Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Devr itdi çün kenār-ı gülistānı cūybār
Sīmīn kemer ḳuşandı ṣanasın ki bir nigār
Şol cür‘adan ki ḫāke bulutlar döker zemīn
Mest olup eyledi ḳamu pinhānın āşikār
Sebze berāber idi ḳara yire luṭf idüp
Ḳaldırdı ḫākden anı bārān-ı nev-bahār
Açdı yüzin gözin gül ile nergisüñ ṣabā
Ṣaḳlardı gerçi perdeler altında sebzezār
Gülbün başına gül siperin çekdi jāleden
Oḳ sepdi gülşene çü ḳurup ḳavs rūzgār
Fetḥ itdi ġonca ḳal‘aların bād-ı ṣubḥdem
Ġarḳ oldı ḫūn-ı lālelere tīh ü kūhsār
Çūb urdı ‘aks-i şāḫ aña te’dīb ḳasd idüp
Gülzāre ḳarşu çün uzanup yatdı cuybār
Ġonca ki ṭıfl-ı yek-şebedür ṣubḥdem anuñ
İster ki göre ṭāli‘-i mevlūdını hezār
Ṭutmaġa irtifā‘-ı nücūm-ı şükūfeyi
Güller getürmiş aña sütürlāb-ı zer-nigār
Çün āb-ı rūyıdur çemen ü bāġ u gülşenüñ
Ṭutsa ‘aceb mi şebnemi el üstine çenār
Himmetde ḫārdan daḫi ger olmaduñsa dūn
Ca‘fer bahār irişdi gülistānda ḳıl ḳarār

Günümüz Türkçesiyle

1. Dere gül bahçesinin kenarını dolaşınca, sanki bir güzel gümüş kemer kuşandı.

2. Bulutların toprağa döktüğü o son yudumdan sarhoş olan yeryüzü, bütün gizlisini açığa vurdu.

3. Yeşillik kara toprakla bir düzdü; yeni baharın yağmuru lütfedip onu topraktan kaldırdı.

4. Çimenlik onları perdeler altında saklasa da saba, gül ile nergisin yüzünü gözünü açtı.

5. Rüzgâr yayını kurup gül bahçesine ok saçınca, gül fidanı doludan korunmak için başına gülden kalkanını çekti.

6. Sabah yeli gonca kalelerini fethetti; çöl ve dağlar lalelerin kanına battı.

7. Dere gül bahçesinin karşısına uzanıp yatınca, dalın sudaki aksi ona edep vermek için sopa vurdu.

8. Gonca, sabah vakti bir gecelik bir bebektir; bülbül onun doğum yıldızını, talihini görmek ister.

9. Güller, çiçek yıldızlarının yüksekliğini ölçmesi için ona altın işlemeli bir usturlap getirmiş.

10. Şebnem çimenin, bağın ve gül bahçesinin yüz suyu olduğuna göre, çınar onu el üstünde tutsa şaşılır mı?

11. Ey Ca'fer, yücelikte dikenden bile aşağı değilsen, bahar geldi, sen de gül bahçesinde yerleş.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bir Bahar Tablosu

On bir beyitlik bu gazel, sevgiliden hemen hiç söz etmeyen bir bahar tasviridir. Divan şiirinde bahar tasvirleri çoğunlukla kasidelerin giriş bölümünde yer alır; Câfer Çelebi burada aynı malzemeyle bağımsız bir gazel kurar. Redif kullanılmamış, kafiye "-ār" sesine bağlanmıştır: cūybār, nigār, āşikār, nev-bahār, sebzezār, rūzgār, kūhsār, hezār, zer-nigār, çenār, ḳarār. İlk beyitten itibaren tabiat bir insan gibi davranır: dere gümüş kemer kuşanan bir güzeldir, yeryüzü bulutların döktüğü şarap artığıyla sarhoş olup sırlarını açığa vurur, saba yeli gül ile nergisin yüzünü açar.

Beşinci ve altıncı beyitler baharı bir savaş sahnesine çevirir. Rüzgâr yay kurup ok saçar, yani dolu yağdırır; gül fidanı başına gülden bir kalkan çeker. Sabah yeli gonca kalelerini fetheder, dağlar ve çöller lalelerin kanına batar. Lalenin kırmızısı fethin kanı olur. Yedinci beyitte daha küçük, neredeyse şakacı bir sahne vardır: dere gül bahçesinin karşısına saygısızca uzanıp yatmıştır ve sudaki dalın aksi ona bir hoca gibi sopa vurur.

Usturlap ve Çınar

Sekizinci ve dokuzuncu beyitler gökbilim ile yıldızname diline başvurur. Gonca daha bir gecelik bir bebektir ve bülbül, bebeklerin doğum zayiçesi çıkarılır gibi onun talih yıldızını görmek ister. Güller de bu iş için altın işlemeli bir usturlap, yani yıldızların yüksekliğini ölçen âleti getirmiştir; yuvarlak ve altın renkli gül bir usturlaba benzer. Onuncu beyitte gündelik bir deyim tabiat gözlemiyle birleşir: çınarın yaprağı açık bir ele benzer ve şebnemi "el üstünde tutar". Şebnem bahçenin yüz suyu, yani onuru olduğuna göre çınarın onu el üstünde tutması yerindedir.

Mahlas beyti kendine bir öğüttür: diken bile gül bahçesinde yer bulduğuna göre, himmette dikenden aşağı olmayan Ca'fer de bahar gelince gül bahçesinde karar kılmalıdır. Uzun gazelde nüshalar sık sık ayrılır ve Erünsal'ın tezi bunları tek tek kaydeder: ikinci beyitteki "cür‘adan ki" Paris nüshasında "cür‘adan", Hâlet Efendi nüshasında "cür‘a gibi", Ayasofya nüshasında "cür‘alar ki" biçimindedir; altıncı beyitteki "tīh ü kūhsār" dört nüshada "tīġ-i kūhsār" (dağın sırtı) diye okunur; Hâlet Efendi nüshası yedinci beyitte "‘aks-i" yerine "dest-i", sekizinci beyitte "ṭāli‘-i mevlūdını" yerine "ṭal‘at-i meymūnını" yazar. Nazmî'nin mecmuasında bu bahar tablosu yer almaz.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar