Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Her gice ey meh cemālüñ çün taḫayyül eylerem
Ṭañlaram kim ben nice sensüz taḥammül eylerem
Senden ü benden kināyetdür nigārā ḳanda kim
Gāh vaṣf-ı gül gehī evṣāf-ı bülbül eylerem
Görinür zülfüñ ucından müşkil işler göñlüme
Her ḳaçan kim ḳur‘alar ṣalup tefe’’ül eylerem
Ḫāneḳāh içre riyā ile dirilmek niçe bir
Varuben meyḫāneye Ḥaḳḳa tevekkül eylerem
Yāra ḥālüm aġlasam dir Ca‘fer āgāham velī
Kimse baña gülmesün diyü teġāfül eylerem
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey ay, her gece güzelliğini hayal ettikçe, sensiz nasıl dayandığıma şaşarım.
2. Ey nigâr, nerede bir gün gülü, bir gün bülbülü anlatsam, senden ve benden kinayedir.
3. Ne zaman kura çekip fal baksam, gönlüme zülfünün ucundan zor işler görünür.
4. Tekkede riya ile yaşamak ne zamana dek? Meyhaneye varıp Hakk'a tevekkül ederim.
5. Ca'fer der ki: Halimi sevgiliye ağlayarak anlatmam gerektiğini bilirim; ama kimse bana gülmesin diye bilmezlikten gelirim.
Edebî ve Tarihî Yorum
Gül ile Bülbülün Anlamı
İkinci beyit, divan şiirinin en bilinen iki imgesinin ne anlama geldiğini şairin kendi ağzından söyler. Âşık nerede gülü ya da bülbülü anlatsa, bu sevgiliden ve kendisinden "kināyet"tir, yani dolaylı bir söyleyiştir. Gül sevgili, bülbül âşıktır. Divan şiirinde bu eşleşme okurca bilinir; ama bir gazelin içinde bu kadar açık söylenmesi seyrek görülür. Beyit böylece kendi geleneğine bir şerh düşer: bahar ve bahçe tasvirleri, aslında iki insan arasındaki hikâyenin anlatımıdır.
Redif "eylerem"dir; "-ül" ile biten kafiye kelimelerinin çoğu Arapça "tefa‘‘ul" kalıbındandır: taḫayyül (hayal etmek), taḥammül (dayanmak), tefe’’ül (fal açmak), tevekkül (Allah'a dayanmak), teġāfül (bilmezlikten gelmek). Bu kalıbın arasına ikinci beyitte Farsça "bülbül" girer. Aynı ses kalıbının tekrarı gazele düzenli bir ritim verir.
Fal, Meyhane ve Bilmezlikten Gelmek
Üçüncü beyit fal geleneğine dayanır. "Ḳur‘a ṣalmak", kura çekmek ya da zar atmak, "tefe’’ül" de bir işin sonucunu fal açarak anlamaya çalışmaktır. Âşık ne zaman fal baksa sevgilinin zülfünün ucu gibi karışık, düğümlü işler görür; falı hep zorluk çıkar. Dördüncü beyit zahitlere karşı bilinen bir tavrı tekrar eder: tekkede riya ile yaşamaktansa meyhaneye gidip yalnız Allah'a güvenmek. "Tevekkül", tasavvufun övdüğü bir haldir; burada meyhaneye giden âşığın sığınağı olur.
Mahlas beyti bir iç konuşmadır. Ca'fer halini sevgiliye ağlayarak anlatması gerektiğini bilir, ama ağlarsa insanların ona güleceğinden çekinir ve "teġāfül" eder, bilmezlikten gelir. Ağlamak ile gülmek arasındaki karşıtlık, âşığın utancını gösterir. Paris nüshasında matladaki "kim ben" "ben kim" sırasıyla yazılmıştır. Nazmî gazeli mecmuasına koymamıştır.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 423-424, gazel no. 131. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 131 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






