Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Nev-bahār oldı şükūfeyle bezendi şāḫlar
Bāġ firdevs ü dıraḫt oldı gümüşden kāḫlar
Medḥüñi gūş itmege bülbül dilinden her seḥer
Penbe-i ezhārı gūşından çıḳardı şāḫlar
Ġonca-ı ra‘nā devāt oldı nihāl-i gül ḳalem
Yazmaġa ḳadd ü dehānuñ vaṣfını nessāḫlar
Her nefes kim uram eyler üstüḫvānum nāleler
Ney gibi tīrüñ açup yir yir aña sūrāḫlar
Boynına salınduġınca zülfine yüz virdi dōst
Bir zamāndur şimdi Ca‘fer yüz bulur küstāḫlar
Günümüz Türkçesiyle
1. Yeni bahar geldi, dallar çiçeklerle bezendi; bahçe cennete, ağaçlar gümüşten köşklere döndü.
2. Dallar, her seher bülbülün dilinden senin övgünü işitmek için çiçeklerin pamuğunu kulaklarından çıkardı.
3. Yazıcılar senin boyunu ve ağzını anlatmak için güzel goncayı hokka, gül fidanını kalem edindi.
4. Her nefes kemiklerim inler; çünkü okun ney gibi onlarda yer yer delikler açmıştır.
5. Dost, boynuna salındıkça zülfüne yüz verdi; Ca'fer, bir zamandır küstahlar yüz bulur oldu.
Edebî ve Tarihî Yorum
Gümüş Köşkler
Gazel bahar açılışıyla başlar: dallar çiçeklenmiş, bahçe cennete dönmüştür. Beyaz çiçeklerle örtülen ağaçlar gümüşten köşklere (kāḫ) benzer. İkinci beyit tomurcukların açılmasını kulak tıkayan pamuğun çıkarılmasına benzeten bir hüsn-i ta'lildir: dallar, her sabah bülbülün okuduğu övgüleri, yani sevgilinin övgüsünü işitmek için çiçeklerin pamuğunu kulaklarından çıkarmıştır. Açılan beyaz çiçek ile pamuk arasındaki benzerlik bu imgeyi taşır. Redif çoğul eki "-lar", kafiye "-āḫ" sesidir: şāḫlar, kāḫlar, nessāḫlar, sūrāḫlar, küstāḫlar; ikinci beyitte "şāḫlar" kelimesi kafiye olarak yeniden kullanılır.
Üçüncü beyit yazı malzemesiyle bahçeyi birleştirir. Gonca hokka, gül fidanı kalemdir; müstensihler, yani kitap çoğaltan yazıcılar (nessāḫ), sevgilinin boyunu ve ağzını bu malzemeyle yazacaktır. Divanın başka gazellerinde de görülen kitap ve yazı dili burada bahar tasvirine katılmıştır.
Ney ve Küstahlar
Dördüncü beyit âşığın kemiklerini bir neye çevirir. Sevgilinin okları kemiklerde yer yer delikler açmıştır; ney de kamışa açılan deliklerle ses verdiği için âşığın kemikleri her nefeste inler. Neyin iniltisi, Mevlevi geleneğinde ayrılığın sesi olarak bilinir.
Erünsal mahlas beytini Câfer Çelebi'nin gündelik dildeki ortak deyimleri kullanmasına örnek olarak verir. "Yüz vermek" ve "yüz bulmak", bugün de şımartmak ve şımarmak anlamında kullanılır. Sevgili boynuna dökülen zülfe yüz vermiş, yani onun yüzüne yaklaşmasına izin vermiştir; zülüf de küstahlaşmış, yüz bulmuştur. Deyimin "yüz" kelimesi, zülfün sevgilinin yüzüne değmesini de anlatır. Ayasofya nüshasındaki küçük fark ("Bir" yerine "Bu") Erünsal'ın tezinde kayıtlıdır. Nazmî'nin mecmuası bu kısa bahar gazelini almamıştır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 356, gazel no. 49. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, "Ca‘fer Çelebi'nin Edebî Kişiliği", Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı giriş bölümü, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 59 (ortak ifadeler). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 49 (nüsha farkı). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






