Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Çarḫa yir yir od uran her gice āhumdur benüm
Tīre iden ‘ālemi dūd-ı siyāhumdur benüm
İşiginde yir bulalı göge irmişdür başum
Māh-ı nev kim görinür ṭarf-ı külāhumdur benüm
Şeb sipendin yaḳmaġa ey meh-liḳā her ṣubḥ-dem
Od bıraġan micmer-i eflāke āhumdur benüm
Her seḥergeh ḳapusında ol güzeller şāhınuñ
Nevbet-i şāhī fiġān-ı ṣubḥgāhumdur benüm
Niçe yıllardur senüñ yoluñda ṭopraġ olmışam
Dimedüñ bir gün ki Ca‘fer ḫāk-i rāhumdur benüm

Günümüz Türkçesiyle

1. Her gece feleğe yer yer ateş vuran benim ahımdır; dünyayı karartan benim kara dumanımdır.

2. Eşiğinde yer bulalı başım göğe ermiştir; görünen yeni ay benim külahımın kenarıdır.

3. Ey ay yüzlü, her sabah gecenin üzerliğini yakmak için feleklerin buhurdanına ateş atan benim ahımdır.

4. O güzeller padişahının kapısında her seher çalınan padişah nöbeti, benim sabah feryadımdır.

5. Nice yıllardır senin yolunda toprak olmuşum; bir gün olsun "Ca'fer benim yolumun toprağıdır" demedin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kapıda Çalınan Nöbet

Dördüncü beyit Osmanlı sarayının bir âdetine dayanır. "Nevbet-i şāhī", padişahın kapısında belirli vakitlerde, özellikle seher vakti çalınan mehter nöbetidir; bu nöbet hükümdarlığın işaretlerinden biri sayılırdı. Sevgili "güzeller şāhı"dır ve onun kapısında da her seher bir nöbet çalınır: bu, âşığın sabah feryadıdır. Saray töreni âşığın inleyişine dönüşür; feryat, sevgilinin hükümdarlığını ilan eden bir müziğe çevrilir.

Üçüncü beyit nazara karşı üzerlik yakma âdetini göğe taşır. "Sipend", yani üzerlik tohumu, kötü gözden korunmak için ateşe atılırdı. Gecenin yıldızları bu tohumlar gibidir; âşığın ahı her sabah göğün buhurdanına ateş atar ve yıldızları yakar. Seherde yıldızların sönmesi böylece âşığın ahıyla açıklanır. Kafiyeyi "-āh", redifi "-umdur benüm" oluşturur: āhum, siyāhum, külāhum, āhum, ṣubḥgāhum, rāhum.

Mesîhî ile Ortak İmgeler

Erünsal bu gazelin iki beytini Mesîhî'nin 160. gazeliyle karşılaştırır. Câfer Çelebi'nin ikinci beytinde yeni ay âşığın külahının kenarıdır; Mesîhî'nin beytinde gökte görünen güneş, şairin sevinçten göğe attığı külahtır. "Külahını göğe atmak" sevinç için kullanılan bir söyleyiştir. Câfer Çelebi'nin matlaındaki dünyayı karartan kara duman imgesi de Mesîhî'nin aynı gazelinde "Yüzini ḳara ḳılan dūd-ı siyāhumdur benüm" diye geçer. Erünsal, Mesîhî'nin kendine özgü bir üslubu olduğunu, Câfer Çelebi'den etkilenip etkilenmediğini söylemenin zor olduğunu belirtir.

Gazelin Nazmî'deki zemini Sultan Cem'in "Görinen çerh-i mu‘allak dûd-ı âhumdur benüm" matlalı gazelidir; Câfer Çelebi Kemalpaşazâde'den sonra gelir; ardından İshak Çelebi, Muhibbî, Lâmi'î, Âhî, Revânî ve Zâtî yer alır. Mahlas beyti tevazu ile sitemi birleştirir: Ca'fer yıllardır sevgilinin yolunda topraktır, ama sevgili bir kez bile onu kendi yolunun toprağı diye anmamıştır. Hâlet Efendi nüshası dördüncü beyitte "seḥergeh" yerine "seḥer kim" okur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 424-425, gazel no. 132. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
  • İsmail E. Erünsal, "Ca‘fer Çelebi'nin Edebî Kişiliği", Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı giriş bölümü, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 54-55 (Mesîhî, g. 160 ile karşılaştırma). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 132 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar