Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Bir şāha ḳul oldum ki temāşāya ḳomazlar
Kılmaġa naẓar ol ruḫ-ı zībāya ḳomazlar
Zülf-i siyehi perde-i Beytü’l-Ḥarem iken
Yüz sürmege ol zülf-i semen-sāya ḳomazlar
Cānum leb-i la‘linden ider ġamzeleri dūr
Miskīn megesi ḳonmaġa ḥelvāya ḳomazlar
Şevḳ ile eger aġzuma biñ kez gele cānum
İrişmege ol la‘l-i güher-zāya ḳomazlar
Cām-ı lebinüñ cür‘asıdur būse-i cān-baḫş
Bir cür‘ayı da ‘āşıḳ-ı şeydāya ḳomazlar
‘Āşıḳ dem-i vaṣlına ḳaçan yol bula anuñ
Şeh bezmine dervīş-i fürū-māye ḳomazlar
Ca‘fer boyuñı ḥalḳa daḫi eylese devrān
Yüz sürmege dergāh-ı mu‘allāya ḳomazlar
Günümüz Türkçesiyle
1. Öyle bir padişaha kul oldum ki onu seyretmeye bırakmazlar; o güzel yüze bakmaya bırakmazlar.
2. Siyah zülfü Kâbe'nin örtüsü iken, o yasemin kokulu zülfe yüz sürmeye bırakmazlar.
3. Gamzeleri canımı yakut dudağından uzak tutar; zavallı sineği helvaya konmaya bırakmazlar.
4. Şevkle canım bin kez ağzıma gelse, o inci doğuran yakut dudağa ulaşmaya bırakmazlar.
5. Can bağışlayan öpücük onun dudak kadehinin bir yudumudur; o bir yudumu bile çılgın âşığa bırakmazlar.
6. Âşık onun vuslat anına ne zaman yol bulacak? Padişahın meclisine sermayesiz dervişi bırakmazlar.
7. Ca'fer, felek boyunu bükse, halka gibi iki büklüm de etse, o yüce dergâha yüz sürmeye bırakmazlar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Kapıda Bekleyenler
Gazelde birileri âşığın yolunu hep keser, ama kim oldukları hiç söylenmez: redif "ḳomazlar", yani "bırakmazlar"dır. Kimin bırakmadığı belirsizdir: kapıcılar, rakipler, sevgilinin gamzeleri, belki zamanın kendisi. Bu belirsizlik gazele bir saray havası verir. İlk beyitte sevgili bir padişahtır ve âşık onun kulu olmuştur, ama efendisinin yüzünü görmesine izin verilmez. Son beyitte aynı saray düzeni tamamlanır: Ca'fer felekten iki büklüm olsa da yüce dergâha yüz sürmeye bırakılmaz. Altıncı beyitte padişah meclisine sermayesi olmayan dervişin alınmaması, âşığın vuslata yol bulamayışının gerekçesi olarak kullanılır. Kafiye "-āya" sesinde toplanır: temāşāya, zībāya, semen-sāya, ḥelvāya, güher-zāya, şeydāya, fürū-māye ve mu‘allāya.
Üçüncü beyit gündelik bir sahneden alınmıştır. Helvaya konmak isteyen sinek kovalanır; âşığın canı da sevgilinin tatlı dudağına yaklaşmak isteyen zavallı bir sinektir ve gamzeler onu uzak tutar. Dördüncü beyitte "can ağza gelmek" deyimi, yani ölümün eşiğine varmak, kendi düz anlamıyla da kullanılır: can bin kez ağza gelir ama yine de sevgilinin ağzına, yakut dudağına ulaşamaz.
Bir Yudumun Hakkı
Beşinci beytin nüktesi "ḳomaḳ" fiilinin iki anlamına dayanır. Fiil hem "izin vermek" hem "bir şeyi geride bırakmak" demektir. Meclislerde kadehin dibinde kalan son yudum (cür‘a) yere dökülür ya da geride kalanlara bırakılırdı; âşık, sevgilinin dudak kadehinden kalan bu yudumun, yani bir öpücüğün bile kendisine bırakılmadığından yakınır. İkinci beyitte de kutsal ile aşk aynı imgede buluşur: sevgilinin siyah zülfü Kâbe'nin siyah örtüsüdür ve ona yüz sürmek, hacıların örtüye yüz sürmesi gibi bir ibadettir.
Neşrin vezin satırında ikinci tef'ile "Mefā‘īü" diye dizilmiştir; burada doğru biçimi "mefā‘īlü" verilmiştir. Paris nüshası metinden belirgin biçimde ayrılır: Erünsal'ın tezine göre üçüncü beyitte "Cānum" yerine "Cām-ı" okur ve altıncı beyitte "‘Āşıḳ ḥarem-i vaṣlına yol bula mı anuñ" diye ayrı bir mısra verir; aynı nüsha "bezmine" yerine "yerine" yazar. Nazmî mecmuasında bu gazele yer açmamıştır.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 343-344, gazel no. 36. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 36 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






