Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Āteş-i ‘ışḳuñla gerçi meskenüm külḫan durur
Sen Ḫalīlüñ şevḳi ile ol baña gülşen durur
Şem‘ yaḳup n’eylesün her-sāyeler çün her gice
Āteş-i sīnem şu‘ā‘ından cihān rūşen durur
Çāresi siḥr ögrenüp āhen-rübā olmaḳ gerek
Bildüñ ey dil çün kim anuñ göñlini āhen durur
Sīneme zaḫm urıcaḳ peykānuñuñ surḫ olduġı
Āteş-i dildendür ey cān ṣanma kim ḳandan durur
Bir çemendür bezm-i ehl-i dil ki anda Ca‘ferā
Gūyiyā cām u ṣurāḥī lāle vü sūsen durur

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşkının ateşiyle evim gerçi bir külhandır; ama sen Halil'imin (İbrahim gibi dostumun) şevkiyle o bana gül bahçesidir.

2. Komşular her gece ne diye mum yaksınlar? Göğsümün ateşinin ışığından dünya aydınlıktır.

3. Ey gönül, onun gönlünün demir olduğunu bildin; çaresi büyü öğrenip mıknatıs olmaktır.

4. Okunun ucunun göğsüme yara açınca kızarması, ey can, gönül ateşindendir; kandan sanma.

5. Ey Ca'fer, gönül ehlinin meclisi bir çimendir; orada kadeh ve sürahi sanki lale ile süsendir.

Edebî ve Tarihî Yorum

İbrahim'in Ateşi

İlk beytin arkasında Kur'an'da anlatılan bir kıssa vardır: Nemrut'un Hz. İbrahim'i attığı ateş, Allah'ın emriyle onun için serin ve esenlikli bir gül bahçesine dönmüştür. İbrahim'in lakabı "Ḫalīl", yani Allah'ın dostudur. Âşığın evi aşk ateşi yüzünden bir külhana, hamamların ateş yakılan ocağına dönmüştür; ama sevgilinin şevki onu İbrahim'in ateşi gibi gül bahçesine çevirir. "Ḫalīl" kelimesi burada hem peygamberin lakabı hem de "dost, sevgili" anlamıyla iki yönlü okunabilir. Redif "durur" (-dır); kafiyede "-en" sesi işitilir: külḫan, gülşen, rūşen, āhen, ḳandan, sūsen.

İkinci ve dördüncü beyitler aynı ateşi başka yerlere taşır. Âşığın göğsündeki ateş o kadar parlaktır ki komşuların mum yakmasına gerek kalmaz; bütün dünyayı o aydınlatır. Okun ucunun yaradan çıkarken kızıl görünmesi de kandan değil, gönüldeki ateşte kızmasındandır. Bu, gerçek sebebi bir yana bırakıp şairane bir sebep koyan hüsn-i ta'lil örneğidir.

Demir Gönül ve Mıknatıs

Üçüncü beyit sevgilinin katı gönlünü demire benzetir ve âşığa bir çare gösterir: büyü öğrenip mıknatıs (āhen-rübā, demir çeken) olmak. Demiri çeken taşın gücü eski kitaplarda doğanın sırlarından sayılır; âşık da sevgilinin demir gönlünü ancak böyle bir sırla kendine çekebilecektir. Beyit, alışılmış "taş yürekli sevgili" benzetmesini bilimsel bir merakla genişletir.

Mahlas beytinde gönül ehlinin meclisi bir çimene, kırmızı şarapla dolu kadeh laleye, uzun boyunlu sürahi süsene benzetilir. Meclis ile bahçeyi birbirine çeviren bu son benzetme, ilk beyitte külhanın gül bahçesine dönmesiyle başlayan dönüşümü tamamlar. Nüshalar bu gazelde birbirine çok yakındır; Erünsal'ın tezi anılmaya değer bir fark göstermez. Nazmî'nin mecmuasında da şiir yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar