Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Firāḳuñdan helāk olmaḳ baña Ḥaḳ ḳılmamış taḳdīr
Ve ger ne hecr-i bī-raḥmuñ senüñ hīç eylemez taḳsīr
Ezel naḳḳaşı bir ḳaṭre şarāb-ı kevs̱ere yazup
Leb-i dilberde cān naḳşın ne şīrīn eylemiş tasvīr
Muḥāl oldı baña ḥālüm yazup dildāra bildürmek
Ki bir ḥarfin ḳomaz eşküm yuyar her ne k’idem taḥrīr
Ḳadeḥ olsam lebüñ öpsem kemer olsam bilüñ ḳocsam
Didüm nāz eyleyüp didi öpüp ḳocmaġa yoḳdur yir
Hevā-yı ‘ışḳ ile göñlüm ṭolubdur pende yir yoḳdur
Ḳo vā‘iẓ zaḥmete girme ki itmez sözlerüñ te’s̱īr
Çekerken bini zencīre eṭibbā tīr-i āhumdan
Delinmişdi dili yir yir iderdi nāleler zencīr
Baña dirlerdi ‘āşıḳlıḳ cünūnlıḳdur melāmetlıḳ
İnanmazdum aña Ca‘fer başuma geldi hep bir bir

Günümüz Türkçesiyle

1. Hak bana senin ayrılığından helak olmayı takdir etmemiş; yoksa senin merhametsiz ayrılığın hiçbir kusur etmez, elinden geleni yapar.

2. Ezel nakkaşı Kevser şarabından bir damlaya yazıp sevgilinin dudağında can resmini ne tatlı çizmiş.

3. Hâlimi yazıp sevgiliye bildirmek bana imkânsız oldu; çünkü ne yazsam gözyaşım tek harfini bırakmaz, yıkayıp siler.

4. "Kadeh olsam dudağını öpsem, kemer olsam beline sarılsam" dedim; naz edip dedi ki: "Öpüp sarılmaya yer yok."

5. Gönlüm aşk hevesiyle dolmuş, öğüde yer kalmamış; ey vaiz, bırak, zahmete girme, sözlerin etki etmez.

6. Hekimler beni zincire vururken, ahımın okundan zincirin dili yer yer delinmişti de zincir inliyordu.

7. Bana "âşıklık delilik, kınanmaktır" derlerdi; inanmazdım, Ca'fer, hepsi birer birer başıma geldi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Yaşa Yazılan Mektup

Divan şiirinin en çok sevilen hüzünlü şakalarından biri üçüncü beyitte karşımıza çıkar: âşık hâlini sevgiliye yazmak ister, ama ağladığı için gözyaşı yazdığı her harfi yıkayıp siler. Mektup yazılamaz, çünkü yazanın acısı yazıyı bozmaktadır. İkinci beyitte de bir yazı ve resim sahnesi vardır: ezel nakkaşı, yani Allah, Kevser şarabından bir damlaya canın resmini çizmiş ve onu sevgilinin dudağına yerleştirmiştir. Dudağın hem şarap gibi kırmızı hem can gibi hayat verici oluşu bu tek imgede birleşir. Gazel redifsizdir ve "-īr" sesiyle kafiyelenir: taḳdīr, taḳṣīr, taṣvīr, taḥrīr, yir, te's̱īr, zencīr, bir bir.

Gazelin vezni dört "mefā‘īlün"dür ve her mısra ortadan bölünebildiği için iç kafiyeye elverişlidir. Dördüncü beyit bunu bir konuşma içinde kullanır: "Ḳadeḥ olsam lebüñ öpsem kemer olsam bilüñ ḳocsam". "Olsam, öpsem, olsam, ḳocsam" dizisi mısraı dört parçaya böler ve âşığın dileklerini art arda sıralar. Sevgilinin nazlı cevabı tek bir cümledir: öpüp sarılmaya yer yok. Neşirde vezin satırının son tef'ilesi "Mefā‘īün" diye basılmıştır; burada "mefā‘īlün" verilmiştir.

Zincirdeki Âşık

Altıncı beyit eski tıbbın delilere uyguladığı bir usule dayanır: hekimler deliyi zincire vururdu. Âşık da aşkından delirmiş ve zincire vurulmuştur; ama ahının oku zincirin "dilini", yani halkalarını yer yer delmiş, zincir de onun yerine inlemeye başlamıştır. Zincirin şıkırtısı onun iniltisidir. Mahlas beyti gazeli gündelik bir itirafla kapatır: âşıklığın delilik ve kınanmak olduğunu söyleyenlere inanmamıştır, ama hepsi "bir bir", birer birer başına gelmiştir. Konuşma dilinin bu deyimi gazelin son kelimeleridir.

Nüsha farkları üçüncü ve dördüncü beyitlerde toplanır. Erünsal'ın tezine göre Paris nüshası üçüncü beyitte "her ne k'idem" yerine "her ne idem", dördüncü beyitte "eyleyüp" yerine "iderek" okur; Manchester ve Kahire nüshaları aynı beyitte "yoḳdur yir" yerine "yir yoḳdur" verir. Nazmî'nin mecmuasında bu gazel görülmez.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar