Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Cān ki bir gün yüzlü māhuñ āsitānın yaṣdanur
Bendedür ḫāk-i der-i şāh-ı cihānın yaṣdanur
Rāḥat olur baş ḳoyup bālin-i devlet üstine
Kim ki zānū-yı ḥabīb-i dil-sitānın yaṣdanur
Bir gümüş ṭāḳa cemāli şemsesi taṣvīr olur
Sā‘idi üzre düşüp dilber ki yanın yaṣdanur
Türk-i tīr-endāzı kim cān ile dil ṣayyādıdur
Uyḳuya varmış kemīn-gehde kemānın yaṣdanur
İşigin kim bekleyüp yatur güzeller dilberüñ
Ṣan melā’ik Ca‘ferā ‘arş āsitānın yaṣdanur

Günümüz Türkçesiyle

1. Güneş yüzlü bir ayın eşiğine başını yaslayan can, dünya padişahının kapısının toprağına baş koyan bir kuldur.

2. Gönül alan sevgilinin dizine başını koyan kişi, başını devlet yastığına koyup rahat eder.

3. Sevgili kolunun üstüne yanını verip yaslandığında, güzelliğinin şemsesi gümüş bir kemerde resmedilmiş gibi olur.

4. Canla gönlün avcısı olan ok atıcı Türk (göz), pusu yerinde uykuya dalmış, yayına yaslanıyor.

5. Ey Ca'fer, sevgilinin eşiğini bekleyip yatan güzeller, sanki Arş'ın eşiğine yaslanan meleklerdir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Yaslanmanın Beş Hâli

Her beyitte başka biri başka bir şeye yaslanır; redifteki "yaṣdanur" fiili yaslanmak, başını koymak demektir: can sevgilinin eşiğine, âşık sevgilinin dizine, sevgili kendi koluna, göz yayına, güzeller de sevgilinin eşiğine. Kafiye "-ānın" hecesinde kurulur: āsitānın, cihānın, dil-sitānın, yanın, kemānın, āsitānın; ilk ve son beyitte "āsitān" (eşik) kelimesinin tekrarı gazeli bir çerçeve içine alır. Başlangıçta eşik âşığın yeridir, sonda ise güzellerin.

İlk iki beyit eşik ve diz arasında bir saray düzeni kurar. Sevgilinin eşiğine baş koyan can, padişah kapısının toprağına yüz süren bir kul gibidir; sevgilinin dizine baş koyan ise "devlet yastığı"na başını koymuştur. "Devlet" burada hem talih hem saltanat anlamını taşır: diz bir taht yastığına dönüşür.

Şemse ve Uyuyan Okçu

Üçüncü beyit bir süsleme sanatı terimine dayanır. Şemse, kitap kaplarında, tavanlarda ve kubbelerde kullanılan güneş biçimli bir süs motifidir. Sevgili beyaz koluna yaslanınca yüzü, gümüş bir kemerin içine işlenmiş bir şemseye benzer; kol gümüş kemer, yüz de güneş motifidir. Dördüncü beyitte sevgilinin gözü, canları ve gönülleri avlayan "Türk" okçudur; uykuya dalmış, pusu yerinde yayına yaslanmıştır. Kapalı göz uyuyan avcı, kaşın kavsi de onun yasladığı yaydır. Bu beytin "cān ile dil" sözü nüshalarda bir sayı kazanır: Erünsal'ın tezine göre Paris "bir cān u dil", Hâlet Efendi ve Ayasofya "yüz cān u dil" (yüz can ve gönül) yazar.

Erünsal mahlas beytini Câfer Çelebi'nin teşbih örnekleri arasında verir: sevgilinin eşiğinde bekleyen güzeller, Arş'ın, yani Allah'ın tahtının eşiğinde duran meleklere benzetilir. Sevgilinin kapısı böylece göğün en yüce kapısıyla eşitlenir ve gazelin başındaki padişah kapısı benzetmesi en uç noktasına ulaşır. Nazmî'nin mecmuasında bu gazelin adı geçmez.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 343, gazel no. 35. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
  • İsmail E. Erünsal, "Ca‘fer Çelebi'nin Edebî Kişiliği", Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı giriş bölümü, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 60 (teşbih). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 35 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Çevrimiçi kaynaklar