Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Sāḳiyā zer sāġara ṭoldur şarāb-ı nāblar
Çehre-i zerd üzre döksün müdde‘ī ḫūn-āblar
Germ olup ḥūrī-likālar pīrehen çāk eylesün
Bezme açılsun yine ḫuld-ı berīnden bāblar
Ḳaşlaruñ üzre perīşān it muṭarrā ṭurreñi
Kim çelīpālar yiridür kāfirī miḥrāblar
Sensüz ey serv-i revān girdāb-ı ḫūnīndür baña
Ṣu kenārında görinen lāle-i sīr-āblar
Ḳılca ḳalmış bir nice āşüfte-cāndur şevḳden
Mū degüldür Ca‘ferā bu zülf-i ‘anber-ṭāblar
Günümüz Türkçesiyle
1. Sâkî, altın kadehe saf şaraplar doldur; davacı rakip de sararmış yüzü üstüne kanlı yaşlar döksün.
2. Huri yüzlüler coşup gömleklerini yırtsın; meclise yine yüce cennetten kapılar açılsın.
3. Güzel kokulu perçemini kaşlarının üstüne dağıt; çünkü kâfir mihrapların yeri haçlardır. (Kaşlar mihraba, kıvrık perçem haça benzetilir.)
4. Ey salınan selvi, sensiz su kenarında görünen suya kanmış laleler bana kanlı girdaplardır.
5. Ey Ca'fer, bu amber kokulu zülüfler kıl değildir; şevkten kıl kadar kalmış birçok perişan candır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Altın Kadeh, Sarı Yüz
Gazelin ilk beyti meclisi iki renkle kurar. Sâkî altın kadehe saf şarap doldurur; meclisin dışında kalan davacı (müdde‘ī), yani âşığın rakibi, sararmış yüzüne kanlı yaşlar döker. Altının sarısı ile rakibin yüzünün sarısı, şarabın kırmızısı ile gözyaşının kanı birbirine karşılık gelir. Kafiye ile redif "-āblar" sesinde birleşir: nāblar (saf şaraplar), ḫūn-āblar (kanlı sular), bāblar (kapılar), miḥrāblar, sīr-āblar (suya kanmış olanlar) ve ‘anber-ṭāblar (amber kokulu büklümler). Çoğul ekiyle kurulan bu redif, gazelin bütün imgelerini çokluk içinde gösterir.
İkinci beyitte meclisin coşkusu cennetle karşılaştırılır: huri yüzlüler gömleklerini yırtar, meclise cennetten kapılar açılır. Gömlek yırtmak, divan şiirinde vecd ve coşkunun bilinen göstergesidir.
Mihrap ve Haç
Üçüncü beyit, divan şiirinin sevgiliyi iki dinin simgeleriyle anlatma geleneğine yaslanır. Kaşlar kemerli biçimiyle mihraba benzetilir; perçem ise kıvrımları ve siyahlığıyla küfrü, haçı (çelīpā) çağrıştırır. Âşık sevgiliden perçemini kaşlarının üstüne dağıtmasını ister, çünkü "kâfir mihrapların" yeri haçlardır: kaşlar küfürle örtülünce mihrap kâfirleşir. Beyit, kutsal ile yasak olanı aynı yüzde buluşturan alaycı bir incelik taşır.
Dördüncü beyitte ayrılık manzarayı değiştirir. Su kenarında açan laleler, sevgili yokken âşığa kan girdapları gibi görünür; lalenin kırmızısı ve suyun dönüşü, gözyaşıyla kanın karıştığı bir girdaba dönüşür. Mahlas beyti zülfün her telini bir âşığın canına benzetir: aşk yüzünden zayıflayıp kıl inceliğine inmiş canlar zülfe karışmıştır ve gözün kıl sandığı şey aslında perişan canlardır. "Perīşān" kelimesi hem dağınık saçı hem de perişan hâli anlatır. Nazmî bu gazeli mecmuasına almamıştır; Erünsal'ın tezindeki nüshalar da metin üzerinde dikkate değer bir ayrılık göstermez.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 333, gazel no. 23. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 23. https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






