Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
Derūnum āteş-i derde yaḳubdur mihr-i mehrūlar
Bu cismümden çıḳan yir yir tütünlerdür degül mūlar
Teferrüc itmege bāg-ı cemālin alnı tākından
Egilmiş düşmege ṭurur temāşā it ol ebrūlar
Hevā-yı ḳadd-i yār ile delürmiş diyü gülşende
Nihāl-i serv ayaġına gümüş zencīr urur ṣular
Ḥarīfüm gözlerüñ fikri düşüpdür vādī-yi ġamda
Beyābānlarda Mecnūna olubdur mūnis āhūlar
Zümürrüd ḳor ḫat-ı sebzi öñine ṣaçlarınuñ kim
Gezend irgürmeye ḫalḳa görüp ol mār gīsūlar
Ḫamīde şāḫ gülşende idüp aḳ güller ārāyiş
Gümüş yollu kemer itmiş ḳuşanmaġa semenbūlar
Didüm āb-ı ‘ıẕāruñda niçün zülfeynüñ olmaz ter
Didi Ca‘fer ‘aceb olmaz ṣuya batmasa cādūlar
Günümüz Türkçesiyle
1. Ay yüzlülerin sevgisi içimi dert ateşiyle yakmış; bedenimden yer yer çıkanlar kıl değil, dumanlardır.
2. Bak, o kaşlar, onun güzellik bahçesini alnının kemerinden seyretmek için eğilmiş, düşecek gibi duruyor.
3. Sular, gül bahçesinde selvi fidanı sevgilinin boyunun hevesiyle delirmiş diye ayağına gümüş zincir vurur.
4. Ey dostum, gözlerinin düşüncesi gam vadisine düşmüş; çöllerde ceylanlar Mecnun'a arkadaş olmuş.
5. O yılan gibi saçlar halka zarar vermesin diye, yeşil tüyünü saçlarının önüne zümrüt olarak koyar.
6. Gül bahçesinde beyaz güller eğik dalı süsleyince, yasemin kokulular kuşanmak için gümüş çizgili bir kemer yapmış.
7. "Yanağının suyunda zülüflerin niçin ıslanmaz?" dedim; dedi ki: "Ca'fer, cadılar suya batmasa şaşılmaz."
Edebî ve Tarihî Yorum
Selviye Vurulan Zincir
Gazel bir dizi hüsn-i ta'lil ile ilerler. İlk beyitte âşığın bedenindeki kıllar, içini yakan dert ateşinden yer yer çıkan dumanlardır. İkinci beyitte sevgilinin kaşları, alnının kemerinden güzellik bahçesini seyretmek için eğilmiş, düşecek gibi duran seyircilerdir; kaşın kavisli biçimi bu eğilişin sebebi sayılır. Üçüncü beyitte gül bahçesinde selvinin dibinden akan su, gümüş bir zincire benzer: selvi sevgilinin boyuna imrenip delirmiştir, deliye zincir vurulduğu gibi sular da onun ayağına gümüş zincir vurur. Redif "-lar", kafiye ise uzun "-ū": mūlar, ebrūlar, ṣular, āhūlar, gīsūlar, semenbūlar, cādūlar.
Dördüncü beyit Leylâ ile Mecnun hikâyesine döner. Mecnun çöllere düşmüş ve ceylanlarla dostluk etmiştir; sevgilinin ceylan gibi gözlerini düşünen âşık da gam vadisine düşmüş, o gözlerin hayali ona ceylanlar gibi arkadaş olmuştur. Altıncı beyitte beyaz güllerle süslenmiş eğik dal, yasemin kokulu güzellerin kuşanmak için yaptırdığı gümüş çizgili bir kemerdir.
Zümrüt ve Cadı
Beşinci beyit eski bir inanca dayanır: zümrütün yılanın gözünü kör ettiğine, ona zarar veremez hâle getirdiğine inanılırdı. Sevgilinin saçları yılana benzer; ayva tüyü yeşildir ve saçların önüne bir zümrüt gibi konmuştur, böylece yılan saçlar halka zarar veremez. Gazel bir soru-cevapla biter. Âşık, yanağın "suyunda", yani parlaklığında, zülüflerin niçin ıslanmadığını sorar; sevgili cevap verir: cadılar suya batmaz. Zülüf, karalığı ve insanı büyüleyen gücüyle bir cadıya benzetilir; cadının suya batmayacağına dair inanç da cevabın dayanağıdır. Bu beyit, sevgilinin ağzından kendi güzelliğine dair alaycı bir açıklama verir.
Hâlet Efendi ile Ayasofya nüshaları iki fiilde ayrılır; Erünsal'ın tezine göre ikinci beyitte "it" yerine "ḳıl", son beyitte "batmasa" yerine "batmazsa" yazarlar. Nazmî'nin mecmuası gazeli içine almaz.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 370-371, gazel no. 65. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 65 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






