Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün
Manẓūrı dīdemüñ ḳaçan ol māhitāb olur
Burc-ı şerefde ẕerrelerüm āfitāb olur
Zülfüñ olursa ruḫlaruña perde ġam degül
Zīrā niḳābı mihr ile māhuñ seḥāb olur
‘Ārıż olalı ‘ārıż-ı dildāra ḫaṭ-ı sebz
Gūyā benefşeden gül-i surḫa niḳāb olur
Ġamzeñ muḳīm olursa göñülde ‘aceb degül
Uġrılaruñ maḳāmı ribāṭ-ı ḫarāb olur
Ca‘fer mürīd-i pīr-i ḫarābāt ise ne ṭañ
Çünkim bu ṭavr lāzım-ı ‘ahd-i şebāb olur
Günümüz Türkçesiyle
1. O ay ışığı (sevgili) gözümün baktığı yer olunca, şeref burcunda zerrelerim güneş kesilir.
2. Zülfün yanaklarına perde olursa gam değil; çünkü güneşin ve ayın peçesi buluttur.
3. Sevgilinin yanağında yeşil ayva tüyü belireli, sanki kırmızı güle menekşeden bir peçe olmuştur.
4. Gamzen gönülde konaklarsa şaşılmaz; hırsızların durağı yıkık kervansaraydır.
5. Ca'fer meyhane pîrinin müridi ise şaşılır mı? Bu tavır gençlik çağının gereğidir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Ay, Güneş ve Bulut
Gökyüzünün dili ilk beyitten başlar. Sevgili bir ay ışığıdır (māhitāb); âşığın gözü ona bakınca âşığın zerreleri, yani en küçük parçaları bile, güneşin en parlak olduğu "şeref burcu"nda güneşe döner. Eski gökbilimde her gezegenin gücünün en yüksek olduğu bir burç vardır ve güneşin şerefi Koç burcundadır; ay ışığına bakan zerrenin güneşleşmesi, sevgilinin ışığının âşığı yükselttiğini anlatır. Erünsal bu matlaı, revî, kayd, dahîl ve te'sîs harflerinin aynı olduğu iltizamlı kafiyeye örnek gösterir: "māhitāb" ile "āfitāb" son seslerinin yanında önlerindeki hecelerle de birbirine uyar.
İkinci beyit aynı gökyüzünü sürdürür: sevgilinin yanağını örten zülüf, güneşi ve ayı örten buluttur ve bunda üzülecek bir şey yoktur. Üçüncü beyitte "‘āriż" kelimesi iki kez ve iki ayrı anlamda kullanılır: birincisi "beliren, ortaya çıkan", ikincisi "yanak" demektir. Aynı yazılışta iki anlamın bu biçimde yan yana gelmesi tam cinastır. Yanakta beliren yeşilimsi tüy, kırmızı güle menekşeden yapılmış bir peçedir.
Yıkık Kervansaray
Dördüncü beyit gönlü yıkık bir kervansaraya (ribāṭ-ı ḫarāb) benzetir. Yol üstündeki yıkık hanlar hırsızların sığınağıdır; sevgilinin gamzesi de bir hırsız gibi gönle yerleşmiştir. Gönül aşk yüzünden harap olduğu için bu yerleşme şaşılacak bir şey değildir. Mahlas beyti meyhane pîrine bağlanan şairi gençliğin geçici bir tavrıyla mazur gösterir: Ca'fer meyhanenin piri olan yaşlı şarapçıya mürit olmuşsa bu, gençlik çağının gereğidir.
Ahmedî'nin "Cânâ ne leb durur bu ne yâkût-ı nâb olur" gazeli Nazmî'nin mecmuasında geniş bir nazire grubu toplar; Câfer Çelebi'nin şiiri de bu gruptadır. Şeyhî ve Kâsım Paşa'nın şiirlerinden sonra Câfer Çelebi gelir; ardından Kâdirî, Abdülkerimzâde, Zâtî, Revânî, Mesîhî, Sürûrî-i Müderris, Sücûdî, Şevkî ve Nazmî'nin iki naziresi sıralanır. İkinci beytin "ġam" kelimesi Paris ve Ayasofya nüshalarında "ṭañ" (şaşılır şey) olur; bu fark Erünsal'ın tezinde kayıtlıdır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 336-337, gazel no. 27. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, "Ca‘fer Çelebi'nin Edebî Kişiliği", Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı giriş bölümü, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 65 (iltizam kafiye). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 27 (nüsha farkı). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Resmî kaynaklar
- M. Fatih Köksal (hzl.), Edirneli Nazmî, Mecma‘u'n-Nezâ'ir, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 607-611, şiir no. 1725-1738 (Câfer Çelebi'nin naziresi no. 1728). https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
Çevrimiçi kaynaklar






