Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Dem mi var kim lāleyi şevḳüñ cigerḫūn eylemez
Nergisi cādū gözüñ siḥr ile meftūn eylemez
Münkir-i ‘ışḳ olsa ṭañ mı zāhid-i efsürde-dil
Ṭab‘-ı nā-mevzūn ḫayāl-i şekl-i mevzūn eylemez
Var ümīdüm k’idesin gözüm yaşına bir naẓar
Sā’ili şāhā kerīm olan çü maġbūn eylemez
Ola kim bend ide diyü leyli-yi zülfüñ göñül
Şol delülükler ider kim anı Mecnūn eylemez
Ca‘fer alduḳça dehānına leb ü dendānuñı
Ṣanma naẓmın cān-feşān u dürr-i meknūn eylemez

Günümüz Türkçesiyle

1. Senin şevkinin laleyi bağrı kanlı etmediği bir an var mı? Cadı gözün nergisi büyüyle büyülemediği bir an var mı?

2. Donuk gönüllü zahit aşkı inkâr etse şaşılır mı? Ölçüsüz bir tabiat, ölçülü bir şeklin hayalini kuramaz.

3. Ey şah, gözyaşıma bir bakış edeceğini umuyorum; çünkü cömert olan dilenciyi eli boş çevirmez.

4. Belki zülfünün gecesi (Leylâ'sı) onu bağlar diye gönül öyle delilikler eder ki Mecnun bile onları etmez.

5. Ca'fer senin dudağını ve dişlerini ağzına aldıkça, nazmı can saçan, saklı inci olmaz sanma.

Edebî ve Tarihî Yorum

Mevzun ve Nâ-mevzun

İkinci beyit neredeyse tamamen Farsça ve Arapça kelimelerle, Farsça tamlamalarla kurulmuştur ve Erünsal onu bu türden beyitlere örnek gösterir: "Münkir-i ‘ışḳ olsa ṭañ mı zāhid-i efsürde-dil / Ṭab‘-ı nā-mevzūn ḫayāl-i şekl-i mevzūn eylemez." Beytin nüktesi "mevzūn" kelimesindedir. Kelime hem ölçülü, düzgün, biçimli hem de vezinli, ölçülü söz demektir. Donuk gönüllü zahidin tabiatı "nā-mevzūn"dur, yani ölçüsüzdür ve şiirden anlamaz; böyle bir tabiat, sevgilinin "mevzun", yani biçimli boyunu hayal edemez. Zahidin aşkı inkâr etmesi bu yüzden şaşırtıcı değildir. "Eylemez" redifinden önce "-ūn" kafiyesi gelir: ciğerḫūn, meftūn, mevzūn, maġbūn, Mecnūn, meknūn.

İlk beyit iki soruyu üst üste koyar ve cevabı okura bırakır: sevgilinin şevkinin laleyi bağrı kanlı etmediği, cadı gözün nergisi büyülemediği bir an yoktur. Lalenin içindeki kara leke "ciğeri kanlı" olmanın, nergisin baygın görünüşü de büyülenmişliğin işaretidir. Üçüncü beyitte âşık kendini dilenciye, sevgiliyi cömert bir şaha benzetir; cömert olan dilenciyi "maġbūn", yani aldanmış ve eli boş bırakmaz.

Leylâ'nın Gecesi

Dördüncü beyitte "leylī" kelimesi hem gece hem Leylâ'yı çağırır. Zülfün gecesi gönlü bağlasın diye gönül öyle delilikler eder ki Mecnun bile bu kadarına varmaz. Mahlas beyti Kur'an'da cennetteki hurilerin anlatıldığı yerde geçen "saklı inci" ifadesini hatırlatan "dürr-i meknūn" sözüyle kapanır: Ca'fer sevgilinin dudağını ve dişlerini ağzına, yani sözüne aldıkça şiiri can saçan bir inci olur. Nüsha farkları kelime sırası ve iyelik ekiyle ilgilidir: Erünsal'ın tezine göre Paris nüshası dördüncü beyitte "ider kim" yerine "kim ider", Manchester nüshası son beyitte "dehānına" yerine "dehānuña" der. Nazmî'nin mecmuasına bu gazel girmemiştir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 371-372, gazel no. 66. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
  • İsmail E. Erünsal, "Ca‘fer Çelebi'nin Edebî Kişiliği", Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı giriş bölümü, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 58 (Farsça ve Arapça ağırlıklı beyitler). ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 66 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182

Çevrimiçi kaynaklar