Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Gördi gül ḥüsnüñi ‘aḳlı ṭaġılup ḥayrāndur
Ol sebebden yüzine ebr gülāb-efāndur
Ḥüsn ile Yūsuf-ı Mıṣrī olana baḳmaz iken
Bir ‘azīzüñ ḳulını sevdi göñül sulṭāndur
Ġonca öykündi dehānuña dimişler ṣanemā
Açmadı aġzını yoḳ yire aña bühtāndur
Olsa babında raḳībüñ n’ola sevdā-yı ḫaṭuñ
Ṭañ degül bitse sifāl içre çün ol reyḥāndur
Ḫādim olduġı-çün eşküm işigüñde şehā
Gāh yāḳūt olur adı vü gehī mercāndur
Pīrehen içre ki nāzük bedenüñ oldı nihān
Perde-i ġoncada gūyā gül-i ter pinhāndur
N’ola ger şevḳüñ ile na‘reler itse Ca‘fer
Sen gül-i tāzesin ol bülbül-i ḫoş-elḥāndur
Günümüz Türkçesiyle
1. Gül senin güzelliğini gördü, aklı dağılıp hayran kaldı; bu yüzden bulut onun yüzüne gülsuyu serpiyor.
2. Gönül, güzellikte Mısır'ın Yusuf'u olana bile bakmazken bir azizin kulunu sevdi; gönül sultandır, dilediğini yapar.
3. Ey put güzeli, goncanın senin ağzına öykündüğünü söylemişler; o ağzını bile açmadı, bu ona boş yere atılmış bir iftiradır.
4. Rakibin kapısında senin ayva tüyünün sevdası olsa ne olur? Kırık çömlek içinde bitse şaşılmaz, çünkü o reyhandır.
5. Ey şah, gözyaşım senin eşiğinde hizmetkâr olduğu için adı kâh Yakut, kâh Mercan olur.
6. Narin bedenin gömleğin içinde gizlenince, sanki taze gül gonca perdesinin içinde saklıdır.
7. Ca'fer senin şevkinle naralar atsa ne olur? Sen taze bir gülsün, o da hoş nağmeli bir bülbüldür.
Edebî ve Tarihî Yorum
Bayılan Gül
Gazelin başında bir hüsn-i ta'lil durur. Bahar bulutlarının gül yapraklarına çiğ ve yağmur damlası düşürmesi, şairane bir sebebe bağlanır: gül sevgilinin güzelliğini görüp aklı başından gitmiş, bayılmıştır; bulut da bayılanın yüzüne gülsuyu serpilmesi âdetince onun yüzüne su serpmektedir. Kafiyedeki "-ān" sesi "-dur" redifine bağlanır: ḥayrān, gülāb-efān, sulṭān, bühtān, reyḥān, mercān, pinhān, ḫoş-elḥān.
İkinci beyit Yusuf kıssasına ince bir dönüş yapar. Hz. Yusuf, kardeşleri tarafından satıldıktan sonra Mısır Azizi'nin kölesi olmuştu. Âşığın gönlü, güzellikte Yusuf olanlara bile bakmazken "bir azizin kulunu", yani bir büyüğün hizmetindeki birini sevmiştir. Böylece sevgili, Aziz'in kölesi olan Yusuf'un ta kendisi gibi görünür. Mısranın sonundaki "göñül sulṭāndur" sözü, gönlün kimseye hesap vermeyen bir hükümdar olduğunu söyleyen bir deyimdir.
Yakut ve Mercan Adlı Hizmetkârlar
Beşinci beyit bir sosyal gerçekliğe dayanır. Saraylarda ve büyük konaklarda hizmetkârlara ve köle ağalara sık sık Yakut, Mercan, Cevher gibi mücevher adları verilirdi. Âşığın gözyaşı sevgilinin eşiğinde hizmetkâr olmuştur ve rengine göre kâh Yakut, kâh Mercan adını alır: kanlı yaş kırmızı yakuta, damla damla dizilen yaş mercana benzer. Dördüncü beyitte de gündelik bir gözlem vardır: reyhan otu kırık çömleklerde, saksılarda yetiştirilir. Rakibin kapısı bir kırık çömlektir ve sevgilinin reyhana benzeyen tüyünün sevdası orada da bitebilir.
Üçüncü beyitte gonca, sevgilinin ağzına öykündüğü söylentisine karşı savunulur: gonca ağzını bile açmamıştır, ona atılan iftira boşunadır. Altıncı beyitte gömleğin içindeki narin beden, gonca perdesinin içinde saklı taze bir gül olur. Son beytin "na‘reler"i (çığlıklar) Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshalarında "naġmeler" olur; Erünsal'ın tezi ayrıca Manchester ve Kahire nüshalarında beşinci beyitteki "gehī"nin "geh" yazıldığını kaydeder. Nazmî'nin mecmuasında gazel yoktur.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 355-356, gazel no. 48. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 48 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






