Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Yāra düşmen düşmene yār olubdur dōstlar
Yār ile işüm ‘aceb düşvār olubdur dōstlar
Her ne ḥālüm var ise yār-ı perīruḫsār ile
Hep sürūd-ı meclis-i aġyār olubdur dōstlar
Gāh dīvārı dibinde geh ḳapusında raḳīb
Gūyiyā seng-i der-i dildār olubdur dōstlar
Gül gibi her ḫāra ol yüz virdügiçün ḫāṭırum
Dāġ-ı ġamdan lāleveş efgār olubdur dōstlar
İtsem aḫterden şikāyet tañ mı rūz-ı vaṣlda
Kendü eşküm mānī‘-i dīdār olubdur dōstlar
Dest-būs-ı yāra irüp şāḫ-ı devletden raḳīb
Āh u vāveylā ki berḫurdār olubdur dōstlar
Ādemi bīzār ider cāndan çü hercāyī güzel
Ca‘fer ol cāndan bilüñ bīzār olubdur dōstlar
Günümüz Türkçesiyle
1. Dostlar, sevgili bana düşman, düşmanıma yâr olmuş; sevgiliyle işim pek zorlaşmış.
2. Peri yüzlü sevgiliyle ne hâlim varsa, dostlar, hepsi rakiplerin meclisinde söylenen şarkı olmuş.
3. Rakip kâh duvarının dibinde, kâh kapısında; dostlar, sanki sevgilinin kapı taşı olmuş.
4. Sevgili gül gibi her dikene yüz verdiği için, dostlar, gönlüm gam dağıyla lale gibi yaralanmış.
5. Vuslat gününde yıldızımdan şikâyet etsem şaşılır mı? Dostlar, kendi gözyaşım sevgilinin yüzünü görmeme engel olmuş.
6. Rakip sevgilinin elini öpmeye erişmiş, devlet dalının meyvesini yemiş; dostlar, ah ve vaveyla.
7. Hercai güzel insanı candan bezdirir; dostlar, bilin ki Ca'fer de canından bezmiş.
Edebî ve Tarihî Yorum
Dostlara Şikâyet
Bu gazelde âşık sevgiliye seslenmez; dinleyicilerine, dostlarına döner ve başına gelenleri birer haber gibi anlatır. Redif de bu hitabı taşır: "olubdur dōstlar", yani "olmuş, dostlar". Bu hitap gazele bir dert yanma sohbetinin havasını verir. Her beyit rakibin kazandığı ve âşığın kaybettiği bir şeyi bildirir: sevgili düşmana yâr olmuştur, âşığın hâli rakiplerin meclisinde şarkı olmuştur, rakip sevgilinin kapısından ayrılmaz, sevgilinin elini o öper. Kafiye "-ār" üzerine kurulur: yār, düşvār, aġyār, dildār, efgār, dīdār, berḫurdār, bīzār.
Matladaki "Yāra düşmen düşmene yār" sözü ters çevirme (‘aks) sanatının bir örneğidir: aynı iki kelime, yer değiştirerek ikinci kez kullanılır. Üçüncü beyitte rakip, sevgilinin kapısının dibinden hiç ayrılmadığı için kapının taşına benzer; Paris, Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshalarında bu söz "seng-i der ü dīvār", yani kapının ve duvarın taşı biçimindedir. Dördüncü beyitte gül bütün dikenlere yüz verdiği için âşığın gönlü lale gibi dağlanmıştır; gülün dikenle bir arada bulunması, sevgilinin rakiplerle bir arada bulunmasının karşılığıdır.
Devlet Dalının Meyvesi
Beşinci beyitte âşık kendi talihsizliğine bir sebep bulur: vuslat günü gelmiştir, ama gözyaşı sevgilinin yüzünü görmesine engel olur; yıldızından şikâyet etse yeridir. Altıncı beyitte "berḫurdār" kelimesi bir ağacın meyvesinden yemeyi ve nasiplenmeyi anlatır. Rakip "devlet dalı"na ulaşmış, sevgilinin elini öpmüş ve o dalın meyvesini yemiştir; âşık için geriye "āh u vāveylā" kalır. Manchester ve Kahire nüshaları bu mısraı "Āh u dād eyle ki" diye başlatır.
Mahlas beytinde "hercāyī" sıfatı öne çıkar: her yere uğrayan, kimseye bağlanmayan güzel insanı canından bezdirir. Ca'fer de canından bezmiştir. Üçüncü beyit nüshalarda bir kez daha değişir: Erünsal'ın tezine göre Hâlet Efendi nüshası "dibinde" yerine "ṭaşında" der, Ayasofya nüshası ise başka bir okuyuş verir. Nazmî'nin derlemesinde bu dert yanma gazeli yoktur.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 364-365, gazel no. 58. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 58 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






