Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Eşk ḫūnīn itdi çehrem raḥm ḳıl ey sīm-ber
Ḳıymeti olur ziyāde sürḥ olıcaḳ çünki zer
Gerçi ḳullāb-ı maḥabbet ṣaldı dil yā ḳaşuña
Līk ḳurbān olduġum anuñ kemānın kim çeker
Geh gehī eyler tecellīler cemālüñ çün baña
Ẕerrece gelmezse n’ola çeşmüme şems ü ḳamer
Yād idüp ḫālini cān tenden revān oldı belī
Dāne cüst ü cūyına mādām mūr inden çıkar
Dem-be-dem āşüftedür sevdā-yı zülfüñden ṣabā
Ol daḫi Ca‘fer gibi beñzer hevādāruñ geçer
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gümüş tenli, kanlı gözyaşı yüzümü kızıla boyadı; merhamet et, çünkü altın kızıl olunca kıymeti artar.
2. Gönül gerçi kaşının yayına sevgi kancasını taktı; ama, kurban olduğum, o yayı kim çekebilir?
3. Güzelliğin bana ara sıra göründüğüne göre, güneş ile ay gözüme zerre kadar görünmezse ne olur?
4. Benini anarak can, evet, bedenden çıkıp gitti; karınca da tane aramak için hep yuvasından çıkar.
5. Saba rüzgârı zülfünün sevdasıyla her an perişandır; o da Ca'fer gibi senin hevadarın olarak geçiyor gibi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Kızıl Altın
Gazel bir değer hesabıyla başlar. Âşığın yüzü dertten sararmıştır; sarı yüz divan şiirinde altına benzetilir. Kanlı gözyaşları bu sarı yüzü kızıla boyamıştır ve kızıl altın, sarı altından daha kıymetlidir. Âşık sevgiliden merhamet isterken bu hesabı bir gerekçe olarak sunar: acısı yüzünü daha değerli bir madene çevirmiştir. İkinci beyitte konuşma dilinin sıcak bir sözü vardır: "ḳurbān olduġum", yani bugünkü "kurban olduğum". Gönül kaşın yayına sevgi kancasını takmıştır, ama o yayı çekecek güç kimde vardır?
Dördüncü beyit küçük bir doğa gözlemine dayanır. Sevgilinin beni bir tanedir (dāne); can o taneyi anınca bedenden çıkıp gider, tıpkı karıncanın tane aramak için yuvasından çıkması gibi. "Belī" (evet) kelimesi beyte bir onaylama, bir "gerçekten de" tonu verir. Son beyitte saba yeli de sevgilinin zülfünün sevdasıyla perişandır; "hevādār" kelimesi hem candan bağlı âşık hem havada giden anlamına geldiği için saba ile Ca'fer aynı sıfatı paylaşır.
Şeyhî'nin Sabası
Şeyhî'nin "Ey sabâ ger menzil-i cânâna kılursañ güzer" diye başlayan gazeli, Nazmî'nin mecmuasında birçok nazire toplamıştır; Câfer Çelebi'ninki de bunlardandır. Grupta Sultan Bayezid'in, yani II. Bayezid'in, Ulvî'nin, Hafî'nin, Kâsım Paşa'nın, Hayretî'nin ve Kemalpaşazâde'nin nazireleri Câfer Çelebi'den önce gelir; onu Şâmî, Resmî, Sürûrî-i Müderris, Kanuni Sultan Süleyman, Atâ, Sabâyî, Münîr ve Me'âlî izler. Şeyhî'nin zemini sabaya seslenir; Câfer Çelebi'nin son beytindeki perişan saba bu zemine bir göndermedir. Paris nüshasındaki fark ise anlamı değiştirmez: Erünsal'ın tezine göre üçüncü beyitte "çeşmüme" yerine eş anlamlı "gözüme" yazılıdır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 352-353, gazel no. 45. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
Akademik çalışmalar
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 45 (nüsha farkı). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Resmî kaynaklar
- M. Fatih Köksal (hzl.), Edirneli Nazmî, Mecma‘u'n-Nezâ'ir, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 343-347, şiir no. 857-872 (Câfer Çelebi'nin naziresi no. 864). https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-195954/mecmaun-nezair-edirneli-nazmi.html
Çevrimiçi kaynaklar






