Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Lebüñe öykünelden ġonca-ı ter
Ṣabā ḫışm eyleyüp aġzını yırtır
Hevā-yı ḳaddüñ ile serv gibi
Delürmiş ṭaġlara düşmiş ṣanavber
Görenler ḫaṭṭuñı ḫaddüñde eydür
Benefşe bitürür berg-i gül-i ter
Lebüñüñ ḫaṭṭ-ı reyhānın muḥaḳḳaḳ
Ḫat-ı Yāḳūtdan tercīḥ iderler
Mezārında bite güllerle lāle
Ölürse ruḫlaruñ şevḳi-yle Ca‘fer

Günümüz Türkçesiyle

1. Taze gonca senin dudağına öykünmeye kalkalı saba rüzgârı öfkelenip onun ağzını yırtar. (Goncanın açılması, ağzının yırtılmasına benzetilir.)

2. Çam ağacı, selvi gibi senin boyunun hevesine düşmüş; delirmiş, dağlara düşmüş.

3. Yanağındaki ayva tüyünü görenler "taze gül yaprağı menekşe bitiriyor" der.

4. Dudağının çevresindeki reyhanî yazıyı, şüphesiz, Yâkût'un yazısından üstün tutarlar.

5. Ca'fer yanaklarının şevkiyle ölürse mezarında güllerle lale bitsin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Hattatın Beyti

Dördüncü beyit bir hattatın kalemiyle yazılmış gibidir. Câfer Çelebi, Hüsameddin'e göre hat sanatını Amasya'da Şeyh Hamdullah'tan öğrenmiş, Müstakimzâde'nin Tuhfe-i Hattâtîn'inde de hattat olarak anılmıştır. Beyit üç kelimeyi hem güzellik hem hat terimi olarak kullanır. "Ḫaṭṭ-ı reyḥān" dudağın çevresindeki reyhan otuna benzeyen tüydür, aynı zamanda reyhânî diye bilinen yazı çeşidini çağırır. "Muḥaḳḳaḳ" kelimesi "şüphesiz" anlamında kullanılmıştır ama altı kalem denen klasik yazı çeşitlerinden birinin de adıdır. "Ḫaṭ-ı Yāḳūt" ise hem yakut kırmızısı dudağın çizgisi, hem de bu yazı çeşitlerini kurallarına bağlayan büyük hattat Yâkût el-Müsta'sımî'nin yazısıdır. Beyit, sevgilinin yüzündeki "yazı"nın en büyük hattatın yazısından üstün tutulduğunu söyler.

Diğer beyitler bahçe ve tabiat imgelerine dayanır. İlk beyitte gonca, sevgilinin dudağına öykündüğü için saba yelinin öfkesine uğrar ve ağzı yırtılır; çiçeğin açılması bir cezaya dönüştürülmüştür. İkinci beyitte çam ağacının dağlarda bitmesi, sevgilinin boyuna âşık olup Mecnun gibi dağlara düşmesine bağlanır. Üçüncü beyitte gül yaprağına benzeyen yanakta beliren koyu tüyler, gül yaprağının menekşe bitirmesine benzetilir. Son beyitte âşığın mezarında biten güller ve lale, sevgilinin yanaklarına duyduğu özlemin ölümden sonra da sürmesidir.

Nazmî'deki Yeri

Nazmî'nin mecmuasında "-er" kafiyeli bu zemin kalabalık bir bölüm oluşturur. Ahmedî, Nesîmî, Celîlî ve Sâfî mahlaslı Kâsım Paşa'nın gazellerinin ardından Kâsım Paşa'nın "Saçuñ sünbül yüzüñ berg-i gül-i ter" diye başlayan gazeli gelir ve Câfer Çelebi'nin şiiri bu gazele yazılan nazireler arasındadır. Aynı grupta Refîkî, Nâmûsî, Sürûrî-i Müderris, Üsküplü İshak Çelebi, Me'âlî, Revânî, Aşkî, Senâyî, Şem'î, Mesîhî, Sehî, Münîr, Kanuni Sultan Süleyman, Nûrî, Câmî-i Emîn ve Derûnî de vardır. Mecmuada ilk beyit "agzını yırtar", üçüncü beyit "aydur" biçimindedir.

Divan nüshalarındaki farklar ek düzeyindedir: Erünsal'ın tezinde dördüncü beytin "reyḥānın" kelimesi Hâlet Efendi ve Ayasofya'da "reyḥānı", son beytin "bite"si Paris ve Hâlet Efendi'de "biter" olarak geçer.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 28 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar