Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Sevmişem bir dilber-i fettānı kimdür dimezem
Ḥasretinden cān virürsem anı kimdür dimezem
Gerçi cān bulmaz murād ansuz dil ārām eylemez
Göñlümüñ ārāmı kām-ı cānı kimdür dimezem
Lāle gibi cānumı yaḳsa ḳarara dāġ-ı ġām
Ol yüzi beñlü şeh-i ḫūbānı kimdür dimezem
Şāne gibi cismümi eylerler ise şāḫ şāḫ
Zülfine baġ ḳoşduġum cānānı kimdür dimezem
Ger boġazumdan aṣalar ya yaḳalar şem‘ gibi
Bezm-i ruḫuñ şem‘-i nūr-efşānı kimdür dimezem
Ḳana yunsa göñlegüm gül gibi zaḫm-ı çūbdan
Gülşen-i cānuñ gül-i ḫandānı kimdür dimezem
Ger ḳulaġumca ḳılalar Ca‘ferā her pāremi
Ol ḳulaġı küpelü fettānı kimdür dimezem

Günümüz Türkçesiyle

1. Fettan bir dilber sevmişim, kim olduğunu söylemem; hasretinden can versem de onun kim olduğunu söylemem.

2. Gerçi can onsuz muradına ermez, gönül onsuz durulmaz; gönlümün huzuru, canımın dileği kimdir, söylemem.

3. Gam dağı canımı lâle gibi kapkara yaksa da o yüzü benli güzeller padişahının kim olduğunu söylemem.

4. Cismimi tarak gibi dal dal yarsalar da zülfüne baş koştuğum sevgilinin kim olduğunu söylemem.

5. Boğazımdan assalar ya da mum gibi yaksalar da yanak meclisinin nur saçan mumunun kim olduğunu söylemem.

6. Gömleğim sopa yarasından gül gibi kana boyansa da can gül bahçesinin gülen gülünün kim olduğunu söylemem.

7. Ey Ca'fer, her parçamı kulağım kadar doğrasalar da o kulağı küpeli fettanın kim olduğunu söylemem.

Edebî ve Tarihî Yorum

Sorgu Altında Sır Saklamak

Âşık sevdiği kişinin adını hiçbir koşulda açıklamayacağına söz verir; redif bu sözün kendisidir: "kimdür dimezem", "kim olduğunu söylemem". Âşık bu sözü giderek ağırlaşan cezaların karşısında tekrarlar. Önce hasret ve gam gelir; sonra bedenin tarak dişleri gibi dal dal yarılması, boğazından asılmak, mum gibi yakılmak, sopayla dövülüp gömleğin kana boyanması ve en sonunda kulak kadar parçalara doğranmak. Gazel bir sorgu sahnesi gibi kurulmuştur; her ceza bir sorudur ve âşığın cevabı hep aynıdır.

Her cezaya sevgiliden bir imge eşlik eder. Tarak gibi yarılan beden, taranan zülfü hatırlatır; mum gibi yakılan âşık, sevgilinin yanağının "nur saçan mumu"nu anar; kana boyanmış gömlek açmış bir güle benzer ve sevgiliyi "gülen gül" diye anar. Mahlas beytinde kulak kadar parçalara doğranmak, sevgilinin küpeli kulağıyla eşleşir. Kafiye "-ān" sesiyle döner: fettānı, anı, cānı, ḫūbānı, cānānı, nūr-efşānı, ḫandānı, fettānı.

Kulağı Küpeli

Mahlas beytindeki "ḳulaġı küpelü" sözü sevgiliyi küpe takmış bir genç olarak gösterir. Âşığın bedeninin "kulak kadar" parçalara doğranması ile sevgilinin küpeli kulağı arasında bir ses ve görüntü bağı vardır. Matlaın "fettān" kelimesi burada tekrar edilir; gazel aynı kelimeyle açılıp kapanır.

Kahire ve Manchester nüshaları ise redifi baştan sona "kimdür bilmezem", yani "kim olduğunu bilmem" diye verir. Bu okuyuş beytin anlamını değiştirir: sır saklayan bir âşık yerine sevdiğini tanımadığını söyleyen bir âşık ortaya çıkar. Daha küçük farklar da vardır: Ayasofya nüshası matlada "bir" yerine "bu", Paris nüshası ikinci beyitte "ārāmı" yerine "ārām u", Kahire, Paris ve Hâlet Efendi nüshaları beşinci beyitte "şem‘ gibi" yerine "şem‘-veş" okur; Paris, Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshalarında aynı beyitte "ruḫuñ" yerine "rūmuñ" vardır. Gazel Nazmî'nin derlemesine girmemiştir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar