Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün
Öldi cān ġuṣṣadan behey kāfir
Döndi tābūta ten behey kāfir
Cevrüñüñ cān ise me’āli meh al
Cāna ḳalmaz seven behey kāfir
Yiter atduñ cefā ṭaşın raḥm it
Burc degüldür beden behey kāfir
Arturup nāzuñı niyāzumdan
Ḳaçma benden igen behey kāfir
Ne sürürsin beni maḥallüñden
Bülbülüñdür çemen behey kāfir
Hele bir bī-güneh müsülmānı
N’olur öldürmeden behey kāfir
Beyt-i ma‘mūr iken dil-i Ca‘fer
Böyle yıḳmaḳ neden behey kāfir
Günümüz Türkçesiyle
1. Can gamdan öldü, behey kâfir; ten tabuta döndü, behey kâfir.
2. Ey ay yüzlü, cevrinin varacağı yer can ise al; seven canına bakmaz, behey kâfir.
3. Attığın cefa taşları yeter, merhamet et; beden bir kale burcu değildir, behey kâfir.
4. Benim yalvarmamdan nazını artırıp benden bu kadar kaçma, behey kâfir.
5. Beni mahallenden ne diye sürüyorsun? Çimen, bülbülünün yeridir, behey kâfir.
6. Hele bir günahsız Müslümanı öldürmeden bıraksan ne olur, behey kâfir?
7. Ca'fer'in gönlü Beytü'l-Ma'mûr iken onu böyle yıkmak niye, behey kâfir?
Edebî ve Tarihî Yorum
Kısa Vezin, Keskin Hitap
Gazel aruzun hafif bahrinden kısa bir kalıpla, "fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün" ile yazılmıştır ve her mısra birkaç kelimeden ibarettir. Redif "behey kāfir" bir hitaptır; "behey" ünlemi azarlama, sitem ve yakınma tonunu taşır, bugün de konuşma dilinde "behey adam" gibi kullanılır. Sevgiliye "kâfir" denmesi divan şiirinde sık görülür: merhamet bilmeyen, Müslüman âşığın kanına giren, gönül yıkan güzel bu adla anılır. Kısa mısralar ve her beyitte tekrar edilen sert hitap, gazeli bir sitem dizisine çevirir. Kafiye "-en" sesine dayanır: ten, seven, beden, igen, çemen, öldürmeden, neden; matlaın ilk mısraında da "ġuṣṣadan" bu sese katılır.
Her beyit sevgiliye başka bir suç yükler. İkinci beyitte âşık canını teslim etmeye hazırdır: cevrin amacı can almaksa alsın, seven zaten canına bakmaz. Üçüncü beyitte sevgilinin cefası, kale burçlarına atılan mancınık taşlarına benzer; âşık bedeninin bir burç olmadığını, bu taşlara dayanamayacağını hatırlatır. Dördüncü beyit naz ile niyazı karşı karşıya getirir: âşık yalvardıkça sevgili nazını artırır ve kaçar. "İgen" kelimesi, "pek, çok" anlamında eski bir Türkçe kelimedir.
Bülbül ve Beytü'l-Ma'mûr
Beşinci beyit, mahallesinden sürülen âşığın itirazıdır: sevgilinin mahallesi bir çimendir ve âşık onun bülbülüdür; bülbül çimenden sürülmez. Altıncı beyit "kâfir" hitabını tam anlamıyla kullanır: günahsız bir Müslümanı öldürmek, kâfirin işidir. Mahlas beytinde ise âşığın gönlü "Beyt-i ma‘mūr"a benzetilir. Beytü'l-Ma'mûr, İslam inancında gökte, Kâbe'nin hizasında bulunduğuna ve meleklerin tavaf ettiğine inanılan evdir; kelimenin "bayındır, mamur ev" anlamı da yıkmak fiiliyle karşıtlık kurar. Bayındır ve kutsal bir evi yıkmak, kâfirliğin son kanıtı olur.
Bu sitem gazeli Nazmî'nin mecmuasına girmemiştir; Erünsal'ın tezi de nüshalar arasında önemli bir okuma farkı kaydetmez.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 334-335, gazel no. 25. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 25. https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






