Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ḥālümi ṣorma benüm cānā nedür senden cüdā
Ḥāli n’olur ‘andelībüñ düşse gülşenden cüdā
Ne ḳara günler gelürse gelsün ey meh başuma
Gitsün ol gün gelmesün kim ben olam senden cüdā
Sevgü olmadı belā oldı senüñ mihrüñ baña
Görmesem bir gün seni cānum olur tenden cüdā
Ṣorma dil ḥālin baña sen yeg bilürsin anı kim
Çoḳ zamāndur ol senüñledür olup benden cüdā
Şehsüvārum gitse Ca‘fer dāġ-ı derd urur dile
Yolda mir‘at kim olur ol na‘l-i tevsenden cüdā
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey can, senden ayrıyken hâlimin ne olduğunu sorma; bülbül gül bahçesinden ayrı düşse onun hâli ne olur?
2. Ey ay yüzlü, başıma ne kara günler gelirse gelsin; yeter ki senden ayrı düşeceğim o gün gelmesin, gitsin.
3. Senin sevgin bana sevgi olmadı, bela oldu; seni bir gün görmesem canım tenimden ayrılır.
4. Gönlün hâlini bana sorma, onu sen daha iyi bilirsin; çünkü o çoktandır benden ayrılmış, seninle beraberdir.
5. Ca'fer, süvarim gidince gönlüme dert dağı vurulur; tıpkı yolda o atın nalından ayrılan ayna gibi. (İkinci mısraın nüshalarda iki ayrı okunuşu vardır.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Gelsin, Gitsin
İkinci beyit, Erünsal'ın girişinde iki ayrı yerde örnek olarak karşımıza çıkar. Birincisinde vezin için yapılan bir uzatmaya dikkat çeker: "Ne ḳara günler gelürse gelsün" sözündeki "ne" uzun okunur ve böylece mısra gündelik konuşmanın vurgusuna yaklaşır. İkincisinde aynı beytin kelime seçimini anar: "gel-" ve "git-" fiilleri bugün de konuşma dilinde aynı biçimde kullanılır. "Başıma ne kara günler gelirse gelsin, yeter ki o gün gelmesin" cümlesi beş yüz yıl sonra da bir çeviriye ihtiyaç duymaz. Gazelin gücü bu sadelikten gelir; "cüdā" (ayrı) redifi her beyitte ayrılığı başka bir yönden tartar.
İlk beyitte âşık kendi hâlini bülbülün hâliyle karşılaştırır: gül bahçesinden ayrı düşen bülbülün durumu, sevgiliden ayrı âşığın durumudur. Üçüncü beyitte "mihr" yine iki anlamlıdır; sevgi, âşık için belaya dönmüştür ve bir gün görmemek canın tenden ayrılması demektir. Dördüncü beyit küçük bir nükte taşır: âşık gönlünün hâlini sorana cevap veremez, çünkü gönül çoktan ondan ayrılıp sevgilinin yanına gitmiştir; soruyu cevaplayacak olan sevgilinin kendisidir. Kafiyeyi senden, gülşenden, tenden, benden ve tevsenden kelimeleri taşır.
Nal, Ayna ve Ateş
Son beyit gazelin en kapalı yeridir. Sevgili ata binmiş bir süvari olarak düşünülür; o gidince âşığın gönlüne bir dert dağı, yani kızgın demirle vurulmuş bir yara izi kalır. Benzetmenin ikinci yarısı, Erünsal'ın 2018 baskısında "Yolda mir‘at kim olur ol na‘l-i tevsenden cüdā" biçimindedir: yolda, o atın nalından ayrılan ayna. Bu okuyuşta nalın toprağa bastığı yerde bıraktığı parlak, hilal biçimli iz aynaya benzetilmiş olabilir. Paris, Hâlet Efendi ve Ayasofya nüshaları ise tezdeki kayda göre "yolda her od kim" der: yolda o atın nalından kopan her ateş. Bu ikinci okuyuşta at koşarken nalın taşa çarpmasıyla çıkan kıvılcımlar âşığın gönlünü dağlayan ateşe dönüşür ve benzetme daha açık hâle gelir. Aktarımda baskıdaki metin esas alınmıştır; beytin iki türlü anlaşılabileceği burada belirtilmekle yetinilmiştir. Tez ayrıca Manchester ve Kahire nüshalarının dördüncü beyitte "anı kim" yerine "āh kim" okuduğunu kaydeder.
Kaynakça
- İsmail E. Erünsal (hzl.), Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 319-320, gazel no. 8. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-211662/taci-zade-cafer-celebi-divani.html
- İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, Doktora Tezi, University of Edinburgh, 1977, c. 2, gazel no. 8 (nüsha farkları). https://era.ed.ac.uk/handle/1842/17182
Çevrimiçi kaynaklar






