Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Dil metā‘-ı vaṣla kim cān virmege iḳrār ider
Sen ṣanemden ġayrıdan ṣanma ki ol bāzār ider
Ḳıblesiydi her büt evvel şimdi nādimdür göñül
Ḳaşlaruñ miḥrābına girmişdür istiġfār ider
Yārı terk itmek ḳolaysuz ṭa‘n-ı düşmen daḫi güç
Ṭatlu cānından kişiyi acı söz bīzār ider
Öldürür yüz kez beni bir laḥẓada biñ nāz ile
Düşmen itmez dōstlar anı baña kim yār ider
Dōst ‘uşşāḳını ṣaymış Ca‘feri yād itmemiş
Beñzer ol bī-çārenüñ añmaġa adın ‘ār ider

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül, vuslat malı için can vermeyi kabul ediyor; sen onun, ey put güzeli, senden başkasıyla alışveriş yaptığını sanma.

2. Gönlün önceleri her put kıblesiydi; şimdi pişmandır, kaşlarının mihrabına girmiş, tövbe ediyor.

3. Sevgiliyi bırakmak kolay değil, düşmanın kınaması da çekilmez; acı söz insanı tatlı canından bezdirir.

4. Bin nazla bir anda beni yüz kez öldürür; dostlar, sevgilinin bana yaptığını düşman yapmaz.

5. Dost âşıklarını saymış, Ca'fer'i anmamış; o zavallının adını anmaktan utanıyor gibi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Çarşıda Bir Alışveriş

Matla aşkı bir alışverişe benzetir. Gönül vuslat denen malı almak için bedel olarak canını vermeyi kabul etmiştir, yani pazarlığa "ikrar" vermiştir. Âşık sevgiliye güvence verir: gönlün bu alışverişi yalnızca onunla, "ṣanem" diye anılan güzel putla yaptığı bilinmelidir. "Metā‘" (mal), "iḳrār" (kabul, onay) ve "bāzār" (alışveriş) kelimeleri ticaret dilinden bir tenasüp kurar. Redif "ider" (eder), kafiye "-ār": iḳrār, bāzār, istiġfār, bīzār, yār, ‘ār.

İkinci beyit putperestlikten tevhide geçişi aşka uyarlar. Gönül önceden her güzeli, her putu kendine kıble edinmişti; şimdi pişman olmuş, sevgilinin kaşlarının mihrabına girip istiğfar ediyor. Kemerli kaşın mihraba benzetilmesi divan şiirinde bilinen bir imgedir; burada mihrap, gönlün tövbe ettiği ve tek bir sevgiliye bağlandığı yer olur.

Acı Söz, Tatlı Can

Üçüncü beyit atasözü tadında bir karşıtlık kurar: acı söz, insanı tatlı canından bezdirir. "Acı" ile "tatlı" kelimelerinin yan yana gelmesi tezattır; "tatlı can" deyimi bugün de kullanılır. Âşık iki ateş arasındadır: sevgiliyi bırakması kolay değildir, ama düşmanın kınamasına da dayanamaz. Paris nüshası "acı söz" yerine "il sözi", yani elâlemin sözü okur ve kınamayı topluma bağlar. Dördüncü beyit acıyı sevgiliye çevirir: sevgili bin nazla bir anda yüz kez öldürür ve onun yaptığını düşman bile yapmaz.

Mahlas beyti küçük bir kırgınlık sahnesidir: sevgili âşıklarını tek tek saymış, ama Ca'fer'i anmamıştır; sanki onun adını anmaktan utanmaktadır. Tezde başka iki fark daha kayıtlıdır: Paris nüshası ikinci beyitte "göñül" yerine "aña" der, Hâlet Efendi ile Ayasofya ise dördüncü beyitteki "yüz kez"i "biñ kez"e çıkarır. Nazmî bu gazeli derlemesine katmamıştır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar