmanın dilini hatırlatır. "Teftīş", bir durumu soruşturmak, incelemek demektir ve Osmanlı idaresinde bir şikâyetin ya da bir memurun işinin araştırılması için kullanılan bir terimdir. Ca'fer yıllardır sevgilinin kapısına yüz sürmektedir; sevgili ise bir gün olsun onun halini teftiş etmemiştir. Devlet hizmetinde bulunan bir şairin kaleminde bu kelime, âşığın şikâyetini bir dilekçeye benzetir.

Bal ile İğne

Üçüncü beyit Farsçada sık eşleştirilen iki kelimeyi kullanır: "nūş" (bal, tatlı içecek) ve "nīş" (arı iğnesi). İki kelime arasında tek bir harf farkı vardır ve anlamları birbirinin karşıtıdır. Sevgili âşığa dudağının şerbeti yerine kahır zehri sunmuştur; onun balını hep iğneye çevirir. Dördüncü beyitte "teşvīş" kelimesi hem karışıklık, dağınıklık hem de üzüntü, sıkıntı anlamına gelir; ayaklara kadar uzanan dağınık zülüf, âşığın başını da karıştırmıştır.

Beşinci beyitte âşık kendi gönlüne sitem eder: sevgili davet beklemeden önünden geçmiş, ama gönül fırsatı kaçırmıştır; ömür geçmiş, sevgiliyle bir eğlence yaşanmamıştır. Altıncı beyitte sevgilinin oku yaraya merhemdir; ama gönül hekimi yaralıyı hatırlamaz. Beşinci beyitteki "ḳılmadın", Paris, Ayasofya ve Hâlet Efendi nüshalarında redif kelimesinin kendisine, "itmedüñ"e döner; Hâlet Efendi nüshası aynı beyitte "gitdi" yerine "geçdi" okur. Nazmî'nin mecmuasında gazelin izi yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar