Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Ne gülüñ ḫırmenine bād-ı seḥergāh eyler
Āhum alma ḳ’anı gül-çehrelere āh eyler
Başı üstinde yüri her güzelüñ kim şāne
Dem-be-dem başları üstinde saña rāh eyler
Reng-i ruḫsāruñı artursa n’ola cām-ı şarāb
Çünki gül şāhidi meşşāṭalıġın māh eyler
Meyde gör Ḥaḳ ne kerāmet ḳodı kim bir demde
Her gedāyı yedi iklīme ṭutar şāh eyler
Ca‘fer az olsa ne ṭañ vaṣl zamānı felegüñ
Böyledür ‘ādeti gül ‘ömrini kūtāh eyler
Günümüz Türkçesiyle
1. Seher yeli gül harmanına ne yaparsa, ahım da gül yüzlülere onu yapar; sakın ahımı alma.
2. Her güzelin başının üstünde yürü; çünkü tarak her an onların başı üstünde sana yol açar.
3. Şarap kadehi yanağının rengini artırsa ne olur? Gül güzelinin süsleyiciliğini de ay yapar.
4. Şaraba Hak'kın nasıl bir keramet koyduğunu gör ki bir anda her dilenciyi yedi iklime hükmeden bir şah eder.
5. Ca'fer, vuslat zamanı az olsa şaşılır mı? Feleğin âdeti böyledir, gülün ömrünü kısa eder.
Edebî ve Tarihî Yorum
Ahımı Alma
Gazel bir uyarıyla açılır ve bu uyarı gündelik dildeki "ah almak" deyimine dayanır. Bir kimsenin ahını almak, ona haksızlık edip bedduasına uğramaktır. Âşık sevgiliyi uyarır: seher yeli gül harmanını nasıl savurup dağıtırsa, âşığın ahı da gül yüzlü güzelleri öyle savurur. Gül yapraklarının sabah rüzgârıyla dökülmesi, ahın gücünün bir örneğine dönüşür. Redif "eyler", kafiyedeki ses "-āh": seḥergāh, āh, rāh, māh, şāh, kūtāh.
İkinci beyit tarağa dayanan bir nükte taşır. Tarak, güzellerin başının üstünde yürür ve saçı ikiye ayırarak bir yol açar; âşığa da her güzelin başının üstünde yürümesini öğütler, çünkü tarak orada ona yol açmıştır. "Baş üstünde yeri olmak" deyiminin saygı anlamı da bu imgeye katılır. Üçüncü beyitte şarap kadehi sevgilinin yanağının rengini artırır; gülü süsleyen nasıl ay ışığıysa, yanağı süsleyen de şaraptır.
Dilenciyi Şah Eden Şarap
Dördüncü beyit divan şiirinin bilinen bir düşüncesini söyler: şarap bir anda dilenciyi yedi iklimin padişahı yapar. Sarhoşluğun verdiği geçici büyüklük duygusu burada bir "keramet" olarak anılır; keramet sözü, velilerin olağanüstü hâllerini çağırdığı için beyte hafif bir alay da katar. Son sözü feleğin bilinen huyu söyler: gülün ömrü kısadır ve felek vuslatı da gül gibi kısa tutar.
Kısa olmasına karşın gazel nüshalarda epeyce değişir; Erünsal'ın tezindeki farklar şöyledir: Hâlet Efendi nüshası ikinci beyitte "üstinde" yerine "üstine", Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshaları "yüri" yerine "yüzi" okur; üçüncü beyitte "n'ola" yerine Paris nüshasında "ne ṭañ", Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshalarında "ne ġam" vardır; dördüncü beyitteki "Her gedāyı" Manchester nüshasında "ser-gedāyı" biçimindedir. Nazmî ise gazeli mecmuasına almamıştır.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 363, gazel no. 56. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 56 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






