Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü fā‘ilātün mef‘ūlü fā‘ilātün

Zülfüñ beni sebeb ne eyler şikeste-ḫāṭır
Yā Rab şikestelikden ḳurtılmasun o kāfir
Göñlüm gözüm ṭolubdur ḫaṭṭuñ ḫayāli ile
Ṣan Ḫıżrdur k’olubdur yaşda ḳuruda ḥāżır
Māh-ı tamāmı mihrüñ bir şekle ḳoydı k’anuñ
Beş on gün içre ġālib ‘ömri olısar āḫir
Bilmez kimesne ḳadrüm ta gitmeyem cihāndan
Bulmaya nāfe ḳıymet ger olmaya misāfir
Meclisler içre Ca‘fer añılsa vaṣf-ı ḥālüm
Cāmuñ gözi ṭolar yaş raḥm eyleyüp mey acır

Günümüz Türkçesiyle

1. Zülfün beni ne sebeple gönlü kırık eder? Ya Rabbi, o kâfir kırıklığından hiç kurtulmasın.

2. Gönlüm de gözüm de senin ayva tüyünün hayaliyle doludur; sanki Hızır'dır ki yaşta da kuruda da hazır bulunur.

3. Senin sevgin (güneşin) dolunayı öyle bir şekle soktu ki onun ömrü büyük ihtimalle beş on gün içinde sona erecek.

4. Ben bu dünyadan gitmedikçe kimse kıymetimi bilmez; misk kesesi de yolculuğa çıkmasa değer bulmaz.

5. Ey Ca'fer, meclislerde hâlimin anlatımı anılsa kadehin gözü yaşla dolar, şarap acır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bir Zemin Şiir

Câfer Çelebi'nin bu gazeli de Nazmî'nin mecmuasında "Ez-ân-ı Tâcî-zâde" başlığıyla zemin olarak durur. Üsküplü İshak Çelebi, Zâtî, Helâkî, Hâfız-ı Konevî, Kâbilî, Gubârî ve Nazmî'nin iki şiiri bu zemine yazılmış nazirelerdir. Gazelin vezni aruzun muzari bahrinden "mef‘ūlü fā‘ilātün mef‘ūlü fā‘ilātün" kalıbıdır; her mısra ortadan iki eşit parçaya bölünür ve bu durak, söyleyişe bir duraklama, bir nefes payı verir. Redif yoktur; kafiye "-ır, -ir" sesleriyle kurulur: ḫāṭır, kāfir, ḥāżır, āḫir, misāfir, acır.

Matla, beddua kılığında bir duadır. Zülüf âşığın gönlünü kırmıştır; âşık da zülfe "kırıklıktan kurtulmasın" diye beddua eder. Ama zülfün kırık, yani büklüm büklüm olması güzelliğidir; beddua aslında zülfün hep kıvrık kalması dileğidir. Sevgiliye "kāfir" denmesi de divan şiirinde zülfün karalığıyla küfrün karalığı arasında kurulan bilinen benzerliğe dayanır.

Hızır, Misk ve Acıyan Şarap

İkinci beyit Hızır'ın denizde ve karada, sıkışan herkesin yardımına yetiştiği inancına dayanır. "Yaşta ve kuruda" sözü hem deniz ve kara, hem de âşığın yaşlı gözü ile kurumuş gönlüdür; yeşil ayva tüyünün hayali, yeşil giysili Hızır gibi ikisinde de hazırdır. Dördüncü beyit bir atasözü gibi kurulmuştur: misk kesesi (nāfe) Hıtay'dan çıkıp yola düşmedikçe değer kazanmaz; âşık da ancak dünyadan göçünce kıymeti bilinecek bir misktir.

Mahlas beytinde "acır" kelimesi iki anlamlıdır: şarap hem acılaşır, hem de âşığa acır, merhamet eder. Kadehin gözü yaşla dolar; kadehin ağzına kadar dolu şarabı, ağlayan bir gözün yaşına benzer. Paris nüshasında bu mısraın kelimeleri yer değiştirir ve Erünsal'ın tezine göre mısra orada "Cāmuñ ṭolar gözi yaş raḥm eyleyüben āḫir" biçimini alır; Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshaları dördüncü beyitte "ger olmaya" yerine "olmaya tā" ve "olmaya ger" okur.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 62 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar