Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Yāra vaṣl oldum ‘aceb devletlü cānum var imiş
Gerçi pīrem dōstlar baḫt-ı civānum var imiş
Aġzınuñ sırrını keşf itdüm ser-i mūy imiş ol
Gör ne ṭab‘-ı mū-şikāf u ḫurdedānum var imiş
Sīnede buldum ḫayāl-i leblerin bildüm henüz
Kim daḫi bir ẕerrece cismümde cānum var imiş
Cān virürken menzilin kūyında görüp didi dil
Şükr li’llāh kim bihişt içre mekānum var imiş
Düşde gördüm Ca‘ferā zülfin didüm ta‘bīr idüp
Minnet Allaha kim ‘ömr-i cāvidān var imiş

Günümüz Türkçesiyle

1. Sevgiliye kavuştum; meğer ne talihli bir canım varmış. Dostlar, gerçi yaşlıyım, ama meğer genç bir bahtım varmış.

2. Onun ağzının sırrını çözdüm, meğer bir kılın ucu kadarmış; bak, ne kılı kırk yaran, ince görüşlü bir tabiatım varmış.

3. Göğsümde onun dudaklarının hayalini buldum; anladım ki bedenimde daha zerre kadar canım varmış.

4. Can verirken onun mahallesinde kendi konağımı görüp gönül dedi ki: "Şükür Allah'a, cennette bir yerim varmış."

5. Ey Ca'fer, rüyamda onun zülfünü gördüm, yorumlayıp dedim ki: "Allah'a minnet, ebedî bir ömrüm varmış."

Edebî ve Tarihî Yorum

"Varmış"

Her beyit bir keşfin şaşkınlığını taşır ve bu şaşkınlık redifin kendisindedir: "var imiş", yani "varmış". Türkçede "-mış" eki, sonradan farkına varılan, hayretle öğrenilen bir durumu anlatır; âşık da sevgiliye kavuşunca, onun ağzının sırrını çözünce, ölürken mahallesinde bir yer bulunca, kendinde daha önce bilmediği bir şeyin bulunduğunu fark eder. Kafiyede "-ānum" sesi döner: cānum, civānum, ḫurdedānum, cānum, mekānum; son beyitte "cāvidān" bu kalıba yakın bir sesle kapanır. İlk beyitte yaşlılıkla genç baht karşı karşıya gelir: âşık yaşlıdır ama vuslata erdiği için bahtının genç olduğunu anlar.

İkinci beyit divan şiirinin sevgilinin ağzını yok denecek kadar küçük gösteren mazmununa dayanır. Âşık ağzın sırrını çözmüş ve onun bir kıl ucu (ser-i mūy) kadar olduğunu bulmuştur; bunu bulabildiği için de kendi tabiatının "kılı kırk yaran" (mū-şikāf) bir incelikte olduğunu övünerek söyler. Kıl ile kılı kırk yarmak arasındaki bu ses ve anlam bağı beytin nüktesidir.

Cennetteki Yer ve Ebedî Ömür

Dördüncü beyitte âşık can verirken sevgilinin mahallesinde kendi yerini görür ve bunu cennette bir yeri olduğunun müjdesi sayar. Mahlas beyti bir rüya tabiriyle kapanır. Âşık rüyasında sevgilinin uzun zülfünü görmüş ve bunu ebedî bir ömrün işareti olarak tabir etmiştir; zülfün uzunluğunu ömrün uzunluğuna bağlayan bu tabir, divan şiirinde sık kurulan bir benzerliğe dayanır.

Tezde gösterilen farklar dördüncü beyitte toplanır: Paris nüshası "menzilin" yerine "menzil-i", "görüp" yerine "gördi", Hâlet Efendi nüshası "dil" yerine "ol" okur; ikinci mısra Paris nüshasında "Şükr yine", Ayasofya ile Hâlet Efendi nüshalarında "Ḥamd li'llāh" diye başlar. Nazmî bu gazeli derlemesine almamıştır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar