Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
‘Āşıḳuñ şimdi benem mātemin iden ölicek
Kim ider āh benüm mātemümi ben ölicek
Yār ḳalḳup gele mi öldügüñ işitse raḳīb
Ne olur şöyle ḳıyāmet mi ḳopar sen ölicek
Yuñ gülāb ile tenüm lāleden eyleñ kefenüm
Yüzi gül ḫaddi ‘arak-rīz ġamından ölicek
Beni ḳomaz ki yatup yār işiginde ölem
Yatacaḳ yir göreyin bulmaya düşmen ölicek
Dōstlar küşte-i ‘ışḳ olduġı şükrāneye siz
Ca‘ferüñ eylemeñüz üstine şīven ölicek
Günümüz Türkçesiyle
1. Şimdi âşık ölünce onun yasını tutan benim; ah, ben ölünce benim yasımı kim tutar?
2. Rakip: "Öldüğünü duysa yâr kalkıp gelir mi? Ne olur, sen ölünce kıyamet mi kopar?"
3. Gül yüzlünün, terlemiş yanaklının gamından ölünce, bedenimi gül suyuyla yıkayın, kefenimi lâleden yapın.
4. Beni sevgilinin eşiğinde yatıp ölmeye bırakmaz; düşman ölünce göreyim, yatacak yer bulamasın.
5. Dostlar, Ca'fer ölünce, aşk şehidi olmasına şükür olarak onun üstüne feryat etmeyin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Bir Cenaze Vasiyeti
Gazel bir âşığın kendi ölümünü düşünmesiyle kurulmuştur ve redifi de "ölicek", yani "ölünce"dir. Âşık matlada yalnızlığını söyler: o güne kadar ölen âşıkların yasını tutan kendisidir; ama kendisi öldüğünde yasını tutacak kimse kalmayacaktır. Üçüncü beyit bir cenaze vasiyetidir ve ölü yıkama ile kefenleme geleneğini bahar çiçekleriyle yeniden kurar. Ölü suyla yıkanır, beyaz bezle kefenlenir; âşık ise gül suyuyla yıkanmayı ve lâleden bir kefen istemektedir. Lâlenin kırmızısı, aşk şehidinin kanlı kefenini çağrıştırır.
Mahlas beyti bu fikri tamamlar. Ca'fer aşk şehidi olmuştur; dostlarından onun üstüne feryat etmelerini değil, şükretmelerini ister. Şehitler için yas yerine şükür beklenmesi, şehadeti bir mutluluk sayan anlayışa dayanır; âşık bu anlayışı aşk şehidine uygular. Kafiyede "-en" sesi vardır: iden, ben, sen, ġamından, düşmen, şīven.
Kalkıp Gelir mi?
İkinci beyit rakibin alaycı sorusunu aktarır. Âşık ölürse sevgili kalkıp gelir mi, onun ölümüyle kıyamet mi kopar? "Ḳalḳmak" ile "ḳıyāmet" kelimeleri aynı kökten gelen bir anlam taşır: kıyamet, ölülerin kalktığı gündür. Rakip, sevgilinin "kalkıp gelmesini" kıyametin kopmasıyla aynı imkânsızlıkta görür. Dördüncü beyitte âşık rakibe beddua eder: rakip onu sevgilinin eşiğinde yatıp ölmeye bırakmaz; o da öldüğünde yatacak bir yer, yani mezar bulamasın.
Nüsha farkları gazelin hemen her beytine dağılır. Kahire ile Manchester nüshaları ikinci beyitte "Yār" yerine "Dōst" okur. Üçüncü beytin ikinci mısraı Paris, Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshalarında "ol gülüñ ḫadd-i ‘araḳ-rīzi" biçimindedir. Dördüncü beyitte Paris nüshasında "yār" yerine "dilber", Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshalarında "devlet" vardır. Paris, Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshaları matlada "ider" yerine "ide" okur. Gazel, Nazmî'nin mecmuasına alınmamıştır.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 412-413, gazel no. 115. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 115 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






